HASAN TEKİN ADA’NIN VASİYETİ…

Geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan Çorap Kralı ve Denizli sanayinin duayen isimlerinden Babadağlı işadamı rahmetli Hasan Tekin Ada’nın 10 Ağustos 2016 tarihinde Denizli Gazetesi’nde yayınlanması için verdiği ama daha sonra ‘beklesin’ dediği yazısını arşivi karıştırırken buldum.

Rahmetli Hasan Tekin Ada’nın 4 yıldır sakladığım bu yazıyı vasiyeti olarak yayınlıyorum. Tarımın gelişmesini arzulayan ve üretim yapılması çağrısında bulunan Hasan Tekin Ada’nın vasiyet niteliğindeki yazısında şu görüşleri paylaşıyor:

“Dünyanın kendi kendine yetebilecek ülkesinde ilk sırada alan Türkiyemiz de tarıma önem vermek için daha ne bekliyoruz.

Amerika'nın vazgeçmediği tarıma biz dilde bakıyor gibi görünüyoruz. Ama maalesef bakmıyoruz. Pamuğu, mısırı, buğdayı ithal ediyoruz. İhraç etmemiz gerekirken, bu tarım yok olup giderse bunun müsebbibi acaba kim? Tarıma eğilmediğimiz sürece müddetçe bu sorun çözülmez. Üretimi olmayan bir ülke esir ve rezil olmaya mahkumdur. Tarım, sanayi ve turizm bu ülkeye para girmesini sağlayacak. Hiç değilse dışarıya para gitmeyecek.  Yazıklar olsun bize görevimizi yapamıyoruz. Sera yapıyoruz, ‘Sen kimsin, kazanamıyorsun, zarar mı ediyorsun?’ diyen yok.

Ankara'dan idare etmekle, tavandan bakmakla bu işler yürümez.

Bu durumu başta Tarım bakanı, bizim bakanımız, milletvekillerimiz ve Tarım İl Müdürlerimiz olmak üzere lütfen bu konuya eğilin. Gerçi bizim bakanımızın başını kaşıyacak vakti yok. Ama hem kaşıtacak, hem de bunlar için talimat verecek.

Lütfen bizi nazarı itibaren alacak. Almasını hassaten rica ediyorum. Denizli'nin her yerine imza atmış birisinin, bu işe de iyi eğileceğine inanıyorum. Bunu okuyunca bu işler hariçten gazel okumaya benzemez. Ama ben dahilinde okuyorum. Ve bizim sahibimiz kim onu bildirin onunla görüşelim. 10 Ağustos 2016- Hasan Tekin Ada…”

Evet...

Bu yazı 10 Ağustos 2016 tarihinde verilmişti.

Bugün 10 Ağustos 2020 tarihine denk geldi.

Hasan Tekin Ada’yı saygıyla anıyorum…

Hep konuşmalarımızda gençlerin üretime ağırlık vermesini isterdi. Mesleğinde yaşadıklarını anlatırdı. Çorap imalatında burun kısmının çok önemli olduğunu belirtirdi.

DENİZLİDEN İKİ KÜÇÜK İZLENİM…

Denizli Barosu avukatlarından Atilla Sezener, sosyal medya hesabından bilgi birikimi dostlarıyla paylaşmaya devam ediyor. Yaşadığımız korona virüsle ilgili gözlemlerini paylaşan Sezener bakın niye parmak basıyor.

“-Dün bir hastanede idim. Bir ara kadının biri, salonda maske takmayan erkeği uyararak:

-Maskenizi takın, diye konuştu. Bir kadının bu davranışı, birçok erkeğin hala işin öneminin farkında olmadığı bir dönemde beni mutlu etti.

*

Bir tanıdık akşam üzeri pide yaptırmak için restorana gidiyor. Kapıda personelden biri sigara içiyor. İçeriye girip siparişi veriyor. Patron, dışarda sigara içeni çağırıp siparişleri yapmasını istiyor. Adam doğrudan gelip hamurun başına geçince, müşteri:

-Personeliniz elini yıkamadan mı bu işi yapacak? deyince, o personel gözleriyle sanki beni öldürmek istedi, diye anlattı.

Bunun yorumunu siz yapın.

