Denizli Emniyet Müdürü Mevlüt Demir, DGC’de ‘Kent Gazeteciliği Eğitimi’nin konuğu oldu

Denizli Gazeteciler Cemiyeti (DGC) Akademi’nin düzenlediği ‘Kent Gazeteciliği Eğitim Programı’nın konuğu olan Denizli İl Emniyet Müdürü Mevlüt Demir; “Bu ülkenin kıymetini bilmek gibi bir sorumluluğumuz var” dedi. Denizli İl Emniyet Müdürü Demir; “Hep böyle dar kesip, kendi kabuğumuzda kalıp sürekli kısa alanda paslaşmalar yapıyoruz. Biraz da ufkumuzu, basiretimizi, vizyonumuzu bir üst seviyeye çıkarıp da bir baksak; her şey çok daha farklı olacak” diye konuştu.

Denizli Emniyet Müdürü Mevlüt Demir, DGC’de ‘Kent Gazeteciliği Eğitimi’nin konuğu oldu
banner92

Denizli İl Emniyet Müdürü Mevlüt Demir, Denizli Gazeteciler Cemiyeti (DGC) Akademi tarafından Enerya sponsorluğunda basın mensuplarına yönelik düzenlenen ‘Kent Gazeteciliği Eğitim Programı’nın konuğu oldu. DGC İlyas Haytan Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen eğitimde konuşan Müdür Demir; “Öncelikle böyle güzel bir ekiple bir araya gelme daveti beni mutlu etti. Bu işin Pazartesi’nin ilk saatlerine, enerjik saatlere gelmesi başka keyifli. Genelde herkes Pazartesi sendromu yaşar benim de tam aksine Pazartesi olunca keyfim yerine gelir. ‘Kent gazeteciliği’ deyince bana dedikleri şu; polisiye, güvenlikle alakalı konulardır.Geçen hafta dünya ‘polisi ile Türkiye polisinin mukayesesi’ diye küçük bir metin elime geldi. Kuvvetle muhtemel bu iş, uluslararası basın birliğiyle Birleşmiş Milletler’de çalışan bir polisin hazırladığı not gibi gözüküyor. Orada Türkiye genelindeki suç ortalamaları, Avrupa Birliği’ndeki suç ortalamaları, ayrıca en büyük şehir olan İstanbul ile Avrupa Birliği’ndeki büyükşehirlerin ortalamalarını almışlar. Onlara bakınca ben bir de Denizli’yi düşündüm. İşin açığı keyif aldım. Yani rakamlara bakıldığı zaman güncel ve çok daha iç açıcı rakamlardı. Bizde ülkenin demokratik düzey ve güvenlik kuvvetleriyle halkın kanun uygulamadaki kıvamı oraya bakıldığı zaman muhteşem bir rakamsal veri var. Bu rakamsal verilerin güzelliğinin ötesinde beni en çok memnun eden icrai boyutudur” dedi.

“ALMANYA’DA SIRADAN BİR YABANCISINIZ”

Türklerin yoğun olarak yaşadığı Almanya üzerinden örnekler veren Müdür Demir, “Oraya girdiğiniz zaman pasaport polisinin size yaklaşım tarzını düşünün. Zaten kapıdan girdiğiniz zaman ‘EU’ ve ‘Others’ yazıyor. Yani orada Avrupa Birliği vatandaşı değilsiniz diğer taraftasınız. 2’ncisi unvanınız, pozisyonunuz ne olursa olsun orada artık sıradan bir yabancısınız. Ben ya gri pasaportla, ya da yeşil pasaportla gittim. Yani oradaki adamların beden dili, size bakışı, tarzı başka bir şey. Bu sadece benim kişisel gözlemim değil. O gelen rakamlara bakıldığı zaman da orada da aynı şeyler gözüküyor. Almanca’nın meşhur bir kelimesi var. ‘Halten’ kelimesi ‘normal durmak’ demek. Size 1’inci emir kipini kullanır. ‘Halt’ der. Önce seni otomatikman demoralize eder; yani ‘dur!’ demektir. Biz de hiç böyle bir şey yoktur. Daha önce 10’larca defa girip çıktık. Bizdeki o nezaket, o duruş, devlet terbiyesi, kamu terbiyesi bir de bunun üzerine polisin mesleki terbiyesi bir araya geldiği zaman bizim kendi örf adetlerimiz,  geleneklerimiz, göreneklerimiz, toplumla olan ilişkilerimiz kendini otomatikman gösteriyor. Burada 82 milyon insanın özetini görüyorsunuz” diye konuştu.(01:15 - 06:25)

“AMERİKA’DA 1 YILDA POLİS KURŞUNUYLA ÖLEN KİŞİ SAYISI 385’TİR”

2004 yılında gittiği Amerika anılarını paylaşan Müdür Demir, şunları söyledi: “Galiba 2004 yılıydı. 1,5 veya 3 aylığına Amerika’ya gittik. ‘Highway’e gidelim. Filmlerde gördüğümüzü kendimiz yaşayalım’ dedik. Orada doktora yapan arkadaşlar var. Onlar mihmandar oldular. Renta car’a vardık. 2 metre boyunda bir zenci var. Bonus kafalı ağzında çiklet olan sizinle konuşurken aşağıdaki karıncalarmış gibi bir beden diliyle bize dedi ki; ‘ten(on) ten(on)’ dedi ben bir şey anlamadım. Orada; elini saat 10’u 10 geçe yaptı. Arabayı bize verecek, imzalar atıldı. Arabayı alıp işimize bakacağız. Anlamadık bir birimize baktık. Diğer arkadaşa sorduk o biraz daha ne demek istedin diye talep etti. Kısaca elin 10’u 10 geçe pozisyonunda olacak. Sonra da aksi takdirde polis gelir kafana sıkar dedi. Eğer elin 10’u 10 geçe olmaz viteste veya başka yerde olursa polis gelir kafana sıkar dedi. Biz müthiş bir şaşkınlık yaşadık. 2014’ün kuvvetle muhtemel Ağustos ayları olması gerekir. Amerika’da 1 yılda polis kurşunuyla ölen kişi sayısı 385’tir. Ben 2014’ten çok iyi hatırlıyorum. Birçok arkadaşımla da bunu sohbetimle paylaşmışımdır. Şimdi Türkiye’ye geliyorum. Bırakın Denizli’yi Türkiye genelinde böyle bir şeyin olduğunu düşünebiliyor musunuz? Tahayyülü ve tasavvuru dehşet bir şey. Yani bu meşhur zencilerin bulunduğu yerler var. Akşam 5’ten, 6’dan sonra bu caddelere giremezsiniz. Gerekirse elinizde kroki, broşür varsa; oraya çarpı atarlar, ‘buraya giremezsiniz’ diye.”

“BU ÜLKENİN KIYMETİNİ BİLMEK GİBİ BİR SORUMLULUĞUMUZ VAR”

Türkiye’nin hiçbir bölgesinde ‘şuralara giremezsiniz’ cümlesinin geçmediğini belirten Müdür Demir; “Hepiniz yıllardır Denizli’desiniz.Tek bir devlet, kamu kurumundan; ‘şuralara giremezsiniz’ cümlesini hiç duydunuz mu? Bu ülkenin kıymetini bilmek gibi bir sorumluluğumuz var. Hep böyle dar kesip, kendi kabuğumuzda kalıp sürekli kısa alanda paslaşmalar yapıyoruz. Biraz da ufkumuzu, basiretimizi, vizyonumuzu bir üst seviyeye çıkarıp da bir baksak; her şey çok daha farklı olacak. Hem gerek kamuyla, vatandaşla ilişkiyle bağlamında olsun hem de bu işin ticari olarak rakamlara yansımasında olsun Türkiye bu alanda muhteşem bir yerde. Tüm Türkiye için bunu rahatlıkla konuşabilirim. Bu çok önemli bir şey. Bu perspektiften bakıldığı zaman yani hem sokaklarımız huzurlu, gecenin saat 3’ünde 5’inde özellikle Kredi Yurtlar Kurumu Bölgesi’ne bir bakın arkadaşının evinden yurda giden, yurdundan başka eve giden kızlı erkekli onlarca insanı görürsünüz. Bu hadiseler ‘0’ demek değildir. İnsanın olduğu yerde her zaman bir kusur vardır. En nihayetinde insanız, hiçbirimiz hatasız değiliz. Fakat güvenlik konseptiyle bakıldığı zaman gerçekten şehrin, sokakların huzuru muhteşem” şeklinde konuştu.

“DENİZLİ TENCERE, EMNİYET TEŞKİLATI KAPAK”

Denizli’yi tencereye benzeten Müdür Demir, emniyet teşkilatını da kapağa benzetti. Müdür Demir; “Bu iş biraz tencere kapak misali eğer şehir tencereyse kapak emniyet teşkilatı ve uyumlu şuanda. Denizli için bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Toplumun her kesiminden, toplumun her farklı kesitinde, mesleki bölümünde kamuda, özelde, sanayisinde diğer tüm bölümlerinde ve kesitlerinde bunu görüyoruz. Müthiş şekilde ilgi alaka var. Duyarlı toplum, duyarlı şehir. O da bizi mutlu ediyor” dedi. (06:25 - 11:35)

“155’İN ARANMASINDA YÜZDE 30’LARA VARAN BİR ARTIŞ VAR”

