HER KAYBOLUŞ YENİ BİR BULUŞ, FRİG VADİLERİNİ ARARKEN...

Kaybolmuş coğrafyalarda tarihin derinliklerine bir yolculuktu amacım. Ama ön hazırlık yapmadan çıkılan yolculukta sürprizlere hazır olmak gerekti. O coğrafya, o yaşamlar ve o tozlu tarih sayfaları arasındaki gizem, haşmet, hayranlık ve sırlar...

Gidilip, görülmeli yaşanıp dönülmeliydi...

Bir tarihçi değilim. Tarihi bilgileri olması gerekenden fazla biri de değilim. Sıradan bir okur kadar okuyup, ilginç olanı hafızasına kaydeden ama önemli buldukarını tekrar tekrar okuyup unutmamaya çalışanlardanım.

Görsel hafızama güvenir, gördüğümü farklı yorumlayıp farklı kaydederek sunabilirim.

İşte; bu noktadan hareketle gördüğüm güzellik ya da farklılıkları kendi bakış açımla sunmaya  özen gösteririm.Tabii ki güzelliklere ulaşmanın zorluklarını ve maliyetini de unutmadan...

"Frig Vadileri" diyerek başlatılan tanıtımların etkisiyle "Frigya’ya gitmeye karar veriyorum.

Bu kapsamında yazılan yazılar ve sunulan görsellerin etkisiyle yöreye doğaçlama bir gezi yapmamın zorunluluk olduğunu düşünüyorum.

Ortak zevklerimiz olan dostum, arkadaşım Mehmet Karataş ile yollara  düşüyoruz.

Aracı o kullanıyor ve yolu da o bildiği için ben rahatım.

Sıcak sayılacak bir Mayıs sabahı Denizli den Afyonkarahisar bölgesine doğru yol alıyoruz.

Bize söylenenlerden "Frig Vadileri’nin Kütahya yolu üzerinde bulacağız.

Arkadaşıma bu şekilde anlattım o da yolu bildiğini söyleyince sorun olmdığı düşüncesiyle yola koyulduk.

Sabah kahvaltımızı Afyonkarahisar girişindeki dinlenme tesislerinde yapıp, Kütahya yoluna devam ettik. Buraya kadar herşey yolunda ve bir sıkıntımız da yoktu. Bundan sonra da olmaz düşüncesiyle yolumuza devam ettik.

Tarife göre Kütahya yolunda 20 km kadar gittikten sonra  Frig vadileri ile ilgili bilgilendirme levhaları olacağı, çıplak göz ile de  bölgedeki oluşumları göreceğimiz söylenmişti.

Ama tuhaf olan bizim güzergahımızda böyle bir iz-emare olmayışıydı.

Bilgilendirme levhası da yoktu. 20 km değil 40 -50 km gitmemize rağmen ortada birşey göremiyorduk hâlâ.

Düştük bir bozkıra gidiyoruz. Az sayıda yerleşim alanı var ve yoldan uzakta.

Bir yerden geçerken yolun üzerinde minik bir yön levhası gözüme ilişmişti.

Ama onca tanıtım yapılan yere ait böyle uyduruk bir yön levhası olamaz deyip dikkate almadan geçip gittik.

Kütahya il merkezine çok az kala artık umudu kesip bir dinlenme tesisine benzeyen ama pek cazibesi olmayan mekana girip sorduk.

-Frig Vadileri'ni arıyoruz ne taraftadır?

Anlamsız bir şey söylemişiz gibi etrafına bakındı insanlar;

-Buralarda vadi falan yoktur. Ama Kütahya dan sonra bir sorun!  Belki o taraflardadır!

Anlatmaya başladık oradakilere: Afyon tarafında, Kütahya yolu üzerinde ama Afyon il merkezine yakın vs, vs, ...

Yakınlarda bir kasaba görünüyordu, oraya gidip sorun dediler pek dikkate almadan.

Oraya gidip gelene kadar geri dönmek daha akılcı geldi bize.

