HER ŞEYİN MEVSİMİ VAR

Mevsimi var, aşkın.

Buklelerle saçların dökülmüş alnına,

bahar kokusu yayılmış, kumral saçlarına.

Şiir gibi tam yerinde mısralar,

mevsimi var, hayatın.

Bir yaz yağmuru gibi gelen çocukluğun,

gözlerin açık gördüğün rüyaların,

her şeyin mevsimi var.

Çiçeklerin, açan kasımpatıların,

yağan karın, sıcağın, ağustos böceğinin mevsimi var.

Bir sonbahar rüzgarı gibiydi, yaşadıklarım.

Tutamadım;

Ne sevinci ne de anıları tazeliğinde,

yağmurun sesi kaldı, kulağımda.

Bir de sessiz gülüş kaldı,

geçmişimden hatıra bana .

Nisan ayının da bitmesine az bir zaman kaldı. Zaman ; dolu dizgin dörtnala koşulmuş bir at gibi gidiyor. Onu yakalamanın imkanı yok .Bizler, bu koskoca evrende kar taneleri gibiyiz, mevsimlik yaşıyoruz.

“Şayet çıplak gözle hayata bakarsan gecelerin gündüze, mevsimlerin de bir tekerlek misali döndüğünü görürsün. Bu ana temayı farklılaştıran insanlar mı?

Sarı, siyah, kızıl saçlı; çalışkan, tembel, akıllı olmaları mı?

Ben, sen olsam ya da sen, ben olsan hayat yine farklı olur muydu? Hayatı yaşanılası kılan herkesin onu kendine özel hissetmesi değil mi? Tabiattaki çeşitlilik insanlarda da yok mu? Sadece görsel çeşitlilik mi, ruhlarımız da birbirlerinden bir o kadar farklı değil mi? Gördüğümüz tüm çiçekler papatya olsa onun önemi kalır mıydı? Ya da hepsi sümbül olsa. Mis gibi kokusu bile içimizi baymaz mıydı ? O halde bırakalım papatyaların arasında gelincikler de olsun, sümbüller de.

Aralara erguvanların güzelliğini daha iyi anlamamız için kaktüsleri de serpiştirelim. Herkesi olduğu gibi kabul edelim.” YAVUZ, adlı romanımdan

Evren’e kuş cıvıltıları çıkararak dönen bir gezegende yaşamaktayız. Dünya adını verdiğimiz bu gezegen 1966 yılında yayınlanan Uzay Yolu dizisinde ki yıldız gemisi Atılgan gibi yol alıyor, karanlık boşluğun içinde. Bizler tüm varlığımızla bir kaya parçasının üstünde yaşam bulmuşuz.

Bilimsel verilere göre dünya saatte 108.000 km hızla hareket ediyormuş. Bir tabancanın namlusundan çıkan mermi saatte 1800 km hızla hareket ediyor. Dünyanın güneş etrafındaki hızının ,bir tabancanın namlusundan çıkmış merminin hızından altmış kat fazla olduğunu öğrenmek beni şaşırttı. Sonuç olarak mermiden altmış kat daha hızlı hareket eden dev bir kayanın üstünde yaşıyoruz. Bununla beraber dünya aynı anda bir de kendi etrafında dönüyor. Kendi etrafındaki dönüş hızı ise saatte 1670 km.

Zavallı bedenimiz bu hıza ne kadar dayanabilir? Bunun için yüzümüz sarkıp kırışıyor, vücudumuz yıpranıyor, yaşlanıyoruz. Bunlar görünür, belirtiler. Görünmeyen belirtiler ise kaygı, korku…

İnsan bu hızla giderde kaygısız , korkusuz olabilir mi?

Tüm bu ortam içerisinde en azından kendimizle barışık olalım. Doğa ile barışık olalım. Birbirimize karşı anlayışlı sevgi dolu olalım. Başımıza gelen olumsuz olaylarda sorgulayıcı ve kaderci de olalım. Mevsimlik hayatlarımızın farkında olarak yaşayalım.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Fatma Balaban
Fatma Balaban - 3 hafta Önce

Kalemine sağlık arkadaşım ❤️