155’i arama rakamlarını değerlendiren Müdür Demir; “Her ortalama nereden bakarsanız bakın; zaman zaman güncellenmiş ama 1 önceki yıla göre 155’i aranmasında yaklaşık yüzde 30’lara varan bir artış var. Zaten bizim istediğimiz o. Duyarlı ve özgür birey, şahsi iradesini kullanabilen birey. Böyle olduğu zaman o bireyin oluşturduğu gruplar, toplum, şehirdeki yaşayan vatandaşların da kalitesi orta yere çıkıyor. Samimiyetimle söylüyorum. Belki bunları sıradan bir sohbet gibi konuşuyoruz ama şahsi iradesini kullanabilme yeterliliği o kadar önemli bir şey ki her yerde öyle. Bizde eksik olanlardan birisi bu. Bu bağlamda biz biraz gerideyiz. Yine tekrar Avrupa’ya döndüğünüz zaman Avrupa’da özellikle Almanya’da, her birey kendini polis gibi görür. Arabanızın stop lambası yanmıyorsa hemen polisi arar. Hatalı solladınız hemen polisi arar. Böyle bir müthiş iletişim vardır. Biz de o iş biraz daha esnek, farklıdır. Çünkü her 10 yılda bir beynine balyoz gibi ihtilallerin indiği bir toplumun çocuklarıyız. Bakın 50’de seçim olmuş; 60, 70, 80 ihtilal… Sürekli bunlarla yaşamışız. Masaya yumruğu vurup kendi özgür irademizi orta yere koyamamışız. Açıkça ‘ben devrimciyim, ülkücüyüm, milliyetçiyim’ diyemiyoruz. Hala bunun travmalarını yaşıyoruz. ‘Gayet doğal farklılıklarımız zenginliklerimizdir’ diyoruz. Öyle olduğu için özgür bireyi ortaya çıkarmamızda sıkıntı oluyor. Hala gidiyoruz en fazla duyanlardan biri benim değişik kesimlerden insanlarla karşılaşıyorum. Emniyet Müdürü böyle mi olur. Emniyet Müdürü sizler gibi bir adam. Çünkü kafada bir önyargı var. Bu ön yargının da mazisi her 10 yılda bir siz susturulmuşsunuz. Özgür irade diye bir şey kalmamış. Delikanlıca, yiğitçe, adamca iç dünyanızdan geldiği gibi ‘benim’ diyememişsiniz. Hep tiyatral yaşıyoruz” şeklinde ifade etti.

“İKİRCİKLİ OLMAYALIM, KENDİMİZ OLALIM”

“Sade olamıyoruz” diyen Müdür Demir, şunları söyledi: “Hep böyle bir ‘filanca muhatabımız ne düşünür?’ derdindeyiz. Elmaysa elma, armutsa armut gibi olun değişen bir şey yok ki. Zaten sizin oradaki yalın sade böyle organik olduğunuzu muhataplarınız görüyor benim hep böyle kişisel mottom vardır. Onu her yerde söylerim; Kişisel muhataplarınızı en az kendiniz kadar zeki ve uyanık görmediğiniz sürece aldanırsınız. Hiç kimse kusura bakmasın. Bu işi parayla, pulla, unvanla falan olmuyor. Gelin kendiniz olun. Bu özellikle toplumun alt segmentinde olur. Adamın A kategorisinden arabası vardır, B çok iyidir. Sorduğunuz zaman B’ye atfederek söyler. ‘Önceden B vardı sattım, sonra A aldım’ der. Varsa onu söyleyin. İşte burada bile tiyatral yaşam görüyorsunuz. Kendiniz olamıyorsunuz. Özgür irade, şahsi iradesini kullanan birey olamıyoruz. Orada sıkıntımız var. Böyle olduğu zaman da bazen bakıyorsunuz adam herhangi bir yerde polisiye anlamında, adli anlamda bir hata yapıyor. Şahsı durduruyorsunuz, sağa çekiyor. Adam diyor ki delikanlıca; ‘çok affedersiniz benim böyle bir eksiğim var, bunu yaptınız.’ Çıkarıyor kimliğini ‘benim karşılığım bu’ diyor. Bunu 10 kişiden 1 kişide görüyorsunuz. Nasıl böyle arkadaşlar ‘S’ harfiyle latifeyle bahsedip böyle bir döngü var? Küçük çaplı bir kıvırma var. Ne olur gelin hep beraber kendimiz olalım. Yani 155’i aramadaki rakamsal verileri verirken de, kendimiz olurken de ne olur tiyatral yaşamdan vazgeçelim. İkircikli olmayalım, kendimiz olalım. Hiç kimse bir başkasını sevmek zorunda değil. Ama bizim birbirimize saygı göstermek gibi bir mükellefiyetimiz var. Vicdani, insani, bir duruşumuz var. Burada da var; başı açığı – kapalısı, sakallısı – bıyıklısı, herkes. Zaten Türkiye, sokaklar bu değil mi? Niçin kendimizi kandırmaya çalışıyoruz. Bunu derken suç ve suçlularla mücadelede de lütfen samimi, reel, olduğumuz gibi olalım ki o zaman kendimizi çok daha iyi anlayabiliyoruz. ‘Basın’ deyince benim aklıma hep daha akademide okurken bir hocamız hep tahtaya bir tane yatay ‘H’ harfi çizerdi. Bir tarafına Sender (gönderici), ortaya kanal derdi, diğer tarafına da Empfänger (alıcı) derdi. Basın bu derdi. Yani Sayın Baykal’ın falan hocalığını yapmış bir beyefendiydi. O benim gözümün önünden hiç gitmez.”

YARIN; FETÖ İLE MÜCADELEDE İLK GÜNKÜ AŞKIMIZ, ŞEVKİMİZ, DURUŞUMUZ, İNANCIMIZ, GAYRETİMİZ NEYSE, AYNEN DEVAM EDİYOR...

HABER MERKEZİ

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER