Ataman’dan Bir “4 Şubat Atatürk Denizli’de” Belgeseli

“Son Yüzyıl” isimli belgesel çalışması ile Denizli'nin son bir asırlık gelişimini ve minimal tarihini tarihi inceleyen ve kaleme alan Mimar-Yazar Hüsamettin Ataman bu kez, 4 Şubat 1931’de ‘Büyük Gezi’ kapsamında Denizli’ye gelen Mustafa Kemal Atatürk’ü kaleme aldı.

Ataman’dan Bir “4 Şubat Atatürk Denizli’de”  Belgeseli
banner92

Mustafa Kemal Atatürk, 27 Ocak- 3 Mart 1931 tarihlerini kapsayan Ege, Akdeniz ve İç Anadolu’nun merkezi Konya’yı kapsayan önemli bir geziye çıktı. Denizli'nin son bir asırlık gelişimini inceleyen Yüksek Mimar Hüsamettin Ataman, bu büyük gezi kapsamında 4 Şubat 1931’de Denizli’ye gelen Atatürk’ü kaleme aldı. Ataman yazısında şu ifadelere yer verdi:

23 Aralık 1930 günü Manisa’nın Menemen ilçesinde gerici bir ayaklanma olur. ‘Din elden gidiyor, şapka giymek gavurluktur’ diye yeşil bayrak açıp sokaklarda dolaşanlar, kendilerine engel olmak isteyen Yedek Subay Öğretmen Kubilay’ı, kör bir bıçakla başını gövdesinden ayırıp, şehit ederler.

Bu haber Ankara’da bir bomba tesiri yapar. Mustafa Kemal Paşa görülmemiş şekilde kızgın, üzgün ve heyecanlıdır. İsmet (İnönü) Paşa, Kazım (Özalp) Paşa, Zekai (Apaydın) Paşa, Fahrettin (Altay) Paşa da, Çankaya Köşkü’ne gelirler. Mustafa Kemal Paşa, çok sinirli bir durumda söze başlar; “Bu ne haldir. Mürteciler hükümet meydanında ordunun subayını din adına boğazlayabiliyorlar. Binlerce Menemenli’den kimse çıkıp mani olmuyor, bilakis tekbirlerle teşvik ediyorlar.  Yunan idaresi altındayken bu hainler neredeydiler? Onların namusunu ve dinini kurtaran ordunun bir subayına reva gördükleri bu saldırının cezasını yalnız hain katiller değil, hepsi en ağır şekilde çekmelidir. Bu, Cumhuriyet’in ve bizim başımızı kesmektir. Bundan bütün Menemen sorumludur. Bu kasaba ‘Vilmodit’ ilan edilmeye müstahak olmuştur.”

Emir, hemen yerine getirilmez. Sonraki günlerde Mustafa Kemal Paşa’nın ilk siniri geçmiş, olayı daha sakin bir şekilde değerlendirmeye başlamıştır. Verilen emri unuttururlar. Mustafa Kemal de bir daha vilmodit’ten bahsetmez.

Fransızca bir sözcük olan ‘Vilmodit’ (Ville Maudite), cezalandırılmış şehir anlamına geliyor. Vilmodit kasaba ise, toplumsal olarak işlenen bir suç yüzünden bir kentin cezalandırılması nedeniyle oluşuyor. Buna göre, kasabanın bütün halkı şehir dışına çıkarılır, aileler, birer ikişer memleketin başka şehirlerine dağıtılır, tam boşaltılmış şehir tümüyle yakılır, bugünkü ve yarınki nesillere ibret olmak üzere hükümet meydanına büyük bir siyah taş, sütun olarak dikilir.

Menemen olayının failleri yakalanıp yargılanırlar. 29 Ocak 1931 günü mahkeme, 37 kişi hakkında idam hükmü verir.

Menemen olayı, 1 Ocak 1931 günü Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Bey ve 42 arkadaşı tarafından Meclis’e taşınır ve bir soru önergesi ile olay hakkında, Başbakan tarafından bilgi verilmesi istenir.

Meclis Başkanlığı makamında Balıkesir Milletvekili Kazım Paşa, Başkanlık Divanında Denizli Milletvekili Haydar Rüştü Bey ve Tokat Milletvekili Süreyya Tevfik Bey vardır.

Başbakan İsmet Paşa söz alır ve milletvekillerine seslenir;

“Aralık ayının 23.günü Menemen olayı meydana geliyor. Bu olay hakkında aldığımız ilk rapor, üç dört kendini bilmezin devlet kanunlarına karşı çılgınlığı ve derhal cezalarını görmeleri yönünde idi. Ancak, sonraki raporlarda Kubilay Bey’in yaralandıktan ve dermansız yere düştükten sonra vahşiyane muamele gördüğünü bildirdi. Aynı zamanda dikkatimizi çeken şey, olay sırasında çevrede bulunan halkın kayıtsız ve hissiz bir halde seyirci kalması, hatta, bir kısmının yapılanları onaylar bir ruh hali içinde olduklarına işaret ediyordu.

İlk soruşturma sonucu yine görüldü ki, bu tertibin hareket safhasında öne sürülen konu din davası idi. Yani yüzlerce seneden beri dini siyasete alet eden bütün hareketlerin bir tekrarı görülüyordu.

Meselenin, dini siyasete alet eden safhasına dikkat etmeliyiz. Bu olayı yaratanlar, Cumhuriyet’in başından beri takip ettiği, ‘devlet işlerini din işlerinden ayırmak’ düşüncesine karşıdırlar.

Şehit Kubilay, ailelerimiz içerisinde, hatıralarımızda, Cumhuriyet için başlı başına hizmet etmiş bir fedakar olarak yaşayacaktır.”

Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Bey söz alır;

“Efendiler, görüyoruz ki bu olay, yalnız dört beş serserinin bir kaç esrarkeşin şahsi cinayeti değildir.

Efendiler; bu üç ay zarfında cereyan eden bu durumu anlayacak olan idareciler nerede idi? Bunun valisi, polisi, zabıtası, jandarma kumandanı yok mu idi?

Bu olayda dikkat çekici bir nokta var. Bilirsiniz ki biz Türk’lerin bir geleneğimiz vardır. Sokakta iki kişi kavga ederse ayırmaya çalışırız. Hatta ayırmaya çalışanların yaralandığı, öldüğü bile olsa da bunu yaparız, uzaktan seyretmeyiz. Fakat maalesef Menemen olayında bu gelenek nerede kaldı bilmiyorum. Göz göre göre, yirmi iki yaşında bir yedek subayı, bir genci vuruyorlar. Bununla da yetinmiyorlar, yirmi dakika uğraşarak kör bir bıçakla muhterem şehidin başını gövdesinden ayırıyorlar.

Bunun karşısında orada toplanan halk sanki dilini yutmuş samut gibi öyle bakıyorlar. O onaylama sesleri ve o alkışlar ne demektir? Bunu insanın havsalası almıyor ve bundan anlıyorum ki Cumhuriyet’e, devrimlere ne kadar kinleri varsa bu feci ve hunharca hareketleriyle bu kinlerini ve garazlarını ordumuzdan çıkarmak istemişlerdir. Bu kara ve melun kuvvet bilmelidir ki bize yeni bir vatan temin eden bu ordu daima Cumhuriyet’in ve devrimlerin koruyucusudur ve daima öyle olacaktır. Bütün vatandaşlar müsterih olsun ki Cumhuriyet rejimi ve devrimler sapasağlam yürüyecektir”.

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, 27 Ocak 1931 günü İzmir’e gelir, oradan 3 Şubat günü Aydın’a geçer. Gazi, Aydın’dan ayrılmadan idamların 36’sı infaz edilir, bir kişi yaşlı olduğu için idam edilmez, cezası hapse çevrilir. Ertesi gün, yani 4 Şubat’ta, Gazi, Denizli’dedir.

Gazi Mustafa Kemal’in bu Ege seyahati, özellikle, Menemen olayı ile ilgilidir. Gazi, devletin duruma egemen olduğunu, Cumhuriyet’ten ve devrimlerden dönüş olamayacağını, İzmir, Aydın ve Denizli’den gerekli yerlere, gerekli kişi ve kurumlara bizzat duyurmak istemiştir.

Atatürk Denizli’ye geldiğinde, en dikkat çeken durum, karşılayanlar arasında Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin olmayışıdır. Bunu bir protesto olarak algılamak mümkündür. Bazılarına göre hasta olduğundan, bazılarına göre Denizli dışında olduğundan karşılamaya gelmediği söylense de, Milli Mücadele sırasında iyi dost olan bu ikilinin arası Cumhuriyet kurulduktan sonra açılmıştır. 1928 yılında dönemin Başbakanı İsmet Paşa Denizli’yi ziyaretinde Müftü Efendi’yi evinde ziyaret etmiş, Müftü Efendi, Ankara yönetiminin girişimlerini beğenmediğini kendisine bizzat ifade etmiştir.

Aslında, Denizli’nin Milli Mücadele Kahramanı Müftü Ahmet Hulusi Efendi, Sultan 2.Abdülhamit’e karşı özgürlük mücadelesi veren İttihatçılar’a ve Sultan Vahdettin’e karşı Ulusal Mücadeleyi yürüten Kuvayı Milliye’ye gönülden bağlıdır. Kuvayı Milliye Genel Komutanı Demirci Mehmet Efe ile aralarında, neredeyse, baba-oğul ilişkisine benzer bir yakınlık vardır. İttihat ve Terakki Partisi’nin İzmir ve Ege sorumlusu Celal (Bayar) Bey ile de samimiyetleri hayli ileridir. Celal Bayar, Müftü Efendi’yi İttihat ve Terakki Partisi’ne üye yapmıştır ve O’nu partinin Denizli’deki kolu gibi görmektedir. Sultan Vahdettin’e bağlı olan Şeyhülislam Dürrizade’nin, Mustafa Kemal’i ve Kuvayı Milliye’yi vatan haini ilan eden fetvasına karşı Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi) Efendi’nin hazırladığı Mustafa Kemal Paşa’yı ve Kuvayı Milliye’yi destekleyen bildirisini ilk imzalayanlar arasında Müftü Hulusi Efendi de bulunmaktadır. Ancak Cumhuriyet’in kurulmasını ve özellikle ardından Hilafet’in kaldırılmasını onaylamadığını, takındığı tavırlardan ve bazı eylemlerinden anlamak mümkündür.

Güncelleme Tarihi: 04 Şubat 2019, 13:30
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER