Etik Kurallar Kim İçin?

Haluk Alan

Bu gün biraz netameli bir konudan söz edeceğiz. Aslında konunun bizatihi kendisi netameli değil. Ancak icra aşamasına gelindiğinde yaşanan tuhaflıklar yüzünden  ve maalesef bazı zevatça kendi menfaatleri yönünde yapılan yorumlara kurban gitmesi hasebiyle netameli duruma düşen önemli bir değerler manzumesinden; bugün  ETİK değerlerden söz edeceğiz. 

Öyleyse önce etiği bir tanımlayalım: “meslek üyelerinin, gerek kendisine, gerek mesleğine, meslektaşlarına ve gerekse topluma karşı sorumluluklarını yerine getirirken kullandığı yol gösterici ve “iyi olarak” kabul edilen kurallar bütünüdür.” Herhangi bir mesleği uygularken meslek elemanları mesleki etiğe ne kadar bağlı kalırlarsa o meslek toplum gözünde o kadar saygı ve güven kazanır. (Son zamanlarda yozlaşan hasta hekim ilişkilerinde asıl neden nedir acaba?). Bu bağlamda ele alındığında etik değerlerin ne derece önemli olduğunu anlıyoruz. 

Sn. Doç.Dr. Ö.Faruk GENÇKAYA’nın ifade ettiği şekliyle etik kural uygulayıcıları; “yükümlülüklerini yerine getirirken yansızlık, nesnellik, dürüstlük içinde olmalı ve kendi konumlarını kişisel, özel, parasal ya da partizan amaçlarla kullanmaktan kaçınmalıdır.”  Oysa etik kurallar bizde kimi zaman bu yazılanların dışında adeta bir cezalandırma unsuru olarak kullanılmaktadır. Bir zorlama ve mecburiyet gibi algılatılmasından öte etik, yukarıdaki tanımlamada olduğu gibi, birey olarak kişinin zaten kendisinde olması gereken bir değerler bütünüdür. Gerçekten herkesin etiği; bizatihi kendini uymak (mecburiyetinde değil) arzusunda hissettiği ve bu duyguyu içselleştirdiği değerler manzumesi olarak görmesi gerekmez mi? Çok uzun zaman önce St. Augustine bunu şu şekilde dile getirmiş;  “yasalar insanların kalplerinde yazılı olmalıdır”. Ben bunu “vicdanlarında” olarak kabul ediyorum.  Yapılanların nihai hesaba henüz çekilmediği, ancak bunun dünyadaki izdüşümü kabilinden, içsel bir hissiyat telakkisindeki  vicdandan söz ediyorum…Vicdanın olduğu yerde haksızlığa, yanlılığa, enaniyete, kıskançlığa ve fesad-ı  ahlaka yer yoktur.

Her yerde etik kurallardan söz ederiz.  Hekimler kadar bu konuda mangalda kül bırakmayan başka bir teşkilat var mıdır bilmiyorum. Ne var ki, mangalda kül bırakmayanların, rakip gördükleri kişileri saf dışı bırakmada karanlık yollarını aydınlatan bir ışık, sıkıştıklarında bir çıkış (çoğunlukla kaçış) yolu olarak  kullandıkları etik kurallar, sadece “ötekilere” değil, her an herkese lazım olacak değerlerdir. Etiğin ruhunda yansızlık, nesnellik ve dürüstlük yatar. Etiğin sizi de ilgilendirdiği gerçeği bir gün ötekileri tarafından hatırlatılarak adeta yüzünüze vurulduğunda,  kısacası iş başa düştüğünde; siz “çevir  gazı yanmasın”  kavlince farklı yollara tevessül etmeye kalkarsanız inandırıcılığınızı yitirirsiniz. Diğer bir değişle, bunu kendiniz dışındaki herkese uygulamaya kalkar, üstelik bunu bir cezalandırma unsuru olarak kullanır ama işin ucu size  dokunduğunda da yokmuş gibi davranırsanız gülünç duruma düşersiniz.  Etik kurallar olmazsa doğru bir yolda ilerleyemeyiz. Gençkaya hocanın da yazısında geçtiği üzere; bu doğru ama kurallar hakkaniyetle  ve tam bir  eşitlikle uygulanmak mecburiyetindedir. Yansız , nesnel, dürüst ve net olmalıdır. Bir kural varsa bu kuralın yorumu olmaz, kişiye özel etik kural işletemezsiniz.  Örneğin siz bir hekimin neler yaptığı ile ilgilenmek yerine  tabelanın metrajıyla ilgilenir ancak diğer taraftan hekim dahi olmayanların adeta hangi katliamları yaptıklarına kayıtsız kalırsanız  bu doğru bir  yaklaşım olamaz. O zaman etik kurallar çerçevesinde kalmaya gayret eden  çalışanları adeta cezalandırmış olursunuz.  Elbette yasal prosedür çerçevesinde işlemler yapılacaktır, yeri geldiğinde tabelayla da ilgileneceksiniz ama bu da dahil olmak üzere görevinizi hakkaniyet ölçüleri içinde ve adil olarak yerine getireceksiniz.  Madem , etik diyoruz o zaman etik kuralların uygulanmasında da etik davranacağız ki; inandırıcı olalım.  Yoksa gerisi laf-ü güzaftır.

YORUM EKLE