“LAODİKYA TARİHTE DÜNYANIN İLK İHRACAT MERKEZİ”

DRT Denizli ekibini Laodikeia’da ağırlayan ve antik kentte adeta tarihi bir yolculuğa çıkaran Arkeoloji Kazıları Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek, antik Dönem’de Laodikeia’nın önemli bir üretim ve ticaret merkezi olduğunu ve antik kentin, dünyanın ilk ihracat merkezi olarak buradan “yün, kumaş ve mermer” ihraç ettiğini anlattı.

“LAODİKYA TARİHTE DÜNYANIN İLK İHRACAT MERKEZİ”

Laodikeia Antik Kenti Arkeoloji Kazıları Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek, DRT Denizli ve Denizli Gazetesi ekibini Laodikeia’da ağırladı. Kuzey Agora’da yer alan duvarların MS 3’üncü yüzyılın ortasında yapıldığını belirten Prof. Dr. Şimşek sözlerinin devamında; “Harç içinde İmparator Gallienus’a ait sikke bulduğumuz için bunu söyleyebiliyoruz. Bu duvarlar, 11 metre yüksekliğinde ve 265 metre uzunluğundadır. Duvarın doğuya doğru yıkılan tarafında tamamen resimler var. Boyandığı alan göz önünde bulundurulduğunda bugüne kadar ortaya çıkarılan en büyük alan. Biz bu duvarı komple ayağa kaldıracağız. Şuana kadar duvarda gördüğümüz boylar şu şekilde; öndeki sütunlu galerinin duvara aynen yansımasını yapmış. Aralarda panolar var. Onların üstünde yuvarlak daireler içinde değişik resimler var. Büstler ve yazılar söz konusu. Kemerler de boyalı olarak yapılmış. Kırmızı, sarı, kahve, siyah, mavi renkleri görebiliyorsunuz. Geometrik desenler; sekizgenler, kareler var. Mermer taklidi bir süsleme yapılmış. Birçoğunu bu yıl içinde ayağa kaldıracağız. Projemiz 2 yıllık proje ama 2019 yılı sonunda Denizli, ülkemiz ve dünya için çok özel bir alanı kazandırmış olacağız. Laodikeia, Likos’un, Çürüksu Ovası’nın binlerce yıl öncesinden günümüzü aydınlatan bir ışığı” ifadelerini kullandı.

 “ARKEOLOJİK ZENGİNLİKLERDE DÜNYA BİZİMLE YARIŞAMAZ”
“Dünyanın bizimle yarışamayacağı tek alan; arkeolojik zenginliklerimizdir” diyen Prof. Dr. Şimşek şunları aktardı: “Bu ovada 5-6 tane devasa kent var. İnsanların ekonomik güçleri ve kültürleri arttıkça gezmek isterler. Dolayısıyla siz bu tür güzel şeyleri kazıp ayağa kaldırınca turizm girdileriniz bugünün kat kat üzerine çıkacaktır. Gelecekte de en önemli materyal bu olacak diye düşünüyorum.”

“2 BİN YILLIK ALAN 2019’DA YENİDEN GEZİLEBİLECEK”
Kuzey Agora’da yaptıkları kazılarda buldukları boyalı duvarlar hakkında da detayları paylaşan Prof. Dr. Şimşek; “O dönemdeki boyaları topraktan ve madenlerden elde ediyorlarmış. Toprak boyaların içine bitkisel ya da hayvanlar bağlayıcılar katılıyor. Tamamen doğal yolla üretmişler. Biz bulduğumuz boyalı eserlerin restorasyonunu yaptıktan sonra yüzeyinin temizlemesini yapacağız ve koruma önlemlerini alacağız. Ahşap çatıların ebatlarını biliyoruz. Biz onları mimarlarımızla çizdik ve kırma çatıyı oluşturduk. Yaklaşık 46 santimetrelik dikdörtgen kiremitler var. Üzerlerinde omurgalar mevcut. Ustalarımız modellemelerini yapıyor. Modellemeleri de yaptıktan sonra biz bunu bir firmaya vereceğiz. Alanın üzerine, çatıyı kaplayacak şekilde kiremit ve omurgaları üretmesini isteyeceğiz. Hemen hemen her şeyi orijinal. 2 bin yıllık bu alanı 2019 yılında hep birlikte gezip göreceğiz” dedi.

