Türkiye’nin ilk özel sektör yem fabrikasını o kurdu! Denizlili bir duayen; Orhan Abalıoğlu’nun ardından…

Denizli, Ege ve Türkiye iş dünyasının duayen işadamlarından Abalıoğlu Holding kurucusu Orhan Abalıoğlu 84 yaşında hayata veda etti. 4 çocuk babası, 9 torun sahibi Orhan Abalıoğlu, düzenlenen cenaze töreni ile toprağa verilirken, ardında eğitim kurumları için yaptırdığı muazzam bir “okullar ve eğitim hazinesini” miras bıraktı. Cafer Sadık Abalıoğlu Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2013 yılında yayınlanan ‘Denizli Dergisi’nde Şerif Kutludağ, Ercüment Erdem ve Özge Altınoklu imzası ile yer alan “Bir Sanayi Duayeni; Orhan Abalıoğlu” başlıklı röportajının ikinci bölümünü Orhan Abalıoğlu’nun anısına şimdi de Denizli Gazetesi’nde veriyoruz.

Türkiye’nin ilk özel sektör yem fabrikasını o kurdu! Denizlili bir duayen; Orhan Abalıoğlu’nun ardından…
banner92

Cafer Sadık Abalıoğlu Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2013 yılında yayınlanan ‘Denizli Dergisi’nde Şerif Kutludağ, Ercüment Erdem ve Özge Altınoklu imzası ile yer alan “Bir Sanayi Duayeni; Orhan Abalıoğlu” başlıklı röportajının ikinci bölümünü Orhan Abalıoğlu’nun anısına şimdi de Denizli Gazetesi’nde veriyoruz.

Sanayileşme süreci nasıl başladı?

O zamanlar Türkiye’de araba üretilmiyordu, İstanbul Talimhane’de satılırdı arabalar. Arabaları “Almanya’dan işçi permisi almış” Türkler getirirdi. Oradan misal 20-30 tane araba alırdık; kardeşim Turan’la bir kısmını İstanbul’da, bir kısmını da İzmir’de, Ankara’da ve Denizli’de satardık. Ama bu iş bana pek cazip gelmedi.Ben daha çok sanayici ruhluydum, kardeşim Turan ise ticaret hayatına daha yatkındı. Acentesi olduğumuz araçların, lastik ve akaryakıtın, alım satımını daha çok tercih ederdi.

1966yıllarında aile bireyleri ayrılarak sanayileşmeye adım atıyoruz. Ben yatırımı sevdiğim için Devlet Planlamaya bir yazı yazdım. “Denizli ve civarında yatırım yapmak istiyorum öneriniz nedir?” diye sordum. Hiç cevap alamadım. 10 gün sonra bir daha yazdım yine cevap yok. Üç defa tekrar ettim aynı yazıyı, hiçbir cevap alamadım. O zamanlar İstanbul’a çok sık giderdim. Hatta her gittiğimde Talimhanedeki Opel Otel’de kalırdım. Öyle ki; otelin bir odasını aylık olarak kiralar, 150 TL verirdim. İstanbul’a bir gittiğimde Turgut Özal’a telefon ettim, “Sayın müsteşarım sizden randevu istiyorum.” dedim. Kendisi o zamanlar Devlet Planlama Teşkilatı’nın müsteşarı.“Pazartesi günü saat 09.00’da gel bana.” dedi. İstanbul’dan Abant’a, Abant’tan da Ankara’ya geçtim. Turgut Özal beni çok iyi karşıladı. Denizli’de bir sanayi yatırımı yapmak istediğimi,demir çelik fabrikası kurma fikri ile yanına geldiğimisöyledim. Turgut Özal omzumu sıvazladı. “O senin boyunu aşar.Senin gibi gençler bu memlekete lazım. Fakat biz sadece devletin yatırımlarına bakıyoruz, özel teşebbüsün yatırımlarına bakmıyoruz.” Diyerek “Ben seni Odalar Birliği Genel Sekreteri Necmettin Erbakan’a göndereyim.” dedi. Ben “Necmettin Erbakan’ı tanıyorum, kendisi ile birkaç sefer cumaya gittik, birkaç sefer yemek yedik.” dedim. “Olsun benden selam söyle, sen yine git!” dedi. Denizli’nin milletvekilleri ile yem sanayi tesisi için “ortak ol onlarla”, şeklinde bana fikir verdi.

Türkiye’nin İlk Özel Sektör Yem Fabrikasının Doğuşu…

Yem’in “y” sini dahi duymamıştım o güne dek.“Ortak olmam, yapacaksam tek yaparım” dedim. Ve yem fabrikası yapmaya karar verdim.O dönemdeki devlet kuruluşları olanAnkara İskitler, Konya, İzmir Tariş’e gittim, bu fabrikaları yerinde gördüm, görünce şaşırmıştım ve hiç beğenmedim.Daha iyisini yapmayı kafama koymuştum. Gerekli ruhsatı alabilmek için 21 gün Ankara’da kaldım, Nihayet 1969 yılında o dönemin en iyi teknolojisi ileDenizli’de fabrikayı kurdum. Benim kurduğum fabrika on ton saat kapasiteli, yarı otomatik idi. Devletin yem fabrikası ile benim fabrikam çok farklıydı. Onlar demode fabrikalardı.Devlet Yem Sanayi Genel Müdürü fabrikamı ziyaret etti, çok beğendi, “Devletle rekabet mi edeceksin sen?” dedi.

Benim açtığım fabrikadan sonra ise yaklaşık 400 yem fabrikası kuruldu. Benosanayicilik hevesinin verdiği enerji ile çok çalıştım.O zamanlar günde 20 saat çalışırdım. O yıllarda arabanın bagajına 10-20 kiloluk yemler koyup,Isparta’nın köylerine, Ankara’nın köylerine,kahvelere giderdik akşamları. Yemlerimizi çok zor satıyorduk. Çünkü o dönemde Tarım Kredi Kooperatifleri ve üreticiler tarafından sadece devletin sahip olduğu on bir fabrikada üretilen yemler satın alınıyordu. Özel sektör girişimine tamamen kapalı olan sektörde büyük zorlukla karşılaştık. Ben de bu duruma isyan ediyordum, “Yunanlı mıyım ben?” diye. O yıllarda İstanbul’a sıklıkla giderdim. Orada da önemli müşteriler edinmiştim. Hatta bir seferinde amcam Cafer Sadık Abalıoğlu ile gittik. Kendisini Küçükçekmece’deki meşhur Beyti Lokantası’na götürdüm. Amcam “Sen burayı nereden biliyorsun?” dedi, ben de “buraya da yem satıyorum” dedim. Ömür Gazoz’a, Ankara Beypazarı’na kadar yem satıyordum. Boğazda köprüler yoktu. Feribotla karşıya geçerdik. Karşıya geçmek için 4-5 saat beklediğimiz olurdu. İstanbul dönüşlerinde arabayı kendim kullanırdım. Yolda, Afyon’da bir mola verir, simit yer, çay içer, tekrar yola koyulurdum. Denizli’ye geldiğim gibi eve uğramadan soluğu fabrikada alırdım.

Arka arkaya atılımlar…

Türkiye’de yem hammaddesi üretilmiyordu, mısır üretimi yeterli değildi.Amerika’da üretilip, buraya ithal ediliyor, burada işleniyordu.1992 yılında Türk hayvancılık sektörünün kaliteli hammadde ihtiyacını karşılamak üzere, AYTAR firmasını kurarak başta ABD olmak üzere pek çok ülkeden yem hammaddesi ithalatına başladık ve sektörün önemli oyuncularından biri olduk.

