FAZIL SAY’LA “SUYA YAZILAN” KİTAP SÖYLEŞİSİ

Uluslararası gazeteci kimliği bulunan Denizlili mimar- yazar Süleyman Boz, Sanatçı Fazıl Say’la suya yazılan kitabı üzerine söyleşi yaptı. Sanatçı Fazıl Say’la, Süleyman Boz arasındaki dostluklarını yıllardır biliyorum. Mimar Süleyman Boz’un yaptığı söyleşi geçtiğimiz haftalarda Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlandı. Bir solukta okunan söyleşiye gelin birlikte göz atalım.

FAZIL SAY KİTABI: “SUYA YAZILAN”

Süleyman Boz Piyanodaki ustalığı, besteleri ile Dünya’da iyi tanınan bir sanatçımız O. Sadece mesleğinin sınırlarından Dünya’yı seyretmekle yetinen biri değil. Ülkesinin, halkının, Dünya’nın, sorunları ile dertlenen, düşüncelerini her ortamda ifade eden, her anlamda sınırları (hat) aşan bir “eylemli aydın”. Çevreci, kültür elçisi, yetenek avcısı, baba, eğitmen, yardımsever, yapıcı, kırılgan, “çocuk gibi”, romantik, sert dilli, muhalif, savaşçı.. Ona söylenen sözlerden bazıları. O bunlara aldırmayıp işinin en iyisini yapmayı, internet kanallarından düşüncelerini söylemeyi, iyilik peşinde koşmayı sürdürüyor. Onun konumundakilerin çoğu sosyal medyayı zul sayar. O ise bu modern kanalları bir mücadele, aydınlatma aracı olarak virtüöz maharetiyle kullanıyor. Videoları, yazıları, cesareti ile karanlığı yarmayı sürdürüyor. Fazıl Say’dan söz ediyoruz.

SUYA YAZILAN adlı 4. Kitabı ile yine epey gündemler yaratacak. Sosyal medyadan paylaştığı, anılar, anekdotlar, tavsiyeler, eleştiriler, konser gezilerinden oluşan yazılar da var kitapta. Müzikle uğraşan, sanatsever herkesin başucu kitabı olacak, “olgunlaşmış” ama “delikanlılığı” elden bırakmayan bir yurtseverin çığlıkları adeta..

Fazıl Say ile Söyleşiyoruz;

Süleyman Boz- Sevgili Fazıl, nereden çıktı kitap fikri? 50. Yaşına bir armağan mı? Corona günleri, iç sesini duyma fırsatı mı yarattı? Op. 85- Op 95 arasında Corona imzası var! Bu günlere dair ne söylersin?

Fazıl Say- Kitaplarımın hepsi aslında sosyal medyada yazdığım yazıların edit edilmesi, gözden geçirilmesi sonucu basılanlardır. Yazar değilim, müzisyenim. Tarihe de not düşme sorumluluğum var. Demokrasi, özgürlük, sanat adına. Kitaplarım sorumluluğumun ifadesidir. Mart başında, Opus 85 Şahmeran’ı bitirmiştim. Corona süresince sonatlar , konçertolar besteledim. 8 şarkılık “Şu Dünyanın Sırrı” albümünü besteledim. Ekimde çıkıyor. Bu da Op.89. Ama beni en çok mutlu eden, TBM Meclisi’nin 100. Yılı için bestelediğim “Şükran Türküsü” oldu. Tabi bir de bu kitabı hazırladık.

SB- Sevgili Fazıl; Kitap bazen günlük gibi, Cibran ya da Osho kitabı gibi öğütlerle dolu, yer yer matrak anılarla fıkra kitabı gibi. Beethoven sonatlarına dair bölümlerle ders kitabı gibi. Filmler, ressamlar, kentler, hayata dair her şey var. Edebiyatta yeni bir tür mü yaratıyorsun?

