GÖKYÜZÜ GRİLİĞİNDE

Dünyadan uzak, bir o kadar dünyanın içerisinde…

***

Bilinmeyen sokaklar, duyulmayan sesler, insan burnunun tanımadığı kokular…

***

Yaşanan bunalımlı ruh halini yürüyerek atlatabileceğine inanıyor oysa mümkün mü?

***

Yolların başka iç yollara açılışı, bir başka yolun çıkmaz oluşu ve geri dönüş.

***

Kapıdan çıktığı an ile kapıdan girdiği an…

***

Giderken attığı adımlar ile dönüş yolunda attığı adımlar…

***

Doğa ve kendi üzerindeki değişimler…

***

Gürültü, hıncahınç insan dolu, fatura ödemeye gidenler, maaşını bankadan almaya giden yaşlılar, her yer insan, her yer.

***

Vergi dairesi, katlı otopark, onları geçince Selçuklulardan kaldığı düşünülen fakat kötü bir restorasyon ile ayakta tutulan küçük bir cami, gelişen teknoloji ve yaşanmak zorunda kalınan bu çağa rağmen ayakta kalmayı başaran terzi, büyük marketlere rağmen yolun köşesinde varlığını sürdürmeye çalışan büfe, yolu dönünce yanından geçilen fırın, Osmanlı’dan kalma bir çeşme ve çeşmenin ardından yükselen büyük iş adamlarını, para babalarını konuk eden otel, kâr amacı olmadığını söyleyen olabildiğince küçük bir dükkana yüzlerce kitap sığdıran sahaf.

***

Kimse, kimseyi tanımıyor sokaklarda. Herkesin suratı bir karış havada, bir o kadar somurtkan ve düşkün.

***

Gökyüzü griliğinde yürüyen ölü bedenler. Münhal.

***

Durup çevreyi izlemeli insan. Kendi küçük varlığını, o bedenin nokta kadar küçük bir o kadar da işe yarar olduğunu anlamalı.

YORUM EKLE