HEYECAN VE ADRENALİNİN ADI:  ZEYTİNKÖY KANYONU-2

Macera, merak ve adrenalin birleşince önünüze çıkacak engelleri aşmak pek zor olmuyor. Temmuz ayının son günü ve yine bir pazar sabahı az sayıda arkadaşımızla Zeytinköy Kanyonu’nun 2’nci bölümüne girmek için yollardayız.

Kanyonun 1’inci ve 2’nci kısmı nitelendirmesi Denizli il merkezinden girişe göre yapılmakta. Zira Pamukkale Üniversitesi yerleşkesi sınırından eski taş ocaklarının olduğu noktada kanyonun su akışı sonlanıyor. Güney yönünden bu noktaya kadar akan su burada yer altına giriyor.

Kanyonun bu noktasından başlayıp halat ve normal yollarla çıkılamayacak noktasına kadar daha önce geldiğimiz için bu kez adı geçen noktanın bir üstündeki düzlükten kanyona gireceğiz.

Ancak bu bölge halat ve normal tırmanma ile geçilemeyecek derece yükseklikte sarp kayalıklardan oluşuyor. Bunlar suyun zamanla aşındırdığı şelaleciklerden oluşuyor. O nedenle rehberlerimiz merdiven kullanmamız gerektiğini belirterek hafif ve uzun katlanarak taşınabilir şekilde merdiven temin ettiler.

Hafta sonunun erken saatinde Çamlık girişinden izin alarak eski Denizli-Tavas-Kızılcabölük  yoluna girip, Çakıroluk yol ayrımından doğuya dönerek Zeytinköy Yaylası istikametine gidiyoruz. Burada rehberlerimizden Arif Başkaya’nın bahçeleri var. Burada kanyon çıkışı yemeğimizi yiyeceğiz ve aynı zamanda sabah kahvaltımızı yapacağız.

Aracımızla zar zor ilerleyerek kanyona ineceğimizi noktaya yakın bir yerde çayımızı demleyip kahvaltımızı yapıyoruz. Fazla malzemelerimizi ve yiyeceklerimizi burada bırakarak tepeden aşağıya vadi tabanına doğru iniyoruz. Çok dik olan bu noktadan kanyonun 2’nci kısmının ağzına ulaşıyoruz. Ancak daha bu saatte bile hava ısınmış ve sabah serinliği çoktan kaybolmuştu.

Kanyonun bu noktasındaki ceviz ağaçlarının olduğu yerde kıyafetlerinizi değiştirip en az ve en hafif malzemeleri alarak hızlı şekilde hareket etmeyi planlıyoruz. Merdiven, halat ve kolay enerji verecek az miktardaki kuru meyvelerimizi, çantalarımızın uygun yerlerine sıkıştırdığımız sıcak su ve çaylarımızı da yanımıza alıp yürüyoruz kanyonun içlerine doğru.

Hepimiz çanta almadığımız için yiyecek ve içecekler ile acil tıbbi gereçlerimizi, fotoğraf makineleri ile TV için çekim yaptığımız kameranın yedek cihazlarını benim çantaya koyuyoruz ve ilk olarak çantayı ben sırtlanıyorum. Çantanın kanyon içinde gerektiğinde elden ele, bazen de nöbetleşe taşınması konusunda da anlaşmaya varıyoruz.

Daha ilk anlarda anlıyoruz ki bu iş o kadar kolay olmayacak. Kanyon içinde su az ve her taraf balçık, çamur, su birikintileri çok güvenli de değil. İçinde ve çevresinde ne olduğu belirsiz. Kanyonun bu bölümü çok çok dar “kısık” diye tabir edilen türden.

Zaman zaman bir veya iki metre kadar daralan yerlerden geçerken ürkmemek elde değil. Bir önümüze bakıyoruz, çamura saplanmamak ya da kaymamak için bir de kafamızı iyice kaldırarak daracık yerden görülen gökyüzüne…

Devamlı suya girdiğimiz ve kanyonun dibine güneş gelmediği için bu mevsimde ciddi şekilde üşümeye başlıyoruz. Bunun bir sebebi de kıyafetlerimizin ıslak olarak üzerimizde olması. Onları etlerimizi çıkarsak biraz daha az üşüyeceğiz belki ama kayalara sürtünme veya sağa sola çarpma durumunda yaralanma riskimiz artacak. O korkudan kıyafetlerimizi çıkaramıyoruz. