DENİZLİ, YAŞAYAN TARİHİNİ KAYBETTİ

Acıpayam’ın Eskiköy Mahallesi’nde yaşayan 118 yaşında olan Şükrü Kızılhan, yaşlılığa bağlı sebeplerden dolayı, dün öğle saatlerinde hayatını kaybetti. Osmanlı İmparatorluğu’nun son 3 padişahını da gören ve 10 çocuk, 146 torun ve 24 de torununun torunu sahibi olan Şükrü Dede, ikindi namazına müteakip kılınan cenaze nazının ardından Eskiköy Mezarlığı’nda toprağa verildi.

DENİZLİ, YAŞAYAN TARİHİNİ KAYBETTİ

Acıpayam’ın Eskiköy Mahallesi’nde yaşayan 118 yaşında olan Şükrü Kızılhan, yaşlılığa bağlı sebeplerden dolayı dün öğle saatlerinde hayata veda etti. Osmanlı İmparatorluğu’nun son 3 padişahını da gören ve 10 çocuk, 146 torun ve 24 de torununun torunu sahibi olan Şükrü Dede, ikindi namazına müteakip kılınan cenaze nazının ardından Eskiköy Mezarlığı’nda toprağa verildi. Denizli’nin yaşayan en yaşlı kişi unvanıyla tanınan Şükrü Dede; ‘Denizli Hayat’ Dergisi’nin konusu olmuştu. Dergide Şükrü Dede hakkında şunlara yer verilmişti: Acıpayam Ovası’nın zirvesindeki eski bir yörük köyüdür Eskiköy... Dalaman Çayı’nın oluşturduğu vadilerin ve derin kanyonların arasında kalan bu saklı cennet, doğadaki yeşilin her tonunu ayrı ayrı misafir eder. Eskiköy’ün havasından mı, yoksa mücadelesiyle sunduğu hayattan mıdır bilinmez; burada yaşayan insanların ömrü bir hayli uzun olur. Bir asrı devirmiş Eskiköylü Şükrü Kızılhan da, yörenin en nadide çınarlarından bir tanesi… Şükrü Dede; hala ışıl ışıl bakan masmavi gözlerinde ve yüzündeki derin çizgilerinde mücadeleyle geçmiş 118 yıllık hayatının bambaşka izlerini taşıyor. O'nun hayat hikayesi bizlere; yoklukların arasında ümitlerini ve azmini katık etmenin, gece gündüz çalışarak helal ekmek peşinde koşmanın ne demek olduğunu anlatıyor. Bazen geçmiş tarihimizi öğrenmek için kitap sayfalarından sıyrılıp, yaşayan tarih tanıklarının ibretlik hayat hikayelerini dinlememiz gerekir. Şükrü Kızılhan’ın roman tadındaki yaşam öyküsü gibi…

HEM YETİM HEM ÖKSÜZ
O daha gözlerini dünyaya açmadan, annesinin karnındayken kaybetmiş babasını. Yürümeye başladığı zamanlarda ise annesi hayata gözlerini yummuş. Abisi ve ablası ile birlikte küçücük yaşta hem yetim hem öksüz kalan Şükrü Dede, amcalarının himayesinde büyümüş. Şu an 83 yaşında olan en büyük oğlu Hüseyin Kızılhan babasının küçüklüğünü şöyle anlatıyor: “Babam Eskiköy’de doğmuş. Babasını hiç hatırlamıyor. Annesi de 2 yaşına gelmeden ölmüş. Kendisinden 2 yaş büyük Mehmet abisi, bir de ablası varmış. Onlar bakmışlar babama. Yiyecek bile zor bulurlarmış. Armut hakı, kozak yemişler çoğu zaman. Amcaları arada yardımcı oluyormuş. Babamın amcası eşekler üzerinde mal taşıyıp Fethiye’ye, Dalaman’a, Denizli’ye ticaret yaparmış. Babam küçücükken amcasının yanında çalışmaya başlamış. Denizli’yi ilk defa, gençliğinde eşek sırtında yük taşırken görmüştür diye tahmin ediyorum. Çünkü çocukluğunda köyden dışarı hiç çıkmamış.”

'ÇALLI ALİ' ADIYLA KAÇAK YILLAR
Şükrü Dede delikanlı olunca Fethiye’de çobanlık yapmaya başlamış. İlerleyen yıllarda, Muğla Karaçulha’da bulunan bir yörük ağasının yanında çalışmaya başlamış. Burada çalışırken ağanın bir düşmanını yaralamış. Olay sonrası Karaçulha’dan kaçıp bir günlüğüne Eskiköy’e gelmiş. Babasının İzmir’de bilinen ‘Çallı Ali’ adının hikayesini 81 yaşındaki oğlu Ali Kızılhan’dan dinleyelim: “Babam Karaçulha’da yanında çalıştığı yörük ağasının hasmını yaralamış. Sonra Karaçulha’dan kaçıp gece bizim köye gelmiş. Köyde bir gece kaldıktan sonra İzmir’e kaçmış. İzmir Çamlatı’nda çalışmaya başlamış. Çavuşluk yapmış. Kimliği belli olmaması için nereli olduğunu soranlara ‘Çal’lıyım’ demiş. Kendini de Ali adıyla tanıtmış. İzmir’de babamı hep Çallı Ali olarak bilirler. 9 sene boyunca hiç köyüne dönememiş. Sonra artık af mı çıktı ne oldu bilinmez, köyüne dönmüş ve annemle evlenmiş. Ama İzmir’de çavuşluk yapmaya devam etmiş.”

4 YILLIK VATAN GÖREVİ VE KITLIK YILLLARI
Şükrü Dede iki defa askerlik yapmış. İlk askerliğini Denizli’de 18 yaşındayken yapmış. 2. Dünya Savaşı yıllarında tekrar askere çağrılmış. 1941 yılında Balıkesir’in Ege kıyısına bakan sahil kasabası Ayvalık’ta ikinci kez askerlik görevini yerine getirmiş. Askere gittiğinde geride eşiyle birlikte dört evladını bırakmış. ''Hiç Alman askeri gördün mü?'' sorumuzu, ''İkinci Cihan Harbi’nde tam iki yıl Ayvalık’ta askerlik yaptım. Alman askerleri ile karşılaşmadık. Ama o zamanlar çok kıtlık çektik'' diye yanıtlıyor.

HELAL EKMEK KAZANMANIN PEŞİNDE
Askerlik görevini tamamladıktan sonra tekrar köyüne dönmüş Şükrü Dede ve yeniden ekmek kazanmanın peşine düşmüş. “Biz erkek kardeşlerimle büyüyüp yetişene kadar babam sürekli çalıştı” diyor oğlu Hüseyin Kızılhan. Babasının çalıştığı yılları ise şöyle anlatıyor: ''Benim çocukluğumda köyde sadece 3 tane ev vardı. Bizim evimiz yoktu. Çöğme vardı. Çadır gibi ağaçtan derme çatma bir evde kalıyorduk. Bu ev olmadan önce yine burada toprakla ağaç karışık bir evimiz vardı. 1947’de babam bu kagir evi yaptı. Babamın ömrü hep çalışmakla geçti. 1965’e kadar burada yol yoktu. Biz yayan Kelekçi’ye inerdik. Hastamız olurdu Denizli’ye araba bulup yetiştiremezdik. Doğumlarda ya da hastalıktan doktor bulamayıp ölen hasta çoktur bu köyde. Babam Denizli’nin yolları yapılırken çok çalıştı. Köylülerle imece usulü çalışırlardı. Hatta bir keresinde, köyün yakınına yol yapılıyordu. Bir türlü direkleri yukarı çıkaramadılar. Babam zor işleri sever. Beceriklidir de. Direkleri çıkarmada zorlandıklarını görünce hemen çalışmanın başına geçti. Ekiplerin 3 - 4 günde tamamlayamadıkları işi babam bir günde bitirdi''.

ŞÜKRÜ DEDE'NİN ÇAVUŞLUK YILLARI
Şükrü Dede İzmir Çamlatı Tuzlası’nda ve İzmir’in pamuk ovalarında uzun yıllar çavuşluk yapmış. Dalaman’da tomruk çekmiş. Çavuşluk yaptığı yıllarda köy ve etrafından yüzü aşkın insanı toplayıp İzmir’e götürürmüş. Oğlu Hüseyin Kızılhan o yılları şöyle anlatıyor: “Babam İzmir’e, Dalaman’a çalışmaya giderdi. Köyden yüzden fazla insan toplar, onların da ekmek parası kazanmasına yardımcı olurdu. Mevsimlik işçi olarak çok çalıştı. Hiç unutmam Dalaman’a, Denizli’ye yayan gidip gelirdi. İzmir’de Çamaltı Tuzlası’nda, pamuk işlerinde uzun yıllar çavuşluk yaptı. Sonra İzmir’deki yaptığı iş özel sektöre geçince çavuşluğunu da devretti. Denizli’den Acıpayam köylerine gelen elektrik hatlarında çalıştı. Elektrik direklerinin dikiminde çalıştı. Hiç çalışmadan boş durmayı sevmezdi babam. Eskiden her mahallede bir çeşme vardı. O çeşmelerin yapımında da babamın emeği çoktur.”

YOKLUKLARLA MÜCADELE
Şükrü Dede evlatlarını büyütmek için sürekli çalışırken, geride bıraktığı çocukları yokluk içinde büyüme devam etmiş. Hüseyin Kızılhan babası gibi zor geçen çocukluk yıllarını şöyle anlatıyor: “Biz yokluk içinde büyüdük. Köyde okul yoktu. Eskiköy’den birkaç çocuk Çamlıbel’e okumaya giderdik. O zamanlar doğru dürüst yol da yoktu. Okula yürüyerek gidip gelirdik. Ayağımıza çarığı zor bulurduk. Benim ilkokula gittiğim yıllarda köydeki her aileden sadece bir çocuğu okula kabul ediyorlardı. O çocuk ne zaman okulu bitirirse öteki kardeşini o zaman okula alıyorlardı. Bu nedenle o zamanlar kardeşlerimin hepsi okuyamadı. Okula giderken, ekmekle soğan bile götüremezdik yanımızda. Çünkü imkan yoktu. Çok açlık çektik, çok kıtlık vardı. Biz çok rezil büyüdük. Bizim elimiz ekmek tutunca kardeşlerimizi okuttuk. Bir tane kız kardeşim liseyi bitirdi. Bir tanesi öğretmen oldu, emekli şimdi. Şimdi köyde okul var, böyle problemler yok çok şükür.” Kübra Kızılhan annesini ve çocukluğunu şöyle anlatıyor: “Biz dört erkek, beş kız tam dokuz kardeştik. Annem mülayimdi, çok iyi bir anneydi. Genç gitti öteki tarafa. 56 yaşında vefat etti. Babam sürekli çalışırdı ve o yokken biz de köyde keçi güderdik. Tarlada çalışırdık. Köyümüzdeki erkekler daha çok Aydın Söke’de, Antalya Kumluca'da, Dalaman'da, Fethiye’de amelelik yapardı. Her evden bir çocuk okula gittiğinden ben okuyamadım. Köyün kadınları halı dokurdu. Ben de halı dokudum. Burada dokuduğumuz halılar ünlüydü. El halısı dokurduk.”

“Şükrü Dede nasıl bir babaydı?” sorusunu, “Sertti” diye yanıtlıyor kızı... Gelini Nefise Kızılhan ekliyor, “Lafının üzerine laf söylenilmesini hiç sevmez babam. Serttir. 2-3 sene önce köydeki bir başka ihtiyarla tartıştı. Bastonuyla ihtiyara bir vurmuş, yere düşürmüş. Sonra birbirlerinden özür dileyip barıştılar. Helalleştiler.”

ŞÜKRÜ DEDE’NİN BİR GÜNÜ
Şükrü Dede’ye yaz aylarında oğlu Hüseyin Kızılhan ve eşi Nefise Kızılhan bakıyor. “Bir gününü nasıl geçiriyor Şükrü Dede?” sorumuzu gelini Nefise Hanım cevaplıyor: “Sabah 8-9 gibi kalkar. Kahvaltısını eder. Çok fazla bir şey yemez. Sonra tekrar yatağında yatıp biraz dinlenir. Öğlene doğru evden dışarı çıkar. Köy kahvesinin oraya gider. Eskiden yürüyerek çıkıyordu. Şimdi kahveye kadar yürüyemiyor. Kahveye gitmek isterse yolun kenarına gider, araç bekler. Babamı yolun kenarında gören araçlar, onu yoldan alıp kahveye bırakır. Kahvede insanlarla sohbet eder. Camiye gider. Eve döneceği zaman orada bulunanlar tekrar onu araçlarına bindirip eve getirirler. İkindide akşam yemeğini yer. Bazen fırından ekmek almaya gider. Başka da yemek yemez. Dokunur diye yemez. Akşam da erken yatar. 8-9 gibi uyur. Genelde yatakta istirahat eder. İki seneden beri ihtiyarlıktan dolayı güçten düştü. Daha hareketliydi babam. İki sene öncesine kadar kendi kendine bakıyordu. Artık yazları biz, kışın kızı Sultan bakıyor.”

YAŞI HAKKINDA TAHMİNLER
Şükrü Dede’nin yaşı tam olarak bilinmiyor. Resmi kayıtlara göre 1912 yılında doğmuş. Ancak oğlu Ali Nevzat Kızılhan, babasının yaşının resmi evraklara göre 103 olarak görünse de, gerçek yaşının 117 olduğunu söylüyor. Çünkü babasının doğduğu yıllardaki bebeklerin çoğu nüfusa oldukça geç kaydettiriliyormuş.

CEP TELEFONU İLE KONUŞURKEN ODUN KIRAN ŞÜKRÜ DEDE
Şükrü Dede’nin yaşı yüzü geçkin olunca yeni teknolojik aletlere nasıl tepki verdiğini merak ediyoruz. Oğlu Ali Kızılhan’a “Teknoloji ile arası nasıl?” diye soruyoruz. O da bize Şükrü Dede ile ilgili ilginç bilgiler veriyor: “Altı sene öncesine kadar elinde cep telefonu nacakla odun yarardı. Ancak şimdi güçten düştü. Kulakları da iyi duymadığı için telefonla konuşamıyor. Radyo dinlemeyi çok severdi. Radyoda türkü dinlerdi. Geçtiğimiz yıla kadar radyo dinliyordu. Haberleri takip ederdi. Benim evim hemen yan tarafta. Hatta kulakları duymadığından sesini çok açardı radyonun. Sesi bizim eve kadar gelirdi. Televizyon merakı hiç yok. Zaten evinde hiç televizyonu olmadı. Bilgisayar görmedi.”

BAYRAM GÜNLERİ
10 evladından 146 torunu, 24 de torununun torunu olmuş Şükrü Dede’nin. Ailesi kalabalık olunca bayram günlerinin nasıl geçtiğini merak ediyoruz. “Bayramlar nasıl geçiyor?” diye soruyoruz gelini Nefise Hanım'a, o da bize Şükrü Dede’nin evinde geçen bayram günlerini anlatıyor: “Bayramda ev çok kalabalık olur. Denizli’de olanlar var. Bademli’de olanlar var. Acıpayam’da olanlar var. Bizim kardeşler hep dağınık. Bayram olunca burayı görmen lazım. Babam bayramda ev dolup taşınca çok seviniyor. Evlatları, torunları görünce çok mutlu oluyor.” Kagir evin bu kadar kalabalığı nasıl taşıdığını soruyoruz şakayla karışık Nefise Hanım’a, “Ev tahta ama sağlamdır” diye gülerek yanıtlıyor ve ekliyor: “Babam kendi elleri ile yapmış evi. Babam evin tüm direklerini, tahtalarını hayvanlarla çeke çeke getirmiş.”

MUHAMMET KARAÇAY

Güncelleme Tarihi: 02 Eylül 2018, 17:47
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER