GÜNÜMÜZDE YATILI EĞİTİME İHTİYAÇ VAR MI?

Ailem Almancı olduğu için ilköğretim yıllarım dedemlerde geçti. O zamanlar ilkokul 5. sınıfta Anadolu lisesi sınavları yapılırdı. Dedem beni köyden Denizli’ye sınav için göndermedi. Beni emanet olarak görmüş ve titizlenmişti. Demek ki neymiş? Çocuk emanetmiş öyle her yere gönderilmez, bırakılmazmış.

Babamlar izne gelip bu olayı öğrendiklerinde keşke gönderseydin dediler ve ben takip eden dönemde parasız yatılı sınavlarına girdim ve kazandım. İzmir Buca Ortaokulu’na biri köylüm, diğeri dayımın oğlu, üç çocuk kaydımızı yaptırdık. Diğerleri ana kucağından geldikleri için dayımın oğlu birinci haftanın, diğer köylüm birinci dönemin sonunda yatılı okulu bıraktılar. Ben ayrılık ankisiyetesini çok önceden yaşamış ve bitirmiş olmalıyım ki kaldım.

Yatılı okul işte; 14 çocuk aynı koğuşta kalıyorsun, senden büyükler ve senden küçükler ve de belletici öğretmenler ve personel var. Tamamı erkeklerden oluşan 200 kişi kadar nüfus.

Güncelimiz yatılı ortamda cinsel taciz ya; lafı oraya getirmeye çalışıyorum. Benim 4 yıllık yatılı hayatımda böylesi bir olay gerçekleşmedi. Ama doğruyu söylemek gerekirse, o ortamda böylesi bir risk de hiç yok değildi. Peki,bu riske rağmen neden yatılı okul uygulaması vardı.

***

Devlet, imkanı kısıtlı çocukların imkanlara erişimini sağlamak için böylesi bir uygulama yapıyor. Daha ilerisi bu yöntemi toplumun homojenleşmesine yardımcı bir uygulama olarak görüyor. Benim yatılı okuduğum Buca lisesinde, ağırlığı Adıyaman Besni olmak üzere hatırı sayılır sayıda doğulu ve Kürt kökenli öğrenci vardı. Sanırım o öğrencilerin cumhuriyetin temel değerleri ile donanmaları ve Atatürk’ü sevmeleri isteniyordu ki, sonra bu çocuklar illerine gittiklerinde bu değerleri oradakilere aktaracaklardı. Ama öyle olamadı. 12 Eylül öncesinin terör ve kaos ortamında bu öğrenciler ileri derecede politize oldular ve tam tersi bir etki ortaya çıktı diyebilirim.

Tekrar öğrenci toplama yöntemine dönecek olursak. Bu yöntemi; kısıtlı devlet olanakları nedeniyle insanların ayağına götürülemeyen hizmetin, hiç değilse seçilmiş öğrencilere, özeliklede zeki olanlarına sunulması amacıyla, öğrencilerin imkanlara taşınması diye görebiliriz. Köy enstitülerin de bu manada görebiliriz. Ancak değişen ve gelişen dünya ve Türkiye’nin bir sonucu olarak imkanlar genişledikçe hizmet ayağa götürüldü. Köylere kadar okul açıldı, öğretmen gönderildi. Ne köy enstitülerinin, ne de yatılı okulların bir anlamı kalmadı. Sıcak aile ortamından okula gidip gelmenin değeri hiçbir şey ile ölçülemez.

***

Aynı durum din eğitimi için de geçerli. Her köyümüze bir cami ve bir imam atandı. Bazı aileler ve kurumlar çağın gelişimine ve gereklerine ayak uyduramıyorlar. Diyanetin bunca kadrosu ve buna bağlı harcaması varken, denetimi zor olan dernekler ve vakıflar vasıtası ile yatılı kuran kurslarının açılmasına ihtiyaç duyulması nasıl oluyor anlamıyorum.

İmkanı kısıtlı aileler sihirli bir sözcük ve her kapıyı açıyor ve teslim alıyor. Benim anlamadığım ve üzüldüğüm nokta bu sözcüğün devleti de esir alması.

Yatılı kuran kurslarında erkek belletmenlerin, erkek çocuklara cinsel tacizde bulunması, ne Kuran’ın, ne dinin, ne de kursun bir zaafı. Bu tamamıyla içinde insan faktörü olan bir sorun. Sorun şu ki içlerinde sapık eğilimleri olan kişiler bu kurumlara yöneliyor. Kamu kurumlarında bir araya gelip organize olabilmeleri çok zor iken, dernek ve vakıflarda bu imkanı bulabiliyorlar. Kendilerini kamufle etmek için dini kullanıyorlar. Ergenliğe yeni girmiş, korunmasız ve cinsel açıdan bilgisiz çocukların özel olarak korunması gerekiyor. Meseleyi bu temelden ele alamaz isek, benzer durumlarla karşılaşmaya devam edeceğiz demektir.

Dindar olmak bakımından içerden bir ses olarak görebileceğim Psikiyatrist Prof. Erol Göka diyor ki; “Ey aileler, çocuklarınıza sahip çıkın. Emin olmadığınız kimselere emanet etmeyin. Kimseden kolay emin olmayın. Asla din eğitimi için bile olsa yatılı bırakmayın. Cinsel istismar eğitimini mutlaka öğrenin, çocuklarınıza öğretin. Ey devlet nerede çocuk varsa senin gözün orada olsun”

Konuyu Kuran kurslarının kapatılması için koparılan yaygara gibi algılamak sorunun büyüklüğünü ve vahametini görmezlikten gelmek oluyor. Basına ve bize yansıyanların ötesinde bir sorun olduğunu düşünmemiz gerekir. Kuran kursları varlığını devam ettirecektir, bunda şüphe yok, ancak yatılıya olan ihtiyacın geride kaldığını görebilmeliyiz diye düşünüyorum.

YORUM EKLE