Bir duayenin ardından; “Orhan Abalıoğlu”

Denizli, Ege ve Türkiye iş dünyasının duayen işadamlarından Abalıoğlu Holding kurucusu Orhan Abalıoğlu 84 yaşında hayata veda etti. 4 çocuk babası, 9 torun sahibi Orhan Abalıoğlu, tedavi gördüğü Denizli Özel Sağlık Hastanesi’nde hayatını kaybederken, ardında eğitim kurumları için yaptırdığı muazzam bir “okullar ve eğitim hazinesini” miras bıraktı. Cafer Sadık Abalıoğlu Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2013 yılında yayınlanan ‘Denizli Dergisi’nde Şerif Kutludağ, Ercüment Erdem ve Özge Altınoklu imzası ile yer alan “Bir Sanayi Duayeni; Orhan Abalıoğlu” başlıklı röportajı Orhan Abalıoğlu’nun anısına şimdi de Denizli Gazetesi’nde veriyoruz.

Bir duayenin ardından; “Orhan Abalıoğlu”

Orhan Abalıoğlu;13 Eylül 1935 tarihinde İsmail Baki ve Bahriye Abalıoğlu’nun ikinci çocuğu olarak Denizli’de dünyaya geldi. Henüz 16 yaşındayken babasının rahatsızlığı nedeniyle iş hayatına atılmak zorunda kaldı.

1951 yılında Pamuk Çırçır fabrikası kuruldu. 1 Mayıs 1960 tarihinde hayatını Cedide Hanım ile birleştirdi.1940’lı yıllarda babası Baki Abalıoğlu’nun amcası Cafer Sadık Abalıoğlu, eniştesi Ahmet İnceoğlu ile kurdukları ortaklıklarını 1966 yılında sona erdirdiler.

Kurdukları yeni şirkette kardeşi Turan Abalıoğlu ile birlikte; Akaryakıt Bayiliği, Otomotiv ve Lastik Ticareti ile iştigal etmeye başladılar.

Orhan Abalıoğlu,20 Aralık 1969 tarihinde Türkiye’nin ilk özel yem fabrikasını kurarak başlayan sanayicilik atılımını; İstanbul Sanayi Odasının araştırmasına göre,2011 yılında ülkemizin ilk 500 sanayi kuruluşu içinde 72. sırada yer alarak, birbirinden değerli 2.200 çalışanı ile sürdürmektedir.

Birçok yatırımın devlet tarafından yapıldığı 1960’larda, devletin; fabrikalarının, işçilerinin ve çalışanlarının olduğu bir dönemde Orhan Abalıoğlu yem sektöründe özel teşebbüs sanayicisi olaraksahneye çıkmış ve bugün bir sanayi duayeni olmuştur.

Geçmişten Günümüze DENİZLİ Yerel Tarih ve Kültür Dergisi olarak Orhan Abalıoğlu ile iş yaşantısı ve özel yaşamı hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

“BİR ZAMANLAR BAYRAMYERİ’NDE HANLAR VARDI”

Orhan Bey, Çocukluğunuzdaki Denizli’yi anlatır mısınız bize?

ORHAN ABALIOĞLU; Ben 1935 yılının 13 Eylül’ünde doğmuşum. İsmail Baki ve Bahriye Abalıoğlu’nun ikinci çocuğuyum. Kayalık Mahallesindeki Kayalık Camisi’nin sokağının çıkmazında evimiz vardı. Dedem Hacı Mehmet Ali Abalıoğlu kışın caminin yollarını kürekle açar, karları temizlerdi. O dönemlerde dedem bir yerden bir yere gitmek için eşek binerdi,sonra ata geçti. Atının heybesi vardı. Bir heybesine beni, bir heybesine kardeşimi bindirirdi. Hiç unutmam, öylece tabakhaneye giderdik. Tabakhaneye giden yollar taşlıktı. İnsanların ayağına dolanmasın diye dedem bastonuyla taşları sağa sola ittirirdi. Çok muhterem bir adamdı Mehmet Ali Abalıoğlu.

O zamanlar Bayramyerinde hanlar vardı. Köyden gelen insanlar hanın alt tarafına atlarını bağlıyorlardı, üst tarafında da kendileri yatıyorlardı. Bir de Huzur Hotel vardı.

Eskiden ramazanlarda bütün yemek yenen yerler, lokantalar perdelerini çekerdi, oruç olmayıp da yemek yiyenler dışarıdan görülmesin diye. Komşular birbirini yemeğe davet ederlerdi. Habersiz misafirliklere gidilirdi. O dönemde oyalanmak için en çok kahveye gidilirdi,en büyük kahve MeserretKahvesiydi.Şam tatlısı, kadayıf, macun yenirdi. Her evin önünden arık geçerdi, O arıklardan temiz su akardı.Buzdolabı diye bir şey yoktu, o arıklar buzdolabı vazifesini görürdü.Arıkların üzerine sacayağı konulur, yemekler orada soğutulurdu.

Benim çocukluk dönemlerimde herkes takım elbise giyinirdi.İnsanların saygı anlayışları farklıydı. Çoğunlukla Kayalık, Feslikan, Pelitlibağ Mahallelerinde yaşanırdı.O dönemde Lise’den Çamlık’a kadar olan bölgede hiç ev yoktu. 1927`de yapılan ilk nüfus sayımına göre, il merkezinde 15.704 kişi sayılmış,1931 yılında Denizli’yi ziyaret eden ve bugün Etnoğrafya Müzesi olarak kullanılan binada bir gece kalan Atatürk, o günkü Denizli`yle ilgili olarak "Büyükçe bir köy" ifadesini kullanmış, Şimdi ise Denizli büyükşehir oldu, 520 bin nüfusu var.Yalnız ilçeleri hâlâ çok küçük. İzmir’in, Tire’si, Ödemiş’i var. Aydın’ın Nazilli’si, Söke’si var. Manisa’nın Turgutlu, Salihli, Akhisar’ı var. Denizli’nin ilçeleri onlarınki gibi büyük değil.

Buradan İzmir’e kara trenle 12 saatte gidilirdi, otobüs yoktu.O zamanlar çayların üstünde köprüler yoktu. Feslek Çayı vardı, Menderes’ten geçemezdik.

O dönemde Denizli’de yalnızca üç adet araba vardı, biri bizim ailenindi. Kayalık Mahallesinden İstasyon Caddesine taşınmıştık.Amcamlar, halamlar İstasyon Caddesinde yan yana üç evde otururduk, üç evdekiler (toplam 18 kişi)bir arabayı ortak kullanırdık. Şimdi herkesin bir arabası var.

Ya Gençlik Yıllarınız?

ORHAN ABALIOĞLU; Ben 4. sınıfa kadar Kayalıktaki okulda,daha sonra Gazi İlkokulu’nda okudum. Okul müdürü Kenan Ülkü Bey vardı, çok iyi biri idi. Bizim Turhan Bey’in babası. O zamanlar kara önlükler vardı. İlkokul boyunca üç bisiklet eskittim. Daha sonra ortaokul ve lise için Denizli Lisesine gittim. İkisi beraber aynı yerdeydi.Ortaokulu Denizli Lisesi’nin tarihi binasında okudum.Denizli Lisesi’nin adı o zamanlar İnönü Lisesi idi. İsmet Paşa da Cumhurbaşkanı idi

Lise 1’ de babamın rahatsızlığı dolayısıyla okuldan ayrılmak zorunda kaldım.

“1951 YILINDA ÇIRÇIR FABRİKASI KURULDU”

Dericilikten Unculuğa ve Çırçıra uzanan süreci anlatabilir misiniz?

ORHAN ABALIOĞLU; Şimdiki hükümet binasının olduğu yer eskiden tabakhaneydi.Yıkılan Kız Meslek Lisesinin alt taraflarında da dereler vardı. Tabakhanenin atıkları derelere atılıyordu. O dönemde Denizli’nin %70’i tabakçıydı. Bizim ailemiz de öyle. Dedemler, amcamlar tabaklık yaptılar. Bizim tabakhanede çalışan işçiler Gerzile köyünden gelip giderlerdi. Gidiş-geliş 10 km yol sürerdi her gün. Çıkınları vardı. Çıkınlarında domates, peynir, ekmek getirirlerdi, öğlen onu yerlerdi. Ben üzülürdüm onlara. Sigorta falan yoktu, gün doğumundan gün batımına kadar çalışırlardı, haftalık ücret alıyorlardı. O zamanlar tabaklık çok iyi bir işmiş. Denizli’de önceleri tabaklık, sonra tekstil revaç gördü. Sonradan tabaklığı bırakıyorlar.

Babam,1944 yılında kardeşi ve eniştesi ile birlikte çalışmakta olan Karabacak Un Fabrikasını satın almıştı. Su ile çalışan un fabrikası küçük bir değirmenden farksızdı. Günlük 100 çuval un çıkartıyordu. Babamın İstanbullu, Pandelli Usta adında bir tanıdığı vardı. Gökpınar’dan gelen su kâfi gelmez diye onun tavsiyesi ile bir dizel motor satın alındı. Artık kapasite artmış ve günde 400 çuvala yükselmişti.

1951 yılında çırçır fabrikası kuruldu. Babam vefat etmezden evvel beni çırçır fabrikasının başına koydu. O zamanlar on altı, on yedi yaşlarındayım. “çırçır fabrikasına sen bak” dediler. Fabrikanın sorumluluğunu o yaşlarda bana verdiler. Fabrikada 150 kadın, 10-15 erkek işçi vardı.

Alım satım görevi bendeydi. Denizli’de en fazla pamuğu biz alırdık. 1952-53 yıllarında pamukçuluk yaparken, buradan Horsunlu’ya kadar trenle gider, oradan at veya eşeğe binip Yamalak’a giderdim. Pamuğu aldıktan sonra, aldığım pamukları develere sarar, tren istasyonuna getirir, vagonlarla Denizli’ye taşıtırdık.Bir ara hükümet pamuk fiyatını 1/3 oranında indirerek dondurdu.Birçok fabrika kapandı.Biz pamuk almaya devam ettik.Herkes Abalıoğlu iflas etti dedi. O sene kâr da etmedik, zarar da etmedik. Artık günümüzde pamukta iş kalmadı çünkü işçilik çok pahalı oldu.

Babam, “Oğlum bir alışveriş edeceğiniz zaman önce hısım akrabaya gideceksiniz, sonra en yakın komşulara, sonra aynı vilayette olduklarınıza, sonra komşu vilayetlerdeki yakınlarınıza.” diye nasihat ederdi.

Denizli’den İstanbul’a bazen 1 günde telefonla konuşamazdık.En hızlı ve pahalı telefon bağlatma tarifesi olan “yıldırım görüşme” ile bile akşama kadar beklenebilirdi. 1955 yılında asker oldum. Önce Denizli sonra da Susurluk. Trenle Denizli’den Susurluk’a doğru giderken görevli yüzbaşı trendeki 100-200 askeri dolaştı tek tek. Hesap makinası kullanabilen, bordro yapabilen var mı diye sordu. Ben de bildiğimi söyledim. Sen Balıkesir’de kalacaksın o zaman dedi. Beni trenden orada indirdi. Balıkesir’de önce tümendeki subayların bordrolarını tuttum, sonra orduevinin lokantasının hesaplarını tuttum. İki ay kadar kaldım. Daha sonra Alanya Askerlik Şubesinde görev yaptım.

Babamda şeker ve kalp vardı. Babam kalp hastası olduğu halde doktorlar ona grip tedavisi yapmışlar. Ben askerdim o dönem, kardeşim de askerdi. Annem dilekçe verdi, beni geçici terhis ettiler. Denizli o zaman çok küçük bir yer olduğu için İzmir’e gittik ve bir doktor getirdik. O doktor; babamın kalp rahatsızlığı olduğunu, 8-10 saatlik ömrü kaldığını söyledi. Dediği gibi 10 saat sonra babamı 41 yaşında iken kaybettik.

YARIN; TÜRKİYE’NİN İLK ÖZEL SEKTÖR YEM FABRİKASINI KURDU

Güncelleme Tarihi: 04 Mart 2019, 19:34
YORUM EKLE
YORUMLAR
Şerif KUTLUDAĞ
Şerif KUTLUDAĞ - 5 ay Önce

Denizli Gazetesi yönetimine kaleme aldığımız bu röportajı yayınladıkları
İçin teşekkür ediyoruz. Merhum ORHANAMCAMIZA da ALLAH’tan rahmet diliyoruz. Mekanı cennet olsun.

SIRADAKİ HABER