CNN Türk’te Buket Aydın sordu, Nihat Zeybekci yanıtladı - Yazı Dizisi 3

AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Nihat Zeybekci, CNN TÜRK'te yayımlanan 40 programında Buket Aydın'ın sorularını yanıtladı. Nihat Zeybekci; Soyer’in babasının 12 Eylül döneminde askeri savcı görevi yapmasının “suçların babadan oğula geçmesi” diye bir şey olmaması nedeniyle kamu vicdanı ve mahşeri vicdanı ilgilendiren bir durum şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

CNN Türk’te Buket Aydın sordu, Nihat Zeybekci yanıtladı - Yazı Dizisi 3
banner92

ZEYBEKCİ; “SUÇ; NE BABADAN OĞULA NE OĞULDAN BABAYA GEÇER

AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Nihat Zeybekci, CNN TÜRK'te yayımlanan 40 programında Buket Aydın'ın sorularını yanıtladı. Nihat Zeybekci; Soyer’in babasının 12 Eylül döneminde askeri savcı görevi yapmasının “suçların babadan oğula geçmesi” diye bir şey olmaması nedeniyle kamu vicdanı ve mahşeri vicdanı ilgilendiren bir durum şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

BUKET AYDIN: Rakibiniz Tunç Soyer, babasının 12 Eylül döneminde askeri savcı olması ve FETÖ'cülük ile ilgili hakkında çıkan dedikodular nedeniyle onun size yaptığı esnafla yemek teklifini reddettiğinizi söylediniz. Babası ile ilgili şöyle bir şey de var aslında; zamanında Fetullah Gülen'i sanık sandalyesine oturtan ve 3 yıl hapis cezası almasını sağlayan savcı da yine Soyer'in babası. Tunç Soyer'i babası ile suçlamak yerine İzmir'in eksikliklerini ve projeleri öne çıkartmak gerekmez mi? Rakibinize babasıyla ilgili suçlamalar yöneltmek hakkaniyetli bir yaklaşım mı?

NİHAT ZEYBEKCİ, “Şimdi bu çok hassas bir zemin, kimseyi geçmişiyle veyahut ta annesiyle, babasıyla, ailesiyle suçlamak doğru değil. Suç geçmez çünkü. Ne babadan oğula ne oğuldan babaya geçer. Ama kamu vicdanı diye bir şey var. Mahşeri vicdan diye bir şey var. Eğer mahşeri vicdanda bir yer varsa 12 Eylül darbesinden sonra gerek sağ, gerek sol, genç insanlar veya yüzlerce insanı idamla yargılayan, hatta işkence iddiaları ki bu işkenceyi görenler ortaya koyuyor her şeyi ve direk ismen de söylüyorlar Sayın Soyer'in babasıyla ilgili. Burada olması gereken şudur; siz '12 Eylül döneminde, darbe döneminde yapılan tüm işkencelerle ilgili tüm uygulamaları ben reddediyorum. Bunlara asla sahip çıkmıyorum ve bundan da gurur duymuyorum' derseniz söyleyecek hiçbir şey yok. Kamu vicdanı da rahatlar zaten. Ama siz her şeye sahip çıkıyorum ve gurur duyuyorum derseniz bir soru işaretidir o. Benim soru işaretim değil o, milletin soru işaretidir. Kaldı ki burada biz yemek daveti filan karşı karşıya gelmiş de değiliz veya bana ulaşmış bir şey de yok. Ama altını çizerek şunu söyleyeyim. Milletin vicdanının rahatlaması lazım. Siz eğer bu ülkeyi doğrudan bölme girişimi olan bu çukur eylemleri, çünkü Türkiye'nin bir bölümünü bölme girişimiydi o. Bu ülkeye, bu millete, bu devlete karşı bir ayaklanmaydı. Siz onlara karşı görüntüleri de var her şekilde. Son derece üzüntülü ve ağlayıcı bir tavırla onları desteklediğinizi, orada devletin yaptığı eylemleri kınadığınızı, onlarla beraber olamadığınız için çok üzgün olduğunuzu açıklarsanız, terör örgütüne asla terör örgütü demeyen, terör eylemlerini destekleyen, çukur eylemleri sırasında bilfiil orada olan bir siyasi partinin de bundan 65-40 gün önce eş genel başkanı İzmir'e gelip derse ki 'Bizim İzmir'de uzlaşacağımız, onay vereceğimiz, kabul edebileceğimiz aday çıkaracağız.' Sizin adaylığınız açıklandıktan bir gün sonra İzmir'de aday çıkarmayacaklarını ve sizi desteklediklerini açıkladıklarında bu kamunun ve milletin vicdanında büyük soru işaretleri oluşturur. Dolayısıyla bu soru işaretlerinin olduğu yerde, bizim birlikte gidip de bir yerde yemek yememiz ne kadar doğru olur? O benim tarzım değil. Onun için önce gidip milletin vicdanında, milletin terazisinde bunların cevaplarının verilmesi, bunların rahatlatılması, daha doğrusu bu soruların cevaplarının millete anlatılması, ikna edilmesi ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Benim ihtiyacım değil, Nihat Zeybekci'nin ihtiyacı değil. Benim kendisiyle ne bir alacağım var, ne vereceğim var, ne tanırım. Ama sonuçta milletin gözünün içine baka baka da böyle bir şey yapamam. Bundan rahatsız olurum. Bence vatandaşların arasında bunu kendisinin halletmesi gerekir.”

BUKET AYDIN: "Şarap üretiminde bizim Denizli'de çok güçlüdür. Zamanında bunları destekleyerek geldik. Yerli üretim şarap ve alkollü içki üretimini destekledik" diyorsunuz. Neden İzmirlilerde içki ruhsatı almayı zorlaştıracakmışsınız algısı var? İzmir'de şarap üretimini desteklediğiniz söylemi yerini buluyor mu?

“NE İZMİRLİ’DE İÇKİ İLE İLGİLİ BİR ALGI VE KORKU NE DE BİZ DE BÖYLE BİR DÜŞÜNCE VAR”

NİHAT ZEYBEKCİ, “Ben bugüne kadar böyle bir soru ile karşılaşmadım. İzmir, Denizli veya geldiğim her yerde geçmişimde böyle bir şey de yok. Denizli'nin her yerinde içki de verebilen restoranlar vardır. Bunun birçoğunun ruhsatında da imzamız vardır. Ama İzmir'de şarap üretiminin desteklenmesi ile ilgili bu bir ekonomidir, bu bir üründür, bir sanayidir, bir ticarettir, bu bir ekonomidir. Sonuçta ben dini kimliği, kişiliği olan bir müftü değilim. Diyanet İşleri Başkanı değilim. Orası beni hiç ilgilendirmez. Fetva verecek de değilim. Ama bu bir tarımsal üretim, incir ve zeytinimiz neyse, pamuğumuz neyse, üzümümüz de bizim işçimizin alın teridir, işçimizin emeğidir, çiftçimizin emeğidir. Ülkemizin de en önemli katma değerlerinden, katma değer yaratabileceğimiz fırsatlarından birisidir. Türkiye şaraplarında da yıllarca binlerce yıldan beri markadır zaten. Bizim üzüm üretimini de desteklememiz, bağcılığı desteklememiz, üzüm, bağcılık, hatta pekmez artı şarabı gibi tüm üretimlerde destekçi olmamız son derece normaldir. Yerel yönetim olarak da bunların marka olması, ihracata dönüşmesi ve dünya pazarlarına çıkması da bizim en önemli destek alanlarımızdan olmalı. Diğer taraftan da şöyle ki Ekonomi Bakanlığı dönemimde de bunu yaptım. Türkiye'deki yerli şarap üretimi, rakı ve şarap üreticilerinin haksız rekabetten korunması ile ilgili, onlara daha geniş bir alan yaratmak, korumak ve gelişmelerini sağlamak amacıyla da ithalatına da en yüksek vergileri koymuş olan birisiyim. İthalatına, yerli üretimini korumak için. Bunun için bizim herhangi bir sorunumuz yok, problemimiz yok. İzmir'de de kimsenin böyle bir algısı veya korkusu da yok.”

BUKET AYDIN: Şehir merkezinde en ufak bir yeni yapılaşmaya izin verilemeyeceğini söylüyorsunuz ve 'Bir santimetrekare bile yeni yapılaşma olmayacak.' diye ekliyorsunuz. Yapılaşma olmadan projelerinizi nasıl devreye sokmayı düşünüyorsunuz?