1993 yılında yeni bir sektöre girdik. Sofralık yumurta üretimini başlattık. Türkiye’nin en büyük ve en modern kümes hayvancılığı tesislerini kurduk.Bu işioğlum Baha başlattı. 1994 yılında başlayan damızlık civciv ve yumurta üretimi ise 48 milyon adetlik yumurta basım kapasitesine sahip bilgisayar destekli iki adet kuluçkahane ile devam ediyor.Şimdi Kocabaş’ta da bin tavuk var.

1996 yılında tekstil sektörüne girerek pamuktan iplik üretimine başladık. Üretimin % 80’ini ihraç eden tesisin faaliyetlerine 2007 yılında son verdik.Çünkü istikbal görmedik. Gıda ve yem alanlarındaki stratejik büyüme hedeflerine paralel olarak 2000 yıllarından itibaren büyük yatırımlara başladık.

Marmara bölgesindeki talep artışına cevap verebilmek venakliye bakımından avantaj sağlamak için,2000 yılında Çanakkale Biga’da yemfabrikasısatın aldık.Denizli’deki fabrikadan sonra ikinci açılan yem fabrikasıdır.

Aynı dönemde organik gübre üretimi ile tarımda sürdürülebilir üretimin sağlanması amacıyla Organik Gübre Tesisi kurduk.
2000’li yıllarda aynı zamanda kurumsallaşma yönünde ciddi çalışmalar yaptık, Nitekim bu çabaların sonucunda 2003 yılında tüm iştiraklerimizi ABALIOĞLU Yem – Soya ve Tekstil A.Ş. çatısı altında topladık. 2004 yılında da şirketin yönetim merkezini İzmir’e taşıdık.

Lezita Markasının doğuşunu anlatır mısınız?

2006 yılında İzmir Kemalpaşa’da Türkiye’nin en büyük ve en modern et entegre tesisini kurduk. Lezita markasının ismini ise oğlum Ergun verdi.2006 yılında Polatlı’da üçüncü yem fabrikasını ve İzmir Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesindeki soya fasulyesi işleme tesislerini kurduk. Burada soya küspesi ve soya yağı üretiliyor.

2009 yılında İzmir Kemalpaşa’da dördüncü yem fabrikamızı kurduk, Lezita’nınkesimhaneside Kemalpaşa’da olduğu için burası tercih sebebi oldu.Orada günde 250-300 bin hayvan kesimi yapılıyor.

Bizimki sadece Türkiye’nin değil Avrupa’nın en güzel kesimhanesi. Avrupa’nın kesimhaneleri 20-30 yıllık. Bizimki isehenüzçok yeni.Ayrıca Avrupa’daki tesislerde makine ile kesim yapılıyor, bizde 20 kişilik ekibimizle İslami usullere göre yanielle kesilerek kan akıtılıyor.

2009 yılında Honaz-Kızılyer’debir besi çiftliği kurduk. 2.000 büyükbaş hayvanımızın bulunduğu bu çiftliğimizin planlarını Amerika’dan getirdik.

Yine 2009 yılında İzmir Karaburun’da çipura, levrek yetiştirmek içinbalık çiftliği kurduk. O benim en küçük oğlum Ergun’unfikri idi. Oradaki balıklar ihraç da ediliyor, iç piyasada da satılıyor.

2011 yılında Mersin’de beşinci yem fabrikamızı, 2012 yılında da Bafra’da altıncı yem fabrikamızı faaliyete geçirdik.

2013 yılında ise yedinci yem fabrikamızı Manisa-Turgutlu’da açtık.Sekizincisini ise Trakya tarafında açmayı düşünüyoruz. Ayrıca yine 2013 yılında İzmir/Urla’da balık işleme ve paketleme tesisi açtık, günden güne artarak devam eden bir enerjimiz var.

İstanbul Sanayi Odası her yılTürkiye’nin 500 büyük sanayi firmasını belirliyor. Bu sonuçlara göre 2010 yılı içerisinde 70.sırada yer aldık.2011 yılında da 72.sıradaydık. Hedefimiz daha üst sıralarda, ilk 50 içinde yer almak.

Güncelleme Tarihi: 05 Mart 2019, 15:30
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner21

banner20