-Birkaç gün önce “Bel fıtığından rahatsızlığım var” onun için az ve kısa yazıp, bol miktarda çok güzel manzara fotoğrafları kullanacağımı yazmıştım. Bu resimleri bolca kullanıyorum. Çok değişik yorumlar kulağıma geldi.

İşin aslı budur, zevk sahibi kadın arkadaşlarım yağmur gibi yağdırıyorlar. Bir süre daha bu resimleri kullanacağım. Size seyredip hayal kurmak kalıyor.”

Diyor.

Maske yaşantımızın bir parçası artık yanımızda eksik etmemeliyiz…

Lütfen dikkat: Maske, mesafe ve temizlik çok önemli…

“AKLIMIN ALMADIĞI VE BECERMEDİĞİM ŞEYLER…”

Denizlililerin yakından tanıdığı Atilla Sezener, sosyal medya hesabından bilgi birikimi paylaşmayı sürdürüyor. “Aklımın almadığı ve beceremediğim şeyler” başlıklı yazısında ilginç tespitlerde bulunuyor.

“AKLIMIN ALMADIĞI VE BECEREMEDİĞİM ŞEYLER…

İşte geldik, gidiyoruz. Şimdiye dek sayısız kere oy kullandım. Bir kere bile benim tercihlerim seçim kazanamadı. Buradan şu sonuç çıkıyor: “Ben siyasetten hiç anlamıyorum. Doğuştan muhalif olmam da söz konusu olabilir.”

***

Bunca yıllık hukukçuyum. Gazetelerde şöyle haberler görürüsünüz: “Filan yakalandı, 15 yaralama, 5 gasp, 22 hırsızlık davası veya sabıkası var.” Biri gelse ve sorsa: “Bu adam bunca suça rağmen nasıl serbest geziyor?” dese, iki elimi havaya kaldırırım ve “Ben buna cevap vermekten acizim” derim. Demek hukuk nedir öğrenememişim.

***

Çeşitli gösteriler oluyor. Birçok sanatçı görev alıyor. Seyircilerden bazıları onları alkışlamıyorlar. Sanatçının yaşama sevinci alkışın içindedir. Affedersiniz “Bu yaratıklar bu gösteriye ne diye geldiler?” diyorum. Onları hoş görmemin mümkün olmadığını keşfedeli yarım asrı geçti.

***

Beni en çok rahatsız eden ise, sayısız insanımızın “AKLINDAN ÖNCE DUYGULARINI KULLANMALARI.” Herkes birilerinden nefret ediyor veya birilerini aşırı şekilde abartılı seviyor. Bu bağımlılıktan sonra sağlıklı karar vermeleri asla mümkün değildir; veremiyorlar da zaten.”

Aklımızı kullanmayı öğrenmediğimiz sürece daha çok serzenişlerde bulunmaya devam ederiz…

ATİLLA ABİ’DEN KULAKLARA KÜPE NASİHAT…

Atilla Sezener, sosyal medyada okumamak ve cahillikle yaşanılan sıkıntıları anlatan mini bir yazı paylaştı.

CAHİLLİK VEYA UTANMA VERGİSİ NEDEN YOK?

Hani bizde güzel laf vardır. Müslümanlığın altıncı şartı: HADDİNİ BİLMEK.

İşte bu şart günlük hayatta hiç kullanılmıyor. Ben sadece gölden bir damla vereceğim. Bilindiği gibi, televizyonlarda çok değişik yarışmalar oluyor. Müracaat edenler de kura ile seçilip halkın karşına çıkıyorlar. Seyirciler de bilmedikleri pek çok konuda aydınlanmış veya bilgilerini tazelemiş oluyorlar. Fakat o ne? Merada sığır güdemeyecek nitelikte pek çok kişi yöneticinin karşısına yarışmacı olarak çıkıyor. Sıfır kültür, sıfır bilgi ve sıfır utanma ile yer ve zaman işgal ediyorlar. Yarışma zevkinin de canına okuyorlar. Bu aymazların mutlaka bir ön elemeden geçirilmesi şarttır.

Evlerindeki veya arkadaş gurubundaki cahillerin dolduruşuna gelip gülünç olup gidiyorlar. Aslında cahil vergisi ödemeleri gerek ama mevzuatımızda o yok.”

Toplum olarak haddimizi bildiğimiz sürece hiçbir sorun yaşanmaz…

DÜDÜKÇÜ’DEN “BOŞA GEÇEN ÖMÜR” ŞİİRİ

Arkadaşımız Şerife Yalçınkaya Düdükçü, sosyal medya hesabından “Boşa Geçen Ömür” başlıklı bir şiir paylaştı.