Dönerken  bir yere daha sormak istedik. Orada traktörle birşeyler taşıyanlar vardı. Yaklaşıp sorduk  birine;

-ileride "Döğer" diye bir levha göreceksiniz yolun solunda onu takip edin belki oralardadır sizin aradığınız "vadi" dediler.

Biz şok olmuş haldeyiz. Şaşkınız, biraz sinirliyiz ve hepsi bir kenara onca yol ve onca zaman boşa gitmiş gibiydi.

Dönüş yolunda pür dikkat "Döğer" levhası peşindeyiz  epey geri geldikten sonra o meşhur levhayı gördük. Mavi üzerine beyaz yazılı ok şeklinde yön gösteren minicik bir levha ...

Girdik o levhadan ve önce "Üçler Kayası" na ulaştık.

"Ohhh !" dedik. Galiba bulduk...

Üçler kayasının girişinde biraz bilgi kırıntısı veren lavhayı gördük.

Turizm yolu falan yazıyordu! Sonra köyün içi, çıkışı ve oralardaki yaşam hali, kayalar oluşumlar ve saire...

Müthiş etkilendik. Deklanşörler pek boş durmuyordu artık...

Orada ilk ciddi levhaları silik-soluk ve yıkık olsa da gördük ve yönümüzü Döğer'e çevirdik.

Artık nereden nasıl gittiğimize falan bakmıyor, normal rotayı izlemiyor ne bulduysak fotoğraflıyor, gelene geçene bişeyler soruyor ve değerlendiriyorduk zamanı ortamın güzelliğini.

Döğer'e ulaştığımızda daha bir keyiflendik.

Artık "Frig Vadileri"ndeyiz. Şimdi detaylara girme zamanıydı bize göre.

Buradan tam olarak nerede olduğunu, nereye bağlı olduğunu bilmediğimiz sadece adını duymaya başladığımız ve bazı silik levhalarda zorla okuyabildiğimiz;  Köhnüş (Göynüş olarak teleffuz ediliyor) vadisi,  Aslankaya, Kapıkaya, Peri bacaları, Emre gölü, Aslantaş, Yılantaş, Maltaş, Ayazini, Avdalaz kalesi gibi yerleri duyuyoruz.

"Urumkuş " sözüğünü orada duyduk ve çok daha ilginç gelmiş olmalı ki Döğer'in içinden oraya gitmeye karar veridik.

Biraz gidip harman yerlerini geçince  bir çeşme  yanındaki levhayı okuyup gösterdiği yöne devam ettik.  5 veya 6 km gibi birşey yazıyordu. Ama  biz 10 km kadar gittik ortada hiç birşey yok. Stabilize yolun bittiği yerde iki ev benzeri yapı var. O kadar!

 Anladık ki biz yine yanlış gittik. Haydi bir daha geriye dönüş, takip ettiğimiz ve mesaafe yazan levhaya gelip durup etrafa bakındık.

Biraz fotoğraf çektikten sonra  ileriden tozu dumana katmış bir motorlu  çoban çıktı geldi yanımıza.

Ona sorduk. Urumkuş nerede  diye?

Güldü bize.

-Levhayı takip ettiniz değil mi?

-Evet , başka ne yapacağız?

-Aldanmışlara sizde eklendiniz! dedi.

-Nasıl yani deyip durduk!

-O levhayı muziplik olsun diye çobanlar ters yöne çevirmişler. Siz ilk değilsiniz!!!

Hep beraber güldük. Artık düzeltin bunu diyerek yol tarifi yeniden alıp devam ettik.

Yolun üzerinde bulduğumuz yer neresiydi bilmiyoruz. Aradığımız yer olmadığı kesindi ama.

Bir tepe ve üzerinde dehşetli güzelliklere sahip kale, çevresi müthiş etkileyici. İçi  daha bir gizemli ve korkutucu-sessiz. ( meğer burası daha önce film seti olarak kullanılan mekanlardan birisiymiş )

Burada epey oyalandıktan sonra tekrar Döğer'e geri gelip oradan Aslantaş yönüne devam ettik.