FS- Çok haklısın. Kitabım; Genç sanatçılara tavsiyeler, sanatseverlere bilgilendirmeler gibi anlaşılabilir. Aslında ben kendimle konuşuyorum, kendime tavsiyelerde bulunuyorum. 50 yaşımdayım. Kitabı okuyanlar; “Genç değilim ama bana da tavsiye gibi geldi kitabın, hayatla 2 iç içe senin tavsiyelerin, sadece müzikle ilgili değil.” Diyorlar. Felsefi bir yörüngeden söz ediyorum. Belli bir yolda ısrarla gitmelerini öneriyorum. Kendime öneriyorum. Değişmeyen tek şey değişimdir. Paylaşmak güzel şey. Yeni fikirler ve yeni metotları paylaşmak için yazdım. “Akılla Bir Konuşmam Oldu” kitabı sonrası özellikle bu kitabımda çok fazla kendi kendime olan yaşam koçluğu felsefesi öne çıktı. Oradan oraya konserler için (Yılda 130 adet) koşuşturduğumda ruh ve fiziksel olarak çok yorucu tempomda kendimle çok başbaşaydım. Bir yalnızlık savaşıydı bu aynı zamanda. O yüzden kendime, daha çok da genç sanatçılara tavsiyelerim oldu.

SB- Arada iktidarlarla çatışıyorsun. Boykotlar, baskılar, davalar, yıldırma girişimleri.. Üstüne vazife olmayan işlerle uğraştığın aklına geliyor mu? Bir insanın kendini aklama zorunda bırakılmasını nasıl anlatırsın?

FS- İktidarlarla hemfikir olmadığımız konularda fikrimizi hep söyledik, hep de söyleyeceğiz. Sanatçı olarak özgürlükler, demokrasi için mücadele ettim. Beni çok etkileyen sansüre uğradığım dönemler oldu. İhanetler de var. İllaki sansürü iktidar, filanca cemaat, yapıyor diye bir şey yok. Bakıyorsun kendi meslektaşların kıskançlığı altını oymuştur. Sansür genel olarak, ülkemizin son 10-15 yılında sanat ve muhalif sanatçılar için kötü bir dönem oldu. Yaptırım, baskı, medya üzerinden falan.. Bunun içinden hepimiz yara bere içinde çıktık. Hayyam rubaisini retweet ettim diye ceza alıp yargıtaydan davanın düşmesi dönemini içeren 4-5 yılı hayatımızdan çalınmış gibi değerlendiriyorum. Düşünsene, Londra, Hamburg, Berlin’de konser yapmışsın, ülkene dönmüşsün, havaalanından Kartal Adliyesine ifade vermeye gidiyorsun! Filanca cemaatin şikayeti varmış, konusu dinmiş.. Adnan hocacılarmış.. Din tüccarlarının eline düştü bir dönem. Temizlenmesi için hepimiz mücadele ettik. En sonunda iktidarın kendisini de yedi bu işler, buna şahit olduk. “SANAT DÜNYAYA HAYKIRMALI!”

SB- Önümüzdeki 50 yıla bakalım biz. Türkiye’deki müzik ve sanat eğitimine çok değiniyorsun. Kadro, “Memur sanatçılar” konusu.. Devletin sanata, sanatçılara şaşı bakışı, “üvey evlat” tavrı, önyargılar nasıl değişir?

FS- “Dünya Mükemmel Olmadığı için sanat var” der Tarkowskij. Sanat bir şeye cevaptır. Biz Bach, Beethoven çalıyoruz ama aslında kendimizi çalıyoruz. Kendimizi, ülkemizi sanatla ifade ediyoruz. Mesela Aşık Veysel’in “Kara Toprak” türküsünden etkilenerek yaptığım bestem, çağdaş Türkiye’nin piyano sesine dönüştü. Dünya’da bir marka oldu. Sanat Dünya’ya haykırmalı. Sanatçının içinde o haykırış, ifade yoksa bunun adı “Memur Sanatçılık” oluyor. Müziği sevdirme yerine küstürüyor. Bunun önüne geçmek için hevesli genç sanatçıların o kadrolarda olması lazım. İDSO, ADSO, Adana vd. kadrolar açık, orkestralar eksik. Yıllardır sanatçı alınmıyor. Dünya ile iç içe bir Türk sanatı olması için sistemin tümden ele alınması gerekiyor. Kitabımda bunlara geniş yer verdim. Kavga çıkarmak için değil, ülke iyiliğine, hayrına.. “Memur Sanatçı” bir kavram. Çalışan sanatçılar üstüne alınmasın lütfen. Konu memleket konusu..

