Bir iyilik köyü; Burdur Lisinia

Burdur Merkez’e bağlı, Karakent Köyü yakınlarında ve Burdur Gölü 300 dönümlük bir arazi üzerine kurulan Lisinia Doğal Yaşam Köyü, her gün yüzlerce ziyaretçiyi ağırlamaya devam ediyor. Ailesinden anne, baba ve üç yakınını kanserden kaybetmesinin ardından Lisinia Doğal Yaşam Köyü’nü kuran Veteriner Hekim Öztürk Sarıca, geçtiğimiz yıl 400 bine yakın ziyaretçi ağırladıklarını belirtti.

Ailesinden anne, baba ve üç yakınını kanserden kaybeden Veteriner Hekim Öztürk Sarıca, 2005 yılında Burdur Merkez’e bağlı Karakent Köyü'nden 300 dönümlük bir arazi aldı ve doğal bir yaşam köyü kurdu. Burdur Gölü çevresinde Pisidya zamanından kalan antik kente kurulan Lisinia Doğal Yaşam Köyü, her gün yüzlerce ziyaretçiyi ağırlıyor. ‘Lisinia’ ise ‘doğan ve batan güneşin ay ışığı pırıltısı’ anlamına geliyor. Türkiye’nin bu konudaki ilklerinden olan Lisinia Doğal Yaşam Köyü’nde bugüne kadar 9 proje başlığı altında bine yakın alt proje gerçekleştirildi. Halen de 20’ye yakın projenin faaliyetlerini sürdürülüyor. Lisinia Doğal Yaşam Köyü’nde yaban hayat rehabilitasyon merkezi, ücretsiz doğa kampları, lavanta bahçeleri, ekolojik tarlalar yer alıyor. Gönüllüler, 3’er 4’er kişilik odalarda ücretsiz konaklıyorlar. Karşılıklı bir alışveriş biçiminde işliyor. Lisinia; barınma ve beslenme için ücret almazken, gönüllüler de bunun karşılığında üretime destek oluyorlar. Öte yandan burada verilen eğitimlere dahil olarak ‘Doğa Koruyucusu’ unvanıyla belgeleniyor ve öğrendiklerini gittikleri yerlerde de kullanabilme hakkına sahip oluyorlar.

“PROJENİN, TAMAMEN DOĞAL YAŞAMA YÖNELİK OLMASINI İSTEDİK”

Lisinia Doğal Yaşam Köyü hakkında bilgiler aktaran Veteriner Hekim Öztürk Sarıca; “Aile birikimleri ile bir şeyler yapmak istedik. ‘Kansere karşı bilinçlendirme projesi yapalım’ dedik. Kansere karşı olan projenin, tamamen doğal yaşama yönelik olmasını istedik. Doğa içi bir proje geliştirdik. İlk Yaban Hayatı Rehabilitasyon Merkezi’ni açtık ve Su ve bütün giderlerini karşılamak şartı ile Orman Bakanlığı’na bedelsiz hibe ettik. Diğer taraftan ulusal ve uluslararası projesi haline geldik. Yurttan ve Dünya’dan yaklaşık bin kadar gönüllü ağırlıyoruz. Geçen yıl 400 bine yakın ziyaretçi ağırladık. Doğa karşı bir bilinçlendirme kazandırmak istedik. En azından kafalarında bir soru işareti oluşturmadan buradan göndermeye çalışıyoruz. O yüzden alan görsellerini kullanmaya çalışıyoruz. Daha ziyade ahşap yapılardan hayvan figürleri yaptık. Özellikle ardıç ağaçlarını kullandık. İnsanların kaybettiği değerleri yeniden geleceğimize götürmek için tüm çabamız” dedi.

“HİÇBİR KİMYASAL KULLANILMADAN ÜRETİM YAPILIYOR”

Sıfır Kimyasallı Üretimlerin Merkezi hakkında da bilgiler aktaran Sarıca; “Doğa dostu tarım uygulamaları yapıyoruz. Burada hiçbir kimyasal kullanılmadan üretim yapılıyor. Diğer taraftan enerjilerin tümü güneşten elde ediliyor. Özellikle son yıllarda biz, sularla ilgili projelerimize ağırlık verdik. Burdur Gölü, bizim sularla ilgili proje yapmamıza, ağırlık vermemize neden oldu. Burdur Gölü’nün hızlı bir şekilde çekiliyor olması, ciddi anlamda bizim için büyük bir sıkıntı. Sadece Burdur Gölü çekildiğinde sularınızı değil, sağlığınıza da kaybediyorsunuz. Türkiye’deki göllerin ve sulak alanların büyük bir kısmı kapalı havzadan oluşuyor. Kapalı havza, tüm çevresel artıkların, atıkların ve suların biriktiği alan anlamına gelir. Oysaki küresel ısınma kaynaklı her geçen gün dünyada önlenemez bir şekilde sularını kaybediyor. Göller Yöresi’nin bir özelliği kapalı havza göllerinin çok fazla olmasıdır. Biz Burdur Gölümüzü kaybetmemek adına büyük bir mücadele veriyoruz.”

Bölgede büyükbaş hayvancılık yaygın olduğunun altını çizen Sarıca; “1990’lı yıllarda yapılmış bir takım yanlış işlemler, keçi varlığının Türkiye’deki kaybolmasının sebebiydi. Etsiz ve sütsüz kalan Türkiye, yurtdışından ithal inekleri getirdi. Burada yemediğiniz hiçbir şeyi vücudunuza da sürmüyorsunuz” dedi.

Güncelleme Tarihi: 15 Kasım 2019, 12:27
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner187

banner186