HOROZ, ASLAN, HAŞHAŞ, NAR…
Tarihi yolculuğa Tapınak A diye isimlendirdikleri yapıyı anlatarak devam eden ve bu alanda ‘Horoz Simgesi’ bulduklarını belirten Prof. Dr. Şimşek; “ Tapınak A; yaklaşık bin 870 yıl önce yapılmıştır. 7 metre traverten duvarlar var. Portik ve 5 buçuk metre sütunlu galeriler var. Yazın güneşten kışın da yağmurdan korunmak için insanlar bu galeride geziyorlardı. Burada ağzı açık aslan ve denizatı simgesi görmekteyiz. Bunun yanı sıra burada horoz simgesine de rastladık. Horoz binlerce yıl öncesine dayanan bir kümes hayvanı. Bu coğrafyada da var olan bir hayvan. Burada bulduğumuz horoz simgesi de; ibiğiyle, sakalıyla, kanadıyla, kuyruğuyla her haliyle tipik bir Denizli Horozu.  Antik Dönem’de insanlar gördükleri ve sevdikleri şeyleri daha çok betimliyorlar. Onların kabartmalarını veya heykellerini yapıyorlar. Horoz bunlardan birisi. Mesela; nar kabartmaları var. Bizim bu coğrafyamızda nar yetiştiriciliği fazla. Haşhaş var; haşhaş ta aynı zamanda bolluk, bereket ve sağlık demek. Bunlar Antik Dönem’de çok seviliyor. Günümüzde Denizli, Türkiye’de haşhaş üretiminde 2’nci sırada yer alıyor” diye konuştu.

“LAODİKEİA BİR İHRACAT MERKEZİDİR”
Prof. Dr. Şimşek, Laodikeia’nın zengin bir ticaret kenti olduğunu, bunun için de mermeri bir mobilya gibi işlediklerini söyledi. Prof. Dr. Şimşek açıklamasına ise şöyle devam etti: “Eserlerde çok ince işçilik var. Bu tür işçiliği çoğu kentte göremezsiniz. Menderes Nehri ve ovanın ortasındaki göl yardımıyla deniz aşırı ülkelere ihracat yapılmış. Tekstilinden, mermerine ve hayvansal ürünlere varıncaya kadar Laodikeia bir ihracat merkezidir.”

“2 BİN METREKARELİK EVDE KAZI VE RESTORASYON DEVAM EDİYOR”
Antik kentte ev kalıntılarına da ulaştıklarının altını çizen Prof. Dr. Şimşek; “Suriye Caddesi’nden ayrıldıktan sonra Kuzey Tiyatrosu’na kadar ulaşan ara sokağın tamamını açtık. Sokağın iki yanında, şehrin ana merkezinde bulunan evler var. Bunlar şehrin zenginlerinin evleri. Şuanda bir evde kazı ve restorasyon çalışmaları bir arada yürütülüyor. Bu ev tam 2 bin metre kareye oturmuş bir ev; bu çok özel birisinin evi demektir. Su sistemine, çeşmesine varıncaya kadar var. Antik Dönem’de evlere su götürmek çok pahalı bir işti. Sudan çok vergi alınıyordu. Ama kamu çeşmelerinde su ücretsiz olarak herkese veriliyordu. Tiyatronun yanında bulunan ev; hem tiyatroya gelenlere malzeme, mal satan, hem ikametgah hem de ticarethane olarak kullanılan özel bir ev” dedi.

“OTURMA BASAMAKLARININ ÜZERİNDEKİ YAZILARIN TÜMÜ OKUNDU”
Laodikeia Antik Kenti’nde yer alan bir diğer eser Batı Tiyatrosu. Tiyatro’nun özelliklerini anlatan Prof. Dr. Şimşek; “ Batı Tiyatrosu; Hellenistik geleneğe göre tamamen doğal zemine oyularak yapılmıştır. Tamamen mermerden yapılmış büyük tiyatrolardan birisi. Şimdiki Goncalı Mahallesi’nin olduğu yerde Antik Dönem’de bir göl vardı. Bu göl Çürüksu ve Gümüşçay ile besleniyor. Sarayköy’de Menderes Nehri’ne katılıyor. Antik Dönem’de burada sal taşımacılığı ile deniz aşırı ülkelere ürün taşınıyordu. 1950’li yıllara kadar sal taşımacılığı devam etmiş. Kara taşıtları geliştikten sonra sal taşımacılığı bırakılmış. Tiyatroda tüm oturma basamakları üzerinde yazılar var. Bu yazıların hepsi okundu. Yazılar, hem şehrin ileri gelenlerinin hem esnaf loncalarının hem de Likos Vadisi’ndeki kentlerin oturma yerlerini bize gösteriyor” ifadelerini kullandı.

“AVRUPA BİRLİĞİ’NE BENZER BİR SİSTEM”
Laodikeia’nın bir ticaret, kültür, sanat merkezi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Şimşek; “Zaman zaman kentin ileri gelenleri toplanıyorlardı ve burada kararlar alıyorlardı. Avrupa Birliği’ne benzer bir sistem; yani burada kalite ve markadan ödün vermeyen bir sistem söz konusuydu. Binlerce yıl öncesinin markasının, üretiminin nasıl olduğunu algılamamız bakımından bu tiyatro çok özel ve önemli bir yerdir” diye konuştu.

“KOMEDİ SANATÇISINI BRONZ HEYKELLE ONURLANDIRMIŞLAR”
Batı Tiyatrosu’nda buldukları özel yazıtın hikâyesini de paylaşan Prof. Dr. Şimşek şunları söyledi: “Bir komedi sanatçısı, o kadar güzel oyun sergiliyormuş ki onun bir bronz heykeli yapılmış. Halk bronz heykelle onu onurlandırma kararı almış. Sadece Laodikeialılar değil; Hierapolisliler, Tripolisliler ve hatta Bergamalılar da bu heykelin yapımına katkı sağlamışlar. Biz heykeli bulmadık ama yazıtını bulduk. Burada o kadar güzel tiyatro oyunları sergileniyormuş ki; Bergama’dan bile izleyicileri söz konusuymuş. Bu da Laodikeia’nın kültür ve sanat merkezi olduğunu göstermektedir.”

“BATI TİYATROSU’NDA SU OYUNLARI YAPILIYORMUŞ”
Batı Tiyatrosu’nda sadece tiyatro gösterileri ve toplantıların yapılmadığını, Tiyatro’nun su oyunları için de kullanıldığını belirten Prof. Dr. Şimşek; “Tiyatro oldukça geniş bir alana sahip. Biz burada küçük çalışmalar yaptık. Alt ve üst oturma basamakları var. Oturma basamakları arasında merdiven geçişleri söz konusu. Ayrıca tiyatro, değişik gösterilere ev sahipliği yapıyormuş. Orkestrada yaptığımız çalışmalarda belli bir dönem içinde su oyunlarının da yapıldığı bilgisine ulaştık. Antik Dönem için su oyunları oldukça pahalı oyunlar. Özellikle Hıristiyanlığın başlamasıyla birlikte, 4’üncü yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren de tiyatrolar önemini kaybetmişlerdir. Daha sonra dine bağlı ve kiliselerin etrafında halkların kümeleştiği bir yaşam sistemi ortaya çıkmıştır. Burada Orta Çağ, Bizans Dönemi diye adlandırdığımız dönem başlamış oluyor” şeklinde konuştu.

PINAR ÇANKAYA- İBRAHİM ALAYONT

 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER