Çobanlıktan öğretmenliğe giden hayat

Uşak’ın Banaz İlçesi’nde çobanlık yaparken Eskişehir’deki Çifteler Köy Enstitüsü’nü kazanan Ramazan Gün, 4 yıllık eğitimin ardından öğretmen olarak atandı. Çobanlık yaparken köy enstitüsüyle önce kendi hayatı değişen Ramazan Gün, atanmış olduğu köylerde de çocukların hayatını değiştirdi.

Çobanlıktan öğretmenliğe giden hayat

Uşak’ın Banaz İlçesi’ne bağlı Ayvacık Köyü’nde, dünyaya gelen 87 yaşındaki Ramazan Gün’ün 14 yaşındayken ve çobanlık yaparken, köy enstitüsüne kabul edilmesiyle önce kendi hayatı değişti. Eskişehir’deki Çifteler Köy Enstitüsü’nü 4 senede bitiren Gün, 18 yaşında öğretmen olarak atandı. Öğretmenlik yaptığı köyde birçok ilke imza atan Gün, atandığı köylerde de çocukların hayatını değiştirdi. Ramazan Gün, çobanlıktan başlayan hayat öyküsünü Denizli Gazetesi’ne aktardı.

Doğan Ateş: Ramazan Öğretmenim sizi kısaca tanıyalım, sonra da sizin köy enstitüsüne başlamanızın hikayesini dinleyelim?

Ramazan Gün: Uşak’ın Banaz İlçesi, Ayvacık Köyü’nde, 1933 yılında doğdum. 1947 yılında ben çobanlık yaparken, bir sabah köyün korucusu geldi. Babama: ‘Oğlunuz sınavı kazanmış köy enstitüsünden çağırıyorlarmış. En kısa zamanda Uşak Milli Eğitimi gitmesi gerekiyormuş’ dedi. Babamla birlikte Milli Eğitim'e gittik. Eskişehir’e gitmem gerektiği söylendi. Babama kıyamadım ‘ben tek başıma giderim’ dedim. 14 yaşındaydım daha. Trenle gittim Eskişehir'e, sonrada otobüsle okula vardım. Okula görünce yadırgamadım, çünkü köy hayatının modernleşmiş şeklini gördüm orada. Yapılan aktiviteler, öğrencilerin sahada çalışmaları, yaparak öğrenmeleri beni etkiledi. Yanımda Sandıklı’dan bir arkadaş vardı. İkimiz beraber Eğitim başının yanına gittik. Sırtında kurt derisi mont vardı, korktuk biz. Eskişehir Hava Hastanesi’ne muayeneye gönderdi bizi. Sağlık muayenesinden, konuşmaya kadar detaylı tarama yaptılar. Ben muayeneden geçtim ama Sandıklılı arkadaşa işitme sorunu nedeniyle olumsuz rapor verildi ve okula alınmadı. Köyüne geri gönderildi. Okula kabul çok oluyor ancak mezun olan az oluyordu. Her sene bir grup öğrenci, öğretmenler kurulu kararı ile geri gönderiliyordu.  

Doğan Ateş: Köy enstitülerinin eğitim nasıldı?

Ramazan Gün: Köy enstitülerinde her şey yaparak, yaşayarak öğreniliyor. Köy enstitülerine devlet bir kuruş yardım yapmıyor, her şeyi biz üretiyorduk. Kazancın fazlasını her sene Sivil Savunma Bakanlığı’na ve Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderirdik. Kumaşımızı kendimiz dokur, ayakkabımızı kendimiz yapar, yiyeceğimize kendimiz üretirdik. Devlete en küçük yükümüz olmadı.

Doğan Ateş: Köy enstitülerinde hangi dersler vardı, en çok hangi dersi severdiniz?

Ramazan Gün: Enstitüde ezbere bir eğitim yoktu. Öğretmenler öğrencilere araştırma ve inceleme ödevleri verirdi. Konular sınıfta tartışılırdı. Tarih, coğrafya, kimya, matematik, bugünkü derslerin aşağı yukarı hepsi vardı. Sanat dalları vardı. Her öğretmenin öğretmenlik mesleği dışında, bir mesleği daha vardı. Demircilik, marangoz gibi. Ben demirciliği tercih ettim, köylerde daha çok geçerliliği olur diye. ‘Köyler eğitim yoluyla canlandırılacak’ diyoruz ya öğretmen her konuda bir şeyler bilmelidir ki, köylülerin her sorusuna cevap verebilirsin. Ben tarih dersini çok severdim, her derste konu anlatırdım, öğretmenim de beni severdi. Bitirme sınavında da tüm sorulara doğru cevap vererek, tarihten tam not aldım. Tarih öğretmenim diğer öğretmenlerimizin verdikleri notlara bakmış, bir öğretmenimizin 8 verdiğini görünce sormuş, o da; ‘benim dersimde çok gülüyor’ demiş. Tarih öğretmenimiz de ‘ne yapsın ağlasın mı?’ demiş. Bunun üzerine öğretmen notumu değiştirmiş.

Doğan Ateş: Sizin okulunuzda bugün tanınan kişiler yetişti mi?

Ramazan Gün: Tabi... Fakir Baykurt, Hulusi Akçan.

Doğan Ateş: Müdürünüz Rauf İnan’dan bahseder misiniz?

Ramazan Gün: Rauf İnan bambaşka biriydi. Onu talebelerden biri sanırdınız, özellikle kılık kıyafetinden. Çok temiz giyinirdi. Öğrenciler tarafından çok sevilirdi.

Doğan Ateş: Okulda elektrik ürettiniz mi?

Ramazan Gün: Okulun içinden ‘Sevgi Suyu’ diye su geçiyordu. Bu sudan faydalanmak için çark yapıldı ve elektrik üretmeye başladık.

Doğan Ateş: Bu elektrikten köylüler de faydalandı mı?

Ramazan Gün: Tabi köylülerle iç içeyiz zaten. Çiftliğimiz vardı, kızlar ve erkekler birlikte çalışırdı. Hayvansal gıdaları kendimiz üretirdik, köylülere verirdik. Köy enstitülerini arasında değiş tokuş olurdu. Karadeniz'den balık gelirdi bize, biz de onlara buğday gönderirdik. Ortaklar’dan zeytin, zeytinyağı gelir, biz de buğday gönderirdik.

Doğan Ateş: Köy enstitüleri üretim açısından da planlanarak oluşturulmuş değil mi?

Ramazan Gün: Köy Enstitüleri Atatürk tarafından kurgulanmıştır. Cumhuriyet kurulmuştu. Cumhuriyetin ilkelerini halka kim anlatacak? Köy enstitüsü mezunlarından önce eğitmenler yetiştirilmiş bunun için. Atatürk demiş ki, çevresindekilere; ‘Öğretmenler mezun oluncaya kadar köylerden gelip çavuş olanlardan eğitim için faydalanalım.’ Önce eğitmenler yetiştirilip köylere gönderilmiş. Atatürk öğretmenlere önem verirdi. Maliye Bakanı Atatürk'e; ‘Milletvekilleri maaşlarına zam istiyor’ deyince Atatürk de; ‘Öğretmenlerin maaşlarından yüksek olmasın’ demiş.

Doğan Ateş:  Köy enstitüleri pek çok köylü çocuğun hayatını değiştirdi, sizin hayatınızı nasıl değiştirdi?

Ramazan Gün: Evvela giyinmesini, bir toplumun içinde uygarca yaşaması öğretti. Kültürüm, bilgim arttı. Daha ikinci sınıftayken klasiklerin çoğunu okumuştum. Dolayısıyla mezun olduğumda donanımlı bir öğretmen olarak tekrar köyüme gittim. Bize öyle bir milli şuur aşılamışlar ki, ben 18 yaşında mezun oldum. Uşak Milli Eğitim Müdürlüğü, beni Uşak’ın Kaykıllı Köyü’ne tayin etti. Tayin işlemlerimi yaparken Milli Eğitim memuru tereddüt ederek; ‘18 yaşındaki bir çocuğu nasıl öğretmen tayin ederiz?’ diye. İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne telefon etti. Genel Müdür İsmail Hakkı Tonguç’tu. Bu soruya karşın Tonguç; ‘Öğrenci mezun olmuş, öğretmen yeteneğini kazanmış, dolayısıyla tayin edeceksiniz’ dedi. Tayin işlemlerinden sonra memur bana; ‘gideceğiniz yer uzak, isterseniz maaşınızı alın da gidin’ dedi. Bana bu durum tuhaf geldi. Çalışmamış etmemişim, ‘para verelim’ diyorlar. ‘Alamam’ dedim ve almadım. Öyle bir vatan, millet duygusu aşılanmış bize.

Doğan Ateş: Tayininiz çıkınca, köye ilk gidişinizi anlatır mısınız, okul var mıydı?

Ramazan Gün: Uşak’ın Kaykıllı Köyü’ne çıktı ilk tayinim. 250 haneli bir köy, o zamana kadar hiç okul açılmamış. Sebep o mahalleye açılacak, bu mahalleye açılacak tartışması. İlk, okulu ben açtım. Bize verilen talimat gereği, mümkün mertebe en büyük çocuklardan başlanırdı okul kaydına. Ben 18 yaşındaydım atandığımda, 18-19 yaşındaki çocukları kaydediyordum. Bununla ilgili bir anımı anlatayım. Misafir olduğum bir evden ayrılınca, evin hanımı eşine ‘bizim çocuklar bunu döver’ demiş. Kızların erkekle yan yana oturması başlı başına bir mesele olmuştu. Bu nedenle çok yolumuz kesildi. Kızların okula gitmesi konusunda çok sıkıntı çektik. Savaşta kadınlarla erkekler yan yana savaştı. Kadınsız olur mu? Ama bunu köylüye anlatmakta zorlandık. Bugün mecliste kadınlar var, kaymakam olan, parti başkanı olan kadınlar var, erkeklerden çok daha becerikliler. Atatürk de söylüyor bunu. İlk gün yaşadığım anımı anlatayım size. Karahanlı’dan köye gitmek için otobüse bindik. Benim giyimim dikkat çekince. Herkes bir birine ‘Bu kim?’ diye sormaya başlamış. ‘Bu Ciğercilere öğretmen gidiyormuş’ dediler. Ben bunu duyunca, Ciğerciler ismini merak edip sordum. Ciğeri çok yiyorlar falan sandım, meğer kadınlar ciğere küfür ederlermiş, bu nedenle öyle söylenirmiş. Oraya gittiğimde erkekler küfür etmez, kızlar küfür ederdi. Kız talebeleri küfürden vazgeçirmeye çalışırdım.

Doğan Ateş: O zaman evli miydiniz?

Ramazan Gün: Köye tayinim çıkınca annem babam yalnız gitmemi istemedi. Ben yerimde duramam, sürekli bir şeylerle uğraşırım. Evleneceğim kişi bana yardımcı olur, yoldaş olur diye düşünüp evlenmeye karar verdim. Eşim Emine Hanım’la tanıştık, bu hanım benimle yol yürür diye düşündüm ve evlendik.

Doğan Ateş: Anılarınızdan birini daha anlatır mısınız?

Ramazan Gün: Köyde öğretmenken muhtarla tartıştık. Sebep kız çocuklarının okula gitmesi için fazla baskı yapıyormuşum. Ben, ‘bu bizim görevimiz, yapmak zorundayım’ dedim. Nahiye Müdürü ile Jandarma Çavuşu köye geldi. Beni ve muhtarı çağırdılar. Nahiye Müdürü, ‘Bana bak muhtar, beni kızdırma, sen kime laf ediyorsun. Seni bir tek şartla af ederim, hocamın elini öpeceksin’ dedi. Hepimizin elini öptü. Sonra, ‘Affetmiyorum ama ihtar ediyorum, bir daha olmasın. Hepimizin öğretmenlere minnet borcu var’ dedi.

Doğan Ateş: Bu köyde ne gibi yenilikler yaptınız?