“Ve boşa geçer ömür,

başkalarından gelecek

bir onay, bir taktir,

bir teşekkür uğruna...

halbuki

kendi Gerçeğini kabul etsen,

kendini onaylayıp

kendini kucaklasan

hiç bir bağımlılık

hiç bir rahatsızlık

hiç bir gerginlik duymadan

mutlu sağlıklı özgür bir insan olarak

Yaşama katılacağının

farkında değilsin…

Şimdi…

sen de yaşamın neresinde olursan ol

hiç bir zaman geç değil.

Tüm beklentilerinden arın

kendine güven bunu başkası yapabiliyorsa

SEN de başarabilirsin sakın unutma…

***

"Cam gibidir kadınlar, elinizden kaydırıp kırarsanız şayet onları, bir daha eskisi gibi olmazlar.

Hasar az bile olsa dikkatlidir, hiç bir şeyi gözden kaçırmaz, beceriksizce yapılmış tamirleri.

Artık onu başköşeye de koysanız, kırıktır işte. Atlas halılarla döşeli salonlarda da oturtsanız altın sulara da bulasanız, kırıktır.

Kaprisinden değildir düzelmeyişi; bazen düzelmek bile istese camdan kalp tamir tutar mı?

Hassaslığı mıdır kadının suçu?

Yoksa suçlu onu kıran mı?

Bir camın düşerken çıkardığı şangırtı bir kadının feryadıdır belki de. Kırıklar elbet batar kalbine kıranların.

Bir kadından camdan gözyaşları akar. Dönüşü yoktur kırılan camdan kalplerin.

İşte bu yüzden kadınlar cam gibidir.

Camın ömrü; kırıldığı ana kadardır.."

Şerife arkadaşımıza katılıyorum…

Kadınlar başarabilir...

Yeter ki; güvenelim, saygı gösterelim…

 ŞAİR KEMAL GÜRCAN’DAN “ZAKKUMA AĞIT” ŞİİRİ

UNESCO Dünya Miras Listesi’nde bulunan beyaz cennet Pamukkale Antik Havuz’daki zakkumların kesilerek, yeni çalışma yapılmasından sonra Denizlili şair Kemal Gürcan, Zakkuma ağıt şiir yazdı.  

“ZAKKUMA AĞIT

Tanrıların imzası vardı

En güzel resmin

Gözyaşı sıcaklığında sular

Yaralı sütunlar

Pembe Pamukkale gelini

Hiçbir yere bir çiçek

Bu denli güzel yakışmazdı

Çocuktuk

Pamukkale çiçeği derdik

Zamandan koparılan,

Zakkuma

Yaşar Kemal,

Ağın ağacı

Ağusunu ılık sular aldı

Ağladı ağın ağaçları

Pembe pembe

Katmerli çiçekler savruldu

Ağıtlar yaktı, yeni kentliler

Çığlıklar hadese ulaştı

Uyandı tüm soylular

Kim bu

Bizden daha günahkar

Ve

Utançtan karlar

Pamukkale’ye pembe yağar”

Pamukkale, Denizlililerin ama bir o kadar uzak…

BİR FOTOĞRAF ÇOK ŞEY ANLATIR…

Denizli Esnaf Kefalet Kooperatifi Başkanı Musa Çelikkol, Denizli’ye 60 yıldır hizmet ediyor.

Yıllarca Şoförüler Odası ve Denizli Esnaf Odları Birliği Başkanlıkları’nda bulunan Musa Çelikkol’un arkadaşı Süleyman Şen’le çekilmiş bir fotoğrafı arşivimizden çıktı. Başkan Çelikkol, 1967 yılında çekilen fotoğrafında çakı gibi delikanlı görünüyor. Minibüsçülüğe başladığı yıllarda Denizli’nin nüfusu 50-60 binlerde...

Başkan Musa Çelikkol, yılların verdiği çalışma temposunu kaybetmeden esnafları kredi sağlamaya devam ediyor…

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 1986’INCI GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen Konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz.

PAZARTESİ’NİN SÖZÜ

“Türk milletinin istidadı ve kesin kararı, medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir “

Mustafa Kemal ATATÜRK 

YORUM EKLE