GECEDEN SABAHA

Bir gece vakti. Yıldızları izlemek için yaratılmış bir gece. Saat durmuş. Dalgalar şiddetini arttırarak kıyıya vuruyor. Ayakların ıslanıyor, çekmiyorsun geriye. Biraz daha diyorsun. Biraz daha. Serinlemek gayesi aklının ucuna dahi gelmiyor. Düşünüyorsun. Sonunu göremediğin denizi düşünüyorsun. Bir daha görmeyecek olduğun denizi. Bir gece vakti. Yıldızları izlemek için yaratılmış bir gece diye düşüneceksin. Balkona çıkacaksın. Saat dönmeye devam edecek. Karşında koca binalar. Onları ihtişamlı kılmaya çalışan pavyon ışıklarını izleyeceksin.

Islak ayaklarınla sahil boyu yürüyeceksin o gece. Yetmeyecek. Biraz daha ıslansın isteyeceksin. Kıyıdaki kayalıklardan ineceksin. Ayaklarını acıtacak. Fark etmeyeceksin. Yalnızsın. Uçsuz bucaksız denizde yalnızsın. Yürümeye devam edeceksin. Denize baka baka bir dost arayacaksın. Belki bir sevgili. Konuşmak istediklerini eteğinden dökeceksin. Sekizinci kattaki balkonundan ineceksin. Merdivenlerin her basamağında biraz daha yorulacaksın. Fark etmeyeceksin. Kapıdan çıktıktan sonra yürüyeceksin. Saat gece yarısını geçiyor. Durmamış. Durmayacak. Her şey hareket halinde. İnsanlar bir o yana bir bu yana koşuyor. Arabalar desen öylesine. Koca binaların arasında yalnızsın. Yürümeye devam edeceksin.

Akdeniz kenarındasın. Yetmiyor sadece ayaklarının ıslanışı. Bir metre daha yaklaşıyorsun denizin sonuna. Göremediğin bir son. Nerede bittiğini bilmediğin bir son. Dalgalar dizlerine kadar vuruyor artık. Kolundaki saate bakıyorsun. Durmuş. Gece yarısında. Saatlerce yürüyorsun öyle. Farkında değilsin. Belki semt bile değiştirmiş olabilirsin. Denizin sınırı olur mu diyorsun kendi kendine. Ve aklına bir şehir geliyor. Herhangi bir şehir olabilir. Çünkü artık şehirleri birbirinden ayıran özellikler ya kentsel dönüşüme maruz kaldı ya da sular altında bırakıldı. Koca binaların arasında yalnızsın. Yürüyorsun. Gözlerini dikiyorsun uzun uzadıya. Ne aradığını biliyor gibisin çoğu zaman. Ancak nereye gittiğini bilmiyorsun. Denizdeki dalgaların seni sürüklemesi gibi kayboluyorsun sokakların arasında. Sonu olmayan sokaklara denk geliyorsun hep. Her biri bir yere dönüyor. Dur, diyorsun sokaklara. Durmuyor. Bağlamışlar hepsini birbirine. Şehir. O koca şehir. Artık bir kördüğüm.

Duvardaki saate bakıyorsun. Gece yarısında durmuş. Yanı başında duran masa saati ise gecenin dördünü gösteriyor. Alarmı sekize kurup başına yastığa bırakıyorsun. Hayal dünyanda yüzüyorsun uçsuz bucaksız bir denizde. Bırakıyorsun kulaç atmayı. Usul usul içine çekiyor seni deniz. Ah mavi rengi suya veren gökyüzü. Geceleri yıldızları izlemeye imkan sağlayan gökyüzü. Bir yaz vakti. Dalgaların daha sakin. Ancak kolların artık bedenini taşıyacak durumda değil. Yalnızsın koca bir denizde.

Uyandığında saate bakıyorsun telaşla. Öğle vaktine iki saat on beş dakika kalmış. Alarm çalmamış. Yine yaptı yapacağını lanet olası saat. Günleri sayıyorsun. Tekrar saate bakıyorsun. Saati kurduğun vakit gelecekti. Gelmemiş. Alarm çalacaktı. Çalmamış. Denizde fırtına kopuyor. Şehirdeki koca binalar yıkılıyor. Trafik felç oluyor. Yangın. Dört bir yanın ateş kırmızısı.

İşte, güne böyle bir sıcaklıkla uyanıyorsun, uyanabildiğine şükretmeyi düşünmeden. Peki ya, alevler seni de sarsaydı, düşündün mü hiç?

YORUM EKLE

banner247

banner246