SB- Hocalarını anlattığın bölümlerde bir hüzün çöküyor. Faruk Güvenç’in Gündemir ile ilgili katı değerlendirmesi.. Usta-Çırak ilişkisi önemli midir müzikte?

FS- Müzikte Usta-Çırak ilişkisi çok çok önemli Süleyman. Ailenden bile daha fazla, daha yakın, ustalarla vakit geçiriyorsun. Mithat Fenmen, Kamuran Gündemir ve Davit Levine hocalarımla haftanın uzun saatlerinde bu sanatın ustalığını öğrenmek için birlikte olurduk. Kamuran hocam çok değerlidir. 1982 sonrası 5-6 yıl, 12-17 yaş arası önemli dönemimde benim gelişimimi o sağlamıştır. Türkiye’deki sanat ortamında birbirini yemeceler, kuyu kazmacalar Dünya’dakinden daha sert ve vahşi oluyor. Kamuran hocamı da kendi camiası, bezdirmiş, harcamıştır. Bunun üzüntüsünü yaşardı. Bize anlatırdı. Hocamı ben savunuyorum. Bize çok şey öğretti, emek verdi. Onun yolundan gittik. Her zaman ölene dek ziyaret ettim. Benim gelişimimden Dünya’da yaptıklarımdan gurur duyardı. Benim ustamdı..

DENİZLİSPOR’A SEMPATİ DUYUYORUM

SB- Sahi, ne olacak bu Fener’in hali? Biz (Horozlar) tahminin üzere bu sene yırttık! Çok yabancılı futbol ile Türk futbolu nereye varır?

FS- Biz Fenerbahçeliler, Ali Koç’un kulübün başına gelmesinden çok memnunuz. Futbolda işler iyi gitmedi. Türk futbolu Dünya’dan koptu. 1980’lere döndük. Ali Koç gibi güçlü bir liderle Fenerbahçe er ya da geç iyiye varacaktır. Denizlispor’a gelince de benim çok sempati duyduğum güzel bir takımdır. İnşallah hep Süper Lig’de kalır. Denizli gibi güzel bir kenti temsil eden bir takım aynı zamanda. İnşallah Süper Lig’de kalır, inşallah daha büyük başarıları da olur, onlar şuana kadar şampiyon olmadı benim bildiğim ama o günü de inşallah bir gün yaşarlar ve biz de beraber kutlarız, kadeh kaldırırız o işe

SB- Kitapta matrak bölümler de var. Kadir’in duvar delişi, babanın camdan televizyonu atışı, “Kapalı Çarşı” seslendirilişinde Şef John Axelrod ve Konzertmeister’in tepkisi, zenci olamayan Fazıl? Gündelik hayatta da esprili misindir?

FS- 30 yıllık turne hayatımda, 3000’den fazla konser verdim. Kimi zaman komik, kimi zaman trajikomik olaylar da yaşıyoruz. Nazım’ın Aspendos’ta sabote edilmesi, Burgaz Ada’da Sait Faik konserinde o gece(!) elektriklerin kesilmesi, Manisa’da Kadir Dursun’un piyanoyu salona almak için 3. Kat duvarını yıkması.. Dünyanın, Türkiye’nin halleri bunlar. Sonuçta biz robot gibi çıkıp çalmıyoruz. Bi sürü altyapısı var oraya çıkmanın. Kitabımda bu anılarımın da yer almasını, okuyucumun bilmesini istedim.

