Fırsat ve Şans…

Fırsat ve şans... Bu iki kelîme ayrı gibi gözükse de temelde aynı olmaklaberaber 'biri olmadan diğeri olmaz' denkleminden öte bir şey değildir…Biliyorum yazının henüz başında yukarıdaki cümleyi çözmek için bir hayli çabaharcadınız, harcıyorsunuz. Daha girizgâhta bir düşünce buhranına sürüklemekistemem sizleri. Ancak biraz daha temeline inelim işin… 

 

Türk Dil Kurumu (TDK) 'Fırsat'sözcüğünü  'Herhangi bir şeyiçin en uygun zaman, uygun durum veya şart, vesile, okazyon' olarakaçıklıyor. 'Şans' kelîmesini ise 'Mantıkla açıklanamayan birtakımrastlantısal olayların nedeni olan güç, baht, talih, felek. Bir olayınolabilirliği. Bir kimsenin bilgi ve emeğinden çok rastlantı sonucu elde ettiğielverişli durum' şeklinde tanımlıyor. 'Fırsat' Arapça, 'Şans' ise Fransızcakökenli sözcükler. Amacım bu iki sözcüğün dilbilimsel açıdan tahlilini yapmakdeğil. Fakat bu iki kelîmeyi hayata eşlemek için çıkış noktalarını bilmekgerekir. Yani kavramı elde tutmak. Zira soyut şeyleri ifade etmek çok yürekister!..


Bir kişi için fırsat mı önceliklidir, şans mı daha elzemdir? Sanırım buradabiraz durup düşünmek gerekiyor. İnsanın önce şansı olmalı. Bu şans'kendisinde' olmalı ama. Bunu da öncelikle kendine vermeli. Diyelim ki bir kişihayatı boyunca hep üzülmüş, hüzün dolu sayfaların değişmeyen kalemi olmuş. Veher birliktelikten –bu her türlü birliktelik olabilir- yenilgiyi sırtlanıp daayrılmış. Diğer insanların da kendini üzeceğini düşünüp, hep bir savunmahalinde geçirmiştir yaşamını. Tüm insanları ezilesi bir böcek olarak görmüştür.Bu fikriyatta olan kişi, 'İnsanlarıgördükçe hayvanları daha da sevmeye başladım', 'İnsanlar aslında ne çok hayvanlara benzer' v.b gibisözlerle kendini toplumdan soyutlar ve bir yalnızlığa iter. Bu hayata karşı bir'küsme' ve 'yeniliş'tir. 


Peki ne yapmalı da hayata dönmeli? 


Önce kendine bir fırsat tanıyıp, karşısındakine ya da karşısındakilere şansvermeli. Değil mi ki hayat paylaştıkçadeğer kazanır, mutluluklar çoğalır,hüzünlerse bir bir yok olur! Aslındabu denli düşünce krizine tutulmuş kişiler paylaşmanın tadını dahiunutmuşlardır. Eğer paylaşsalardı hayat onları kazanmaya çalışadursun, onlardaha önce hayatı kazanacaklardı. Bir insan nereye kadar kendini kapalı kapılarardına gizleyebilir? Tüm insanî duygularını bir sandığın içine gömüp,anahtarını kırıp okyanusun dibine atma gafletinde bulunabilir. Eğer bizlertoplumdaki bireyler için de varsak, bunu yapmaya pek hakkımız yok gibi. Enazından uzun vadede... 


Bu kişilere kim yardımcı olabilir? 


Herhangi bir şey için en uygun zamanı kendisi oluşturmalı. Sonrasında isemantıkla açıklanmayan bir takım rastlantısal olayların sebebi olan güç,yani'şans'devreye girmeli. Yani bir olayın olabilirliği. Elbette mantıklaaçıklanır bir yanı vardır bunun! Fakat derinlere inerek yazının ana hedefindensapmak istemiyoruz… Önce bir fırsat, sonrasında ise bir şans. Ancak biriolmadan diğerinin olabilirliğinin mantıksal bir açıklamasını yapmamı beklemeyinbenden. İkisi de birbirine muhtaçtır. Tek bildiğim bu. Bunu iş hayatına da uygulayabilirsiniz.Biz bir ilişkiler ağıyla ilintilendirdik. 

 

Velhâsıl, konu ne olursa olsun karşınızdakine şans verip kendinize fırsattanımaz, kendinize fırsat tanıyıp karşınızdakine şans vermezseniz; hüzündolu  trenin yolcuları arasında bir ömür boyu nereye gideceğinizi bilmedencamdan seyredersiniz hayatı. Hem de trenin nerede duracağını bile bilmeden.Makinist olmak istiyorsanız bazı riskleri de almak zorundasınız. Ancak o zamangörürsünüz trenin geride bıraktığı duman bulutlarını. Duraklayacağınız yerleride siz belirlersiniz; eğer kendinize fırsat tanıyıp, karşınızdakilere şansverirseniz…

 

Güzel bir hafta dileklerimle. Hoşça bakın zâtınıza… 

Twitter: @atasoyirfan /E-posta: irfanatasoy1905@gmail.com

YORUM EKLE

banner187

banner186