Sonra oraya yakın bir diğer kale'ye (adlarını falan bilmeden-Memeç kayalıkları denen bölge olmalıydı) gittik burası da çok çarpıcıydı.

Aslında herşey bizi etkiliyordu. Ama her gördüğümüz kişi bize başka bir yer tarif ediyor kafamız iyice karışıyordu. Merak olduğu için hepsine de gitmek istiyorduk.

Tekrar Döğer'e gelip bu kez Ayazin yönüne döndük. Yolumuz üzerinde Emre gölüne uğradık. (henüz o zamanlar saltanat kayığı falan yoktu ve doğaldı) Göl müthiş etkileyici bozkır ortasında bir mavi boncuk gibiydi adeta.

Yolumuz üzerindeki Antik yol, sonra Demirli köyü, Bayramaliler ve oradaki oluşumların çarpıcı güzellikleri  ağzımız açık izleyip fotoğraflıyorduk hepsini.

Köhnüş vadisi arayışındayız artık. Aslında tam içinde olduğumuz vadinin orası olduğunu bilemiyoruz!

Yılantaş'ın önünde durup karşıyı fotoğraflıyor,  fakat 1 metre arkamızdaki Yılantaş'ı görmüyor, Maltaş levhasını izleyip birşey göremeden geri dönüyoruz. Allahtan Aslantaş'ı  hevhadan dolayı görüp fotoğrafını çekiyoruz.

Devamında  "Avdalaz Kalesi" ve aşağıya doğru inip Peri bacaları levhasının olduğı yerden çevreye bakıp nihayet gün akşama dönerken Ayazini'ne ulaşıyoruz.

Burada  çok fazla gezemiyor, fazla  fotoğraf çekemiyoruz zira ışık sorunları başlıyor.

Tam bu noktada anlıyoruz ki bizim "Frig Vadileri" gezisine başlamamız gereken yer burasıymış. Yani Kütahya yolu buradan geçiyormuş ancak bizim atladığımız "eski"  takısını unutup yeni Kütahya yoluna gitmek olmuş.

Ama olsun, "her kayboluş yeni keşif"ler, farklı bakışlar  geliştirmek demek değil midir?

Bizim ki de öyle bir başlangıç olmuştu.

Tersten başlayan bir rota, bilmeden gidilen yerler ve farklı bakışla farklı olaylara tanıklık etme...

Bundan sonra artık "Frig vadileri" ve soraki zamanda "vadileri" eki   kaldırlınca söylendiği şekliyle  "Frigya" bizim için yeni ve gizemli bir yer olacaktı.

Defalarca bu bölgeye yaptığımız yürüyüşler, fotoğraf gezileri ve konaklamalı turlarla yöreyi her yönüyle tanıyacak, tanıtacak ve başkalarının gelmesine de katkıda bulunacaktık.

Mesela Seydilerden başlayıp, Alanyurt hattından Ayazin'e geliş ve devamında Bayramaliler, Demirli, Emre gölü Döğer  bölgesi fotoğraf gezimiz, Böcü inleri örneğin çok ilginç yerlerdi.

Bu gün hala kullanılan antik yollar, Seydilerde ki kaya oluşumları, Memeç kayalıkları, Bayramalilerdeki ilginç doğal kaya anıtları, Üçler kayası kaya yerleşimleri ve Ayazini tek başına günlerce gezilecek yer, keza halen içinde yaşamın sürüyor olması ve daha neler neler...

Frigya anlatılmaz, gidilir, görülür, gezilir ve yaşanır...

Her kayboluş yeni buluş değil midir?

YORUM EKLE
YORUMLAR
Cengiz Erk.
Cengiz Erk. - 3 hafta Önce

Sayın Akakça. Gitmediğim, görmediğim Frik Vadisi'ni gezmişim gibi geldi bana. Şu bulaaş denen illetten kurtulur kurtulmaz gitmek, gezmek isterim oraları. Kalemine, lensine sağlık. Son kare harika.

Zeki Akakça
Zeki Akakça @Cengiz Erk. - 3 hafta Önce

Cengiz bey çok teşekkürler