SB- 2020 Beethoven yılı. Son 3 yılda dehanın tüm sonatlarını çaldın , kayıtlarını bu yıla yetiştirdin. Bazı müzik dergilerinde , kendinden menkul eleştirmenler yorumunu yeriyorlar. Beethoven ve sonatları konuşalım mı?

FS- Bach, Mozart ve Beethoven için müziğin üç tanrısı denir. Beethoven’in 32 sonatı da kutsal kitap niyetinedir. Notaları 10 kg eder. Çok bilinen 16 Tanesini çalmıştım. Ayışığı, Patetik, Fırtına, Veda vd. gibi. 2020’nin Beethoven Yılı olacağını bildiğim için 2017 yılında tüm sonatlarını çalıp kaydetme projeme başladım ve bu yıl bitirerek yayınladım. Deha’dan hepimizin öğreneceği çok şey var. Kayıtlar çok güzel oldu. 10 milyona yaklaştık dinlenme sayısında. Alman Klasik Müzik Ödüllerinde Yılın Kaydı ve Enstrümantal Piyano Sanatçısı dalında aday gösterildik. Dünya’da çok beğenildi. Türk halkını Beethoven konusunda aydınlattığımı sanıyorum. Kitapta 20-30 sayfa deha üzerine anılarım, yazı ve yorumlarım yer aldı.

SB- Önünde 50 yılın daha var. Yeni projelerden, genç besteci ve piyanistlerle yapacağın işlerden, farklı kentlerdeki projelerden de konuşmak isterim? Senden, Ahmet Say’ı bile ikna edebilecek bir opera bekleyelim mi?

FS- Babam opera yazmamdan yana değil. Demode sanatlar arasında kaldığını düşünüyor. İlginç bir şey yaratılırsa, tasarım ve müzik olarak her şeyiyle, enternasyonel baabta ses getirecektir. Ben vokal değil, entsrüman bestecisiyim. Senfonik müzik ve piyano, bazen de şarkı besteliyorum. Olayı iyi bilmem, teatral dengeyi iyi kurmam, öğrenmem lazım. Hayatımda yaparım diye düşünüyorum ama sözünü de vermeyeyim.

SB- Mimarlığa ilgin nasıl, boş zamanlarında kentleri dolaşır mısın?

FS- Mimarlıkla ilgili çok derin bilgi sahibi değilim. Genel şeyleri, çağdaş mimarlığın önemli isimlerini, eserlerini vesaire bilirim. Ama senin gibi bir üstadın yanında, mimarlığı ancak oturup dinlemek isterim, öğrenmek için. “HER ZAMAN ŞİİRE İLGİM BÜYÜK!”

SB- Beslendiğin bir damar da Türk şiiri. Nazım vazgeçilmezin. Daha çok 2. Yeni fanatiği misin? Ahmet Arif, Dağlarca, Özdemir Asaf, Refik Durbaş, Küçük İskender’e de yer var mı şarkılarında?

FS- Aynen öyle!.. Şiir küçüklüğümden beri hayatımda yer alıyor. Gençliğimde de şiirler besteledim. İlk şarkılar gibi. Gelecek ay “Şu Dünya’nın Sırrı” adlı bir şarkı albümümüz de çıkıyor. Bu sefer eski Türk şairlerinden çok aldım; 2 Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Pir Sultan, Hayyam.. Yenilerden; Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Metin Altıok. Her zaman şiire ilgim büyük. Çünkü, şiirin müzikle olan bütünleşmesinden aldığım haz çok büyük.

SB- Çok teşekkür ederim sevgili Fazıl say. Kitabının okuru bol olsun. Eyy sevgili okur; her ne kadar adı “SUYA YAZILAN olsa da duygulandıran, hüzünlendiren, güldüren, düşündüren, öğreten, isyan ettiren, tutkularınızı körükleyen yazıları okuduğunuzda kalbinize yazıldığını fark edeceksiniz.

Kitap; müzik, sanat aracılığı ile bir dünyayı anlama kılavuzu adeta.. İkinci 50. Yılında esenlikler, başarılar, mutluluklar diliyorum sevgili Fazıl Say. SUYA YAZILAN/ Fazıl Say/ Romancı Yayınları/ 224 s./ Eylül…

Ülkemizin değerlerini ve ürettiklerini bilemiyoruz. Fazıl Say ülkemizin milenyum çağında aydınlık bir yüzüdür… O da bizim gibi sevinecek, ülkemizin sevinçlerine sevinecek, üzüntülerine üzülecektir. Onun Piyanoyu konuşturması ve binlerce seyirciyi hayran bırakması kolay değildir… Suya Yazılan kitabını alıp okuma fırsatı yakalayacağım. 

BİR KIZILDERİLİ ÖĞRETİSİ DİYOR Kİ:

Sosyal medyada Kızıldere öğretileri dolaşıyor. Bu öğretiler binlerce süçgeçten geçmiştir. ''Bir atın susuzluğunu giderdiği yerden su iç;

At hiçbir zaman kötü su içmez.

Kedinin yattığı yerde uyu, kurdun değdiği elmayı ye. Sivrisineklerin yerleştiği mantarları korkusuzca topla. Köstebeklerin kazdığı yere ağaç dik.

Yılanın ısınmaya durduğu yere ev yap.

Sıcak günlerde kuşların yuva yaptığı yere kuyu kaz.

Horozlarla beraber uyu ve uyan ki tüm gün için en sarı mısırlara ulaşabilesin.

Daha çok yeşillik ye, ki bir hayvandaki gibi güçlü bacaklara ve dayanıklı bir kalbe sahip olabilesin.

Daha çok yüzmeye git, ki dünyada kendini bir balığın kendini denizde hissettiği gibi hissedebilesin.

Daha sık gökyüzüne bak, daha az ayaklara,

böylece düşüncelerin daha net ve hafif olacaktır.

Konuşmak yerine, daha çok sessiz kal;

böylelikle ruhun sakinliğe ve huzura erebilecek."

Bizim atasözlerimizinde bir öğretisi vardır. Ve yol göstericidir. Kızılderili öğretisinin çok öğretici yönü var…

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 2030’UNCU GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen Konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz.

SALI’NIN SÖZÜ:

“Bir millet eğitim ordusuna sahip olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak eğitim ordusuyla mümkündür.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

Bir defasında hocama dedim ki: "Bir kitap okudum ama zihnimde kitaptan hiçbir şey kalmadı."

Bana bir hurma uzattı ve dedi ki: "Bunu ağzında çiğneyip ye."

Yedikten sonra sordu:

" Şimdi sen büyüdün mü ? :

" Hayır, " dedim.

Dedi ki : "Büyümedin ama o hurma vücuduna dağıldı; et oldu, kemik oldu, sinir oldu, deri oldu, tırnak oldu, hücre oldu..."

Anladım ki, okuduğum kitap da öyle dağılıyor ;

Bir kısmı kelime dağarcığını zenginleştiriyor. Bir kısmı bilgi ve irfanını artırıyor, bir kısmı ahlakını güzelleştiriyor, bir kısmı yazı ve konuşmada üslubuna incelik katıyor, bir kısmı hayata farklı bakmanı sağlıyor, bir kısmı içindeki sevgi merhameti artırıyor, bir kısmı özgüvenini artırıyor, düşünmeni, sorgulamanı tetikliyor, olaylar karşısında nasıl davranman gerektiğini öğretiyor... her ne kadar sen bunların farkında olmasan da.

Kitap okumak bir şeye yaramaz, çünkü kitap okumak çok şeye yarar ! O kadar çok şeye yarar ki neye yaradığını söylemek imkansızdır.

“İyi dostlar, iyi kitaplar, bir de huzurlu bir vicdan: İşte ideal hayat.”

~ M. Twain

YORUM EKLE