'DEMOKRATİK BİR SEÇİMDE, SEÇİM ANKETLERİ ÇOK ÖNEMLİ'

'DEMOKRATİK BİR SEÇİMDE, SEÇİM ANKETLERİ ÇOK ÖNEMLİ'
banner22

DRT Denizli ekranlarında yayınlanan Güne Bakış programına konuk olan EFG Araştırma Yöneticisi İlker Özmen, “Demokratik bir seçimde, seçim anketleri çok önemli. Çünkü seçim araştırmalarını bir nevi ön sandık olarak görebiliriz” dedi.

EFG Araştırma Yöneticisi İlker Özmen, DRT Denizli ekranlarında yayınlanan ve İrfan Atasoy tarafından hazırlanıp sunulan ‘Güne Bakış’ programına konuk oldu. Denizli’de bir çok araştırmaya imza atatan Özmen; “Demokratik bir seçimde, seçim anketleri çok önemli. Çünkü seçim araştırmalarını bir nevi ön sandık olarak görebiliriz. 24 Haziran’da alacağımız sonuçlarını görebilmek için bu araştırmalar yapılır. Biz araştırmalarımızda toplumlarımızın büyük bir kısmı genellikle son grafiğe odaklı olarak takip ediyorlar. Son grafite her partinin alacağı oyu gösteren grafikler. Ama aslında bizim yaptığımız o partinin alacağı oy oranı ortalama bir araştırmada 150 – 200 slaytın son slaytıdır. Onun öncesinde partinin ya da adayın hangi seçmen profilinde önde ya da arkada oldu. Kadınlar belki bir partiye eğilimli olabilirler ama bir partiyi de göz ardı edebilirler. Örnek olarak söylüyorum; Önceki seçimlerde yaptığımız araştırmalarda Milliyetçi Hareket Partisi’nin kadın seçmende diğer partilere nazaran daha az oy aldığını biz ölçümlüyorduk. Yani homojen değil, erkek seçmene daha yatkın. AK Partide de tam tersi; kadın erkeğe göre daha fazladır. Burada AK Parti’nin kadın kollarını çok iyi örgütlemesi, kadınlara iyi erişmesinin bir sonucu. Bunun haricinde eğitim, gelir seviyesine, yaşa, cinsiyete, oturduğu bölgeye göre seyircimize örnek verelim. Biz Denizli’yi kabaca 3’e ayırırız. Birincisi Denizli bütün şehir olmadan önce Kınıklı’nın, Hallaçlar’ın, Başkarcı’nın dahil olmadığı çekirdek Denizli. Daha sonra 2009’da bütün şehir oldu. 2014’e kadar sürecek şekilde burada da Kınıklı, Hallaçlar dahil oldu. 2014’te de büyükşehir olunca Başkarcı’da, Akköy’de, Carkurtaran’ı da içine alacak kadar büyüdü. 2009’dan öncesini çekirdek, 2009 – 2014 arasını 1’inci halka, 2014 sonrasını da 2’nci halka alıyoruz. Çünkü bunu yapmamızın sebebi katılma yılları değil, o bölgelerin diğerlerine göre farklı davranışlar sergiliyor olmasıdır. Bütün araştırmalarda da biz bireyin davranışlarını ölçüp sonraki davranışlarını tahmin etmeye çalışıyoruz” dedi.  

“BİZİM YAPTIĞIMIZ İŞ, BİR BİLİMSEL VERİ TOPLAMA YÖNTEMİDİR”
Atasoy tarafından yöneltilen ‘araştırma şirketinin cinsiyeti, bir siyasi kimliği olur mu?’ sorusunu yanıtlayan Özmen, “Olmaması gerekir.  Aslında biz televizyonda hava durumu sunucuları gibi gözükmek isteriz. Binanın dışına çıksak hava durumu ölçen cihazlar var ve mevcut verilerle de yarının hava durumunu tahmin ediyorlar. Bizim de yaptığımız iş, bir bilimsel veri toplama yöntemidir. Her bilimsel faaliyetin olduğu gibi araştırma süreçlerinin de bir kitabı vardır. Bilimsel karşılıkları vardır. Firmalar da bir araştırma yöntemi seçer ve raporunu yayınlar. Ama son yıllarda bir A partisinin araştırmacısı var; Bu kişi araştırmacı mı, parti yönetim kurulu üyesi mi, parti gönüllüsü mü ? konuşmalarından anlaşılamıyor. Yani kişinin unvanı ve adı yazmıyor olsak bir partili konuşuyormuş gibi bir izlenim yaratıyor. Bu tabi araştırmanın güvenilirliğini de zedeleyen bir durum. Siz bir araştırmacının bir partiyle yakın bir partiyle bağı olduğunu ve görüşlerini ifade ederken de o bağı ön plana aldığını düşünürseniz o araştırmacının yayınladığı araştırma sonuçlarına da çok fazla güvenmezsiniz” diye konuştu.  