Ramazan Gün: Köyde su yoktu. Köyün uzağında çay vardı, kadınlar işlerini görmek için oraya gidiyordu. Fakirlik de vardı. Verem hastalığı da çok görülüyor. Köye, biraz uzak bir kaynaktan su getirdim. Köyde sadece arpa buğday yetişiyordu, su gelince sebze ekimi başladı. Ben köyde bahçe aldım ve elma dikerek köylüye örnek oldum.  Meyvecilik başladı bu sayede, köylüler elma dikmeye başladılar. Meyvecilikten iyi gelir elde ettiler, ev yaptılar, çocuklarını okuttular. Köy enstitüsünün bize verdiğini bire bir köye uyguladım.

Doğan Ateş: Hasan Ali Yücel ve Hakkı Tonguç sizde nasıl bir iz bıraktı?

Ramazan Gün: Hepsi birer baba, abi gibiydiler. Bizimle yemek yer, halay çekerlerdi. Yataklarımızı kontrol ederlerdi. Bizimle iç içelerdi.

Doğan Ateş: Pandemi nedeniyle okullar kapalı, uzaktan eğitim yapıyoruz, internet üzerinden dersler veriyoruz. Bu konu ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Ramazan Gün: Uzaktan eğitim, yüz yüze eğitimin yerini tutmaz. En güzeli yüz yüze eğitimdir. Geçici bir şey bu salgın sona erdiğinde yeniden okullar açılacak. Okulda eğitim önemli.

Doğan Ateş: Köy enstitüleri devam etseydi eğitim daha iyi olurdu, çocuk işçiler, çocuk gelinler, taciz, tecavüz olayları olmazdı diyenler var. Siz ne düşünüyorsunuz?

Ramazan Gün: Çocuk gelinler, çocuk işçiler olmazdı. Varoşlarda yığılmalar olmazdı. Herkes yerinde kalırdı, yani köyden göç olmazdı. Şehirli de köylü de rahat ederdi. Bugünkü sıkıntılar çekilmezdi.

Doğan Ateş: Ülkemizde eğitim politikası; her yönetim değiştiğinde, Bakan değiştiğinde değişiyor. Almanya gibi birçok ülkede iktidarlar değişiyor ama eğitim politikası değişmiyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Ramazan Gün: Eğitimde devamlılık önemli. Bugün eğitime, kışlaya, camiye siyasetin girmemesi lazım. Yönetim her değiştiğinde, eğitim politikası değişmemeli. Seçkin eğitimcilerimiz var ülkemizde, eğitim konusu onlara bırakılmalı.

Doğan Ateş: Günümüz eğitimi ve öğretmenleri için neler söylemek istersiniz?

Ramazan Gün: Bugünkü öğretmenler pek kendilerini vermiyor. Farklı sıkıntıları var, haklı olabilirler de. Kılık kıyafet bakımından, kendilerini geliştirmek bakımından, halka faydalı olmak bakımından eksik görüyorum. Bir defa eğitim sistemi çok yanlış. Çocuk anaokulundan başlıyor, üniversiteye kadar sınav. Böyle bir şey olabilir mi? Çocuk çocukluğunu yaşamıyor. Fırsat eşitliği tamamen ortadan kalktı. Bugün zengin çocukları yetişme imkanı buluyor, gariban çocukların eğitimi yetersiz kalıyor. Özel okul diye bir şey olmamalı. Tarikat okullarına devletin müdahale etmesi lazım. Öğretmenlik mesleği kutsal bir meslektir, bu mesleğin hakkını vermek lazım. Bir defa öğretmen her bakımdan donanımlı olacak. Köylüye şehirliye her bakımdan örnek olabilmeli. Öyle olmazsa bırakması lazım. Öğretmenlik diğer meslekler gibi sıradan bir meslek değil. ‘Velilere de öğretmenlere sahip çıksınlar’ diyeceğim ama çıkmaz. Çünkü o duygu yıprandı. Veli öğretmene sahip çıkarsa, öğretmen de çocuğuna sahip çıkar. İktidar da eğitimi, seçkin eğitimcilere bırakmalıdır.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner206

banner205