FARKINDA YAŞAMAK

Farkındalık; kişinin dikkatini anlık yaşantılarına yönelterek yeniden düzenlemesidir. Şimdiye odaklanmaktır. Bu anda kişi kabullenici ve yargısızdır. Farkındalık, Budist geleneğinde bir meditasyon türü olarak biliniyorsa da aslında tasavvuf öğretileri içinde öteden beri bilinen bir alıştırmadır. Hepinizin bildiği Mevlana’nın şu sözleri bu gerçeği gözler önüne serer gibidir: “dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım”.

Anın farkındalığında birey o an’ın içinde, yaşamın tam ortasında yer almaktadır. O an’ı deneyimleyen birey bunun bilincinde olup, aynı zamanda bir “kabulleniş” yaşamaktadır. Kabul etme kavramı bu bakımdan önemlidir. Kabul etme bilinçli yaşamanın önemli adımlarından biridir. Değişim ve gelişim yaşamak isteyen bir birey farkındalığı takiben kabul etmeyi de başarabilmelidir. Ancak bundan sonra esaslı bir değişim ve gelişimden söz edilebilir.

Farkındalık deyimindeki yargısızlık geçmiş deneyimlere bağımlı kalmamaktır. Diğer bir deyişle geçmişte yaşamamak, o anki deneyime odaklanabilmektir. Oysa günümüz dünyasında takmak, takılı kalmak en olağan durumlar gibi görünüyor. Bir tartışma düşünün, hemen herkes tartışma esnasında kendini haklı göstermeye yönelik çabaların içine girer. Bunun için gereken ne varsa yapılır. Hatta o kadar ileri gidilir ki, çok eski zamanlarda kalmış kimi konular küflenmiş yerlerinden günümüz dünyasına taşınarak gündem oluşturulur. Şimdiye kadar defalarca gündeme getirilen ancak bir türlü tamamlanamayan konular kapatılamaz ve her tartışmada mutlaka başköşede yerlerini alırlar.

Şüphesiz sadece karşınızdaki kişiyle olan konuşmalarda değil, kişinin kendi deneyimleri ve geçmiş yaşantısı için de aynı durum söz konusudur. Birey geçmiş yaşantısında o anki şartlar doğrultusunda verdiği kararlardan, bir hayli zaman sonra kendini sorumlu tutabilmekte ve belki de yargılayabilmektedir. Yasal anlamda bir davanın dava olmaktan düşebileceği zaman aşımına rağmen kişi kendi dünyasındaki açmazına takılı kalmakta ve ondan bir türlü kurtulamamaktadır. Bu tür takılı kalınan konular her defasında adeta yenilenerek gündeme gelmektedir. Her defasında bir başka bakış açısıyla ele alınabilmektedir. Bu özelliği bireyler aslında çözüm yollarını oluşturmakta kullansalar inanın çok farklı çözümlere ulaşırlar ve an’ın farkındalığını rahatlıkla yaşarlar.

Yaşam yapısı gereği, A.Ellis’in deyimiyle bir “akıştır”. Yaşamın bütününe baktığımızda küçük, anlık kompartımanlardan meydana gelmiş bir bütünü görürüz. Aslında biz beceremesek de yaşam işte bu anların bizatihi kendisinde yaşana gelmektedir. Ne var ki, biz ölümlüler için bu pek zordur. Bizler an’da kalmayı çoğu kez başaramıyor; ya geçmişin küflü labirentlerinde ya da geleceğin belirsizliğinde kahrolup gidiyoruz. Takılı kalmak bir zamanlar yaşamda kalmayı sağlamış şemalarımıza olan bağımlılığımızdan kaynaklanmakta ve tekraren devam etmektedir. Yargılayan ve bunu da insaf sınırlarının çok ötesinde süper ego baskısı altında yapan bizler maalesef o anın muhteşem gücünden yararlanamıyoruz. Kişiyi çoğu zaman çözümsüzlüğe iten bu durum; acıysa acı, sevinçse sevinç, o anki deneyimi yargılamadan kabul ederek ve onunla ilişki halinde olarak kalındığında anlam kazanır.

Yaşanılan bir olay karşısında, “şimdi ne oluyor?” sorusuna cevap bulup, aynı zamanda o an’ı bedensel ve zihinsel anlamda yargısız bir şekilde deneyimliyor, yani kabul ediyor olduğunuzda an’ın farkındalığını becerebiliyorsunuz demektir. Öyle çok müştemilatlı şeylere gerek yok aslında… Öncelik mutlaka “ne” sorusuna cevap aramak olmalıdır. Bu sizi objektif bir değerlendirmeye yönlendirecektir. Nasıl ve niçin soruları yüklü sorular olup sizi yanlı yorumların içine itebilir. Eğer ortada bir problem varsa gerektiğinde bunun çözümü için farkındalık ve kabul aşamalarının sonrasında, “şu an ben ne yapıyor ve ne yaşıyorum?” sorularına cevap aranır. Hemen akabinde de, “aslında kendi yararıma şimdi ne yapabilirim?” sorusu ile süreç tamamlanabilir.

 

YORUM EKLE