HAYATIMIZI KODLAYANLARDAN; CÜNEYT ARKIN

Cüneyt Arkın vefat etti, Allah rahmet eylesin. Ardından başka sinema sanatçılarına nasip olmayacak kadar yazıldı, anlatıldı. Ya da bana öyle geldi. Yani benim sosyal çevremin, Cüneyt Arkın ile kodlanmış yaşanmışlıkları daha fazla olabilir.

Örneğin Çal-Akkent Mahallesi’nden mahalle arkadaşım Raşit Öztürk onun canlandırdığı Battalgazi, Karamurat ve Malkoçoğlu gibi kahramanları nasıl taklit ettiğimizi anlatmış. Şerif Kutludağ hocadan “Cüreklibatur” olan asıl soyadının anlamını ve Amerikan popüler kültürünün birer ürünü olan Teksas, Tommiks ve daha pek çok çizgi roman kahramanının karşısına konan Türk kahramanları tiplemelerinin önemini yazmış.

Çocukluğumun geçtiği köyde bir tane sinema vardı. Haftada bir film değişirdi. Sadece akşamları oynatılırdı. Dini bayramlar geldi mi, filmler her gün değişirdi.  Üstelik gün içinde de bir seans yapılırdı. Ee, ne de olsa biz çocuklarda bayram harçlığı olurdu. Bizim gözde filmlerimiz Cüneyt Arkın, Serdar Gökhan, Kartal Tibet’in oynadığı tarihi filmlerdi. Bir keresinde ailecek Türkan Şoray filmine gitmiştik de, neden o filme gittiğimizi anlamamış, sorunca anlatmak için kullanılan “aşk” kelimesini ilk defa o zaman duymuştum.

Bir gün yine böyle, kardeşim Levent ve ben, bir bayram günü Cüneyt Arkın filmine gideceğiz. Aynı gün annem ve babam Almanya yolcusu. Çocukluk aklı işte, babanlar nasıl olsa seneye yine gelecekler, ama bu film kaçtı mı, kaçtı olur; sonra bir yıl boyunca arkadaşların anlatır durur, sende konu ne zaman benim de gittiğimi filme gelecek diye kenarda bekler durursun. Bu durum göze alınamaz olduğundan filme gittik. Film başlamadan babam geldi. Haliyle beni ayıpladı. Beraber Alman plakalı arabada bekleyen annemin yanına gittik, ellerini öptük vedalaştık. Sonra hayat bizim için kaldığı yerden devam etti.

Battal Gazi’nin kullandığı eğri kılıçları yaptık; tahtadan, tüm hünerimizi ortaya koyarak. Ok, yay yaptık; mahallenin metruk binalarında mevzilenip birbirimize çalı çırpıdan oluşturduğumuz okları attık.

Bir de çikolata ve sakız ambalajlarından çıkan artist fotoğraflar olurdu. Onları toplar koleksiyon yapardık. Sadece erkek sanatçıları toplardık. Kadın sanatçılar o kadar çok çıkardı ki, değersizdiler. Tarık Akan da erkek olmasına rağmen çok çıkardı ve değersizdi. En değerlisi oldukça nadir bulunan tek bir resim ile Erol Taş idi. Bu resim sadece bende vardı. Cüneyt Arkın da az bulunan resimlerden idi. Tarık Akan’ın yakışıklı olmasından faydalanmak isteyen şekerleme sanayi, en az onun kadar yakışıklı Cüneyt Arkın’ı es geçmişti. Şimdi düşünüyorum da, Cüneyt Arkın yakışıklı olmaktan ziyade, kahramanları canlandırmakla ün yapmıştı ve fotoğraflarda bu durum prim yapmıyor olmalı idi.

Sinema sanayi krize girince her sanatçı gibi Cüneyt Arkın da boşta kaldı. O sıralar TGRT hastanesinde çalışan KBB hekimi arkadaşımdan öğrenmiştim. Hekimliğini hatırlayıp hastanenin bir polikliniğinde çalışmış. Çalışması daha çok hastaları dinleyip uzmana yönlendirmek şeklindeymiş. Tam bu sıralar alkol sorunu oldu. Bu sorunu yendi, TGRT organizasyonunda illere gidip gençlere bu sorunun ne olduğunu ve nasıl yendiğini anlattı. Anlayacağınız topluma karşı duyarlı idi, üzerine düşeni yaptı. Toplum da onu unutmadığını göstermek istercesine, bir tv dizisi olan Kuruluş Osman’da akil adamların sözcüsü olarak rol verdi.

Nerden akıl etti ise Çallı hemşerim iş adamı Süleyman Akçin, kendisini, firmasının reklam filminde rol almak üzere ziyaret etti. Bu vesile ile Çallı kadınların, daha doğrusu Türk kadınlarının iş hayatındaki çabalarına destek mesajları verme fırsatı oldu. Bu da bizde son bir hatırası olarak kaldı.

Ben tıp fakültesinde, varlık açısından farklı konumlandırdığım sınıf arkadaşlarımın bizlerden pek de farklı olmadıklarını mezuniyetin 25. yılı ve sonrasında öğrendim. Bugün altmışa dayanan yaşlara sahip nesillerin yokluklar üzerine kurulu bir hikayeleri olduğunu artık biliyorum. Bu yüzden Cüneyt Arkın’ın tıp fakültesinde okurken hasta altı temizleyerek okumaya devam edebildiğini öğrenmek beni şaşırtmıyor. Biz popüler kültürün ikonlarını hep bize tanıtılan şekli ile algılıyoruz. Yaşanan zorluklar bahse değmez olunca, hayatı hazır isteyen bir nesil oluşuyor. Şimdi Cüneyt Arkın’ın hayat hikayesini anlatan bir dramatizasyonun zamanıdır diye düşünürüm.

Allah rahmet eylesin, her bakımdan güzel insandı, ardından söylenenler ve yazılanlar bunun teyididir.

YORUM EKLE