Fanustaki çocuklar

Çocuk yetiştirmenin ne denli güç bir sorumluluk olduğunuanneler ve babalar çok iyi bilirler. Bu sorumluluk belki günümüz dünyasındaaynı zamanda sorun olarak da ele alınabilecek hale geldi. Bunca caydırıcı vedikkat dağıtıcının ortalıkta cirit attığı dikkate alındığında sorumluluğu niçinsorun olarak ifade ettiğim daha kolay anlaşılacaktır. Her gün gazetelerin 3.sayfalarında kişileri hayrete düşüren ya da kanını donduran tuhaf olaylardansöz ediliyor. Tacizin neredeyse “bu kadarcık zaten oluyor canım” diyecekboyutta normalize edildiği çarpık ilişki modellerinden, karısını öldürmeyekadar geniş bir yelpazede yaşanılanlara hemen her gün şahit oluyoruz.


İnsanlar yaşadıkları ve gördükleri bu türlü olaylarkarşısında kendilerini ve sevdiklerini koruma iç güdüsüyle hareket ederler. İçgüdü bu şekilde ortaya çıksa da verilecek cevap farklı olabilir. Kimi zamanaşırı korumacı, kimi zamanda boş verici bir yaklaşım uygulanabilir. Bazen deiki uç arasında muallakta kalınabilir. Aşırı uçlarda ve birbirlerinden tamamenzıt bu davranış  modeli takdir edersinizki, yararlı bir sonuç doğurmaz. İyi niyetle yapılan desteksiz ve bilinçsizdavranış uygulamaları kardan çok zarar verir. Sadece engelleyici olmak,yargılayıcı iletişimi seçmek ya da küserek iletişimde bulunmamak bir işe yaramadığı gibi aksine sonuçlarındoğmasına da neden olabilir. Sadist ruhlu tipler hariç, hiçbir ebeveyninçocukları kötü olsun diye uyguladığı bir terbiye modeli olamaz. Ancakterapilerimiz içinde öyle durumlarla karşılaşıyoruz ki, yapılmak istenen,ulaşılmak istenenle elde edilen arasında geceyle gündüz kadar farklarolabiliyor.

Aşırı korumacı yaklaşımla kötülüklerden uzak tutmaya çalıştığımızçocuklarımız sonuçta bütünüyle savunmasız bir kimliğe sahip oluyorlar. Her anher yerde o korumacılığı bekler oluyorlar. Aşırı korumacılık fanusta yetişennarin kimliklerin gelişmesine neden oluyor. Daha sonra aynı kimliklerdenkarşılaştıkları sorunlara sadece kendilerinin bir çözüm bulmasını bekliyor,özgüvenli etkin bir kimlikte olmalarını ve her zaman bu şekilde davranmalarınıistiyoruz. Yaptıklarımızla beklentilerimizin uyum içinde olup olmadığına bakmadan…


İstanbul’da kazandığı üniversiteye gidinceye kadar belediyeotobüsü kullanmayan bir bayan danışan… İstanbul’da bir gün belediye otobüsündegiderken (tahmin ettiğiniz üzere sıkış-tepiş yolcuların arasında ) arkasındanhafif hafif ittirildiğini hissetmeye başlıyor. Tam o sırada sürücünün ani birfren koymasıyla birlikte arkasındaki densiz, bayanın üzerine abanıyor. Olayınşokuyla beraber yaşanan hengameden kendini zor kurtarıyor ama o esnadayaşanılanları unutamıyor. Bana getirildiğinde yaşadığının tacizden öte olduğunuve bunu kaldıramayacağını söylemişti. İlerleyen seanslarda olayı en baştaabartılı olarak değerlendirdiğini kendisi ifade etti. Başarılı bir terapisüreci sonrasında İstanbul’a okuluna geri döndü. Bir ara ziyaretime geldiğinde,“metrobüslerle aran nasıl?” diye sordum. “Ayakta gidecek kadar yerbulabiliyorsam sorun yok…” dedi.

Ailenin hikayesinden de biliyorum ki, ailezamanında aman evladımın zamanı boşa gitmesin, yollarda telef olmasın,yorulmasın, kötü şeyler başına gelmesin diye aşırı korumacılığa başvurmasaydı,danışanımız kimi zaman diğer arkadaşlarıyla birlikte belediye otobüsleriyle,kimi zaman da minibüslerle yolculuklar yapıp o dünyadan haberdar olabilseydibelki de o yaşadığı olayı daha rahat atlatacak, sıradan adi bir vak’a olarakkabul edebilecekti.


Evlatlarımız…elbette koruyup kollayacağız, daha rahat vekonforlu bir yaşam sunacağız ama yaşamın gerçeklerinden uzak tuttuğumuzdaonlara yardımcı değil, köstek olduğumuzu da bileceğiz. Onları kimi zaman sırçasaraylarından çıkartıp, cesaretlerini sağlamak adına hayatın tam merkezineçekmeyi de bilmeliyiz. Onlara destek olmak, kendi çektiğimiz zorluklardanonları korumak güzel ama onları hayatın zorluklarına hazır hale getirmek gibibir görevimizin olduğunu da unutmamalıyız.

Onları cesaretlendirmek, kendiayakları üzerinde durabilecek yetenekte olduklarını hissettirmek ve bütünyönleriyle yaşama hazırlamak daha doğru bir davranış olacaktır.

YORUM EKLE