NİHAT ZEYBEKCİ, “Bence bu yanlış anlaşılmış olan bir şey. Orada söylemeye çalıştığım şu; "Metropolde, merkezde bir santimetrekare bile yapı yoğunluğunu arttırmayacağımız.' Bu şekilde düzeltmekte fayda var. Yoksa kentsel dönüşümle ilgili, şehir merkezindeki yapılaşma alanlarıyla ilgili, mevcut yapılaşma yoğunluğu neyse bunu asla arttırmamak, mümkünse bunu azaltmak. Çünkü bizim hakikaten çökük alanlarımız, daha doğrusu kentleşme anlamında da çok problemli yerlerimiz var. Buralardaki o yapılaşma baskısını da azaltmak üzere de projelerimiz var. Yani kentin dışında kuzey, doğu ve güneyde üç tane yeni şehir. Bunu ne için yapıyoruz? İnsanlarımızın konut ihtiyaçlarını karşılamak ve oradaki baskıyı o yoğunluğu da azaltmak için de, onları dışarı gitmekle ilgili teşviklerimiz olacak. Merkezdeki kentsel dönüşüm projelerinde vatandaşımızın rızası olmadan asla bir şey yapmayacağız. Onlara yerinde dönüşüme kesinlikle söz veriyoruz. Yerinde dönüşüm kapsamında bir dairesi varsa orada bir daire teklif edeceğiz. Eğer kabul ederse bu yeni şehirleşme alanlarında yoğunluğu arttırmak, kent merkezini rahatlatmak adına söylüyorum. Oraya giderse birine bir buçuk daire vereceğiz. Teşvik edeceğiz bunu. Genel itibariyle İzmir'de yapılaşma yoğunluğu ile ilgili asla bir santimetrekare bile artışına izin vermeyeceğiz. Hakikaten şehir merkezimiz şu anda maalesef çok büyük yük almış durumda. Yeni konut alanları üretemediğiniz zaman çaresizlikten bazı yerlerde çok çarpık yapılaşmalar var. İzmir'e yakışmayan görüntüler var. Bununla ilgili şöyle söyleyeyim; 9 ay sonra İzmir'e geldiğinizde, 9 ay boyunca gelmediyseniz 'Acaba yanlış bir yere mi geldim?' dedirteceğiz. Yani bu çarpık yapılaşmalara önce estetik anlamında da müdahalelerimiz olacak.”

BUKET AYDIN: "İzmir özünde, karakterinde eski merkez sağ, Demokrat Partililik olan bir yer. Burada sert politik bir atmosfer yok, omuz vurma ve çalım atma yok. Ve trend yukarı doğru." Bunlar sizin sözleriniz. Eğer İzmir sağcıysa CHP neden belediye başkanlığı yarışını kazanıyor uzun süredir? İzmir'in sağcı olduğuna neye dayanarak karar verdiniz?

‘İZMİR ATATÜRK’ÜN ÇOK PARTİLİ SİSTEM İLE İLGİLİ STARTI VERDİĞİ ŞEHİR”

NİHAT ZEYBEKCİ, “Sağcı demeyelim ona da Demokrat Parti geleneği diyelim. Çok partili düzene geçişle ilgili İzmir bir anayurttur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye'de çok partili sisteme geçiş ile ilgili ilk teklifi, ilk projesi Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın çıktığı yerdir, doğduğu yerdir İzmir. Sonra tabi ki yanlış anlaşılmalar sebebiyle kapatılmıştır. Demokrat Parti'nin de doğduğu yer orasıdır ve milyonlarca insanın katıldığı mitinglerin olduğu ve en hızlı şekilde çok partili dönem, demokrasi, demokrasinin tüm sistemleriyle oturması, Türkiye'de hükmeden devlet değil, yöneten devlet değil, hizmetkar olan, hizmet eden devlet anlayışının doğuşudur Demokrat Parti. Onun için Demokrat Parti geleneğini çok partili sistem ve demokrasi geleneği olarak görüyoruz. Tabi ki gerek Anavatan döneminde, gerek Demokrat Parti döneminde, Adalet Partisi döneminde ve Doğruyol Partisi döneminde de İzmir'in böyle bir geçmişi vardır. Şimdi niye olmadı böyle bir şey diyebilirsek, ben hiçbir zaman için mazereti başkalarına atmadım. Orada mazeret veya bahaneden önce kendimize bakmak lazım, biz tam olarak İzmir'de anlatamamışız demektir. Önümüzdeki süreçte İzmir'de ki herhalde şu anda yaptığımız şey de o. Sizin de biraz önce söylediğiniz gibi, İnanın bana son 2 ay içinde İzmir'de gönüllere girdiğimi, İzmir'e samimiyetimizi, İzmir'e olan inancımızı, İzmir'e olan o hizmetkâr olabilme samimiyetimizi İzmirlilere anlattığımızı düşünüyorum. Onun için de bu sefer İzmir hizmeti tercih edecek. İzmir geleceği tercih edecek. 21. Yüzyıl İzmir'ini birlikte kurmayı tercih edecek. İzmir'in hikâyesini birlikte yazmayı, hayallerimizi birlikte gerçekleştirmeyi tercih edecek”

YARIN; “İZMİR TÜRKİYE’NİN MİLANO’SU, BARCELONA’SI OLACAK!”

Güncelleme Tarihi: 21 Şubat 2019, 13:20
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner21

banner20