“BAZI ARAŞTIRMA ŞİRKETLERİ BİR REKLAM AJANSI GİBİ ÇALIŞIYOR”
Bazı araştırmacıların partilerle çok kuvvetli bağlarının olduğuna dikkat çeken Özmen; “bazı araştırmacıların bazı partilerle çok kuvvetli bağları var. Bunu iki şekilde görüyoruz. Birincisi; vatandaşlarımızın da görebileceği, ikincisi bizim bu sektörde olmamızın sayesindeki bilgilerdir. Bazı araştırma şirketleri bir araştırma şirketi gibi değil bir reklam ajansı gibi çalışıyor. Organik bağları var, parti içerisinde görevde bulunmuş ya da aday eğilimi var ya da bir partinin araştırmalarını yapıyor. Ben bir örnek vereyim. Biz Denizli’de 3 partinin de 3 belediye başkanlarıyla çalışıyoruz. Çünkü hizmetimizi sunarken müşterimizin hangi partiden, görüşten olduğuna bakmıyoruz” şeklinde ifade etti. 

“ARAŞTIRMA ŞİRKETİ RENKSİZ OLMALIDIR”
“Biz toplumu araştırmalarla yanıltırsak, ya da toplumu olmayan gerçekliğe doğru yönlendirirsek seçmenlerin yanlış karar vermesine sebep olabiliriz” diyen Özmen, şöyle devam etti: “Bu yanlış tercihlerde kartopu gibi mutlaka büyüyecektir. Yanlış kararlar verilmesine sebep olacaktır. Bu da insanların demokrasiden, seçimden uzaklaşmasına neden olacak. Araştırma şirketi renksiz olmalıdır. Türkiye’nin en popüler derbisi Fenerbahçe – Galatasaray derbisidir. Maçı izlerken 2 takımın taraflarının olduğu bir ortamda taraftarlar buluşmuş ve sizin yayın öncesinde hazırladığınız eski siyasi videolardaki gibi video çıkıyor ve hakemin bir fotoğrafı var ve ailece Galatasaray forması giymişler doğum günü kutluyorlar. Siz maçı izlerken o hakemin ne derecede maç yöneteceğine nasıl güvenirsiniz. Hakem tertemiz yönetiyor olsa bile içinizde mutlaka bir şüphe olacaktır. Bu bağlamda araştırma şirketi yöneticisi renksiz olmalıdır. Bana göre bir firma tek bir partiye çalışıyor olabilir ama araştırmalarını denetime açmalıdır.”  

“ARAŞTIRMA EMİN ELLERDE YAPILMASI GEREKEN BİR İŞTİR”
Devlet tarafından oluşturulacak özerk bir yapının oluşturulmasını isteyen Özmen; “Bir takım girişimlerde bulunduk. Biz aslında araştırmacılık mesleğinin bir süre içinde başlamasını istiyoruz. Birçok beceriye dayalı meslekte bile çıraklık okulları var. Bir berber bile günümüzde buraya bir işyeri açayım diyemiyor. Bunun gibi bir eğitim ya da bir diploma gerekmektedir. Araştırmayı farklı yoğunluklarda müfredatında okutan bölümler var. Firmaların bu mesleği yapmaya başlarken gerektiğinde denetime açık olacağına dair bir taahhütte bulunmasını içeren bir sistemle olmalıdır. Oy anket sonuçlarından etkilenen bir seçmen kitlesi var. Araştırma emin ellerde yapılması gereken bir iştir. Bu tür firmalar müşterilerini de yanıltıyor. Tüm kitleleri, vatandaşı, müşterisini, kamuoyunu yanıltıcı bir süreç yani biz araştırma kuruluşlarını özerk kurum, kuruluşlar tarafından denetlenmesini; yapılan araştırmaların belli bir süre arşivde tutulması zorunluluğunun getirilmesini istiyoruz. Sosyal medyaya girdiğimizde bir sürü anket sonucu görüyoruz, bunlardan bazılarını biz tanıyoruz da; her seçim 2 – 3 yeni firma açılır. Bunların bazıları 1 seçim daha görür, bazıları görmez” dedi.  

“SOSYAL MEDYADA YAPILAN ANKETLER FİKİR VERİR AMA BİLGİ VERMEZ”
Sosyal medyada yapılan anketlerin fikir verdiğini ama bilgi vermediğini dile getiren Özmen, “birincisi çok hızlı bir şekilde manipüle edilme gibi bir durumu var. Yani bir partinin gençlik kolları o anketi kendi iç haberleşme kanallarıyla dağıtıp o anketin sadece belirli bir görüşe daha fazla ulaşmasını sağlayabilirler. Bir diğer handikap, sosyal medya kullanıcısı her geçen gün artıyor. Belki Türkiye’de kullanılan sosyal medya nüfusun yarısına erişti. İkinci handikap da seçim gibi toplumun tamamını ilgilendiren bir konuda sosyal medyada toplumun tamamına yansıtan kitleyi ıskalayabilme ihtimalimiz” diye konuştu.  

“HASHTAGLERİN MANİPÜLE EDİLEBİLME İHTİMALİ VAR”
Hashtaglerin bir sonuç göstergesi olarak kullanılabileceği konusunda da açıklama yapan Özmen; “Bunların da belirli sayılarda olduğunda çok fikir vermeyeceğini düşünüyorum. Aynı şekilde manipüle edilebilme ihtimali var. Ama son günlerdeki ‘tamam’ mesajını bunun dışında tutmak gerekir. Çünkü çok çok yüksek bir sayılara ulaştı. Yani fikir verebilir ama bilgi veremez. Seçmenin medya ve sosyal medya alışkanlıklarını da irdeleyen bir çalışma yaptık. O çalışmada birinci sırada Facebook vardı. Denizli’de seçmenin en çok kullandığı sosyal medya Facebook’tur. ikinci sırada İnstagram; üçüncü sırada Twitter vardı” şeklinde ifade etti.
“BU SEÇİMLERDE DE KARARSIZLAR YÜZDE 20’Lİ OLMAYA BAŞLADI”
“Seçmenler sosyal medya mecralarını yoğun bir şekilde kullanıyorlar diyen Özmen; şunları aktardı: “Lideri kim olursa olsun hiçbir şekilde oy verdiği partiyi değiştirmeyecek seçmenler olduğu gibi; konjonktüre göre, adaya göre o dönem içindeki şartlara göre fikrini bir nihayete uydurup kullanan seçmenlerde var. 2014 ve öncesi seçimlerde bizim yaptığımız anketlerde kararsızlar yüzde 10’un altında olurdu. Bu bizim için daha iyi bir tahmin yapabilme olanağı sağlıyor. Hangi parti olursa olsun her zaman iktidar partisi seçmeni oy vereceği partiyi daha rahatlıkla söyler. Ama 2014 seçimlerinde kararsızlar yüzde 14-16 bandındaydı. Bu bizim için handikaptır. Çünkü yüzde 84’lük bir kısım bizim net bir tahmin yapmamız için iyi bir veri, ama oy vereceği partiyi söylemeyen seçmen daha önce hangi partilere oy verdiğini söylemediği için ağırlıklandırma yöntemini çok iyi bir şekilde kullanamıyorduk. Bu seçimlerde de kararsızlar yüzde 20’li olmaya başladı. Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği aynı anda yapılacak, burada daha önce yaşanmayan bir şey yaşanıyor. Dolayısıyla seçmenlerde son ana kadar yaşamayı tercih ediyorlar. Tüm adayların mitinglerini, beyanlarını izlemek istiyorlar.”

 

ALPER PARLAK  

 

Güncelleme Tarihi: 03 Temmuz 2018, 12:29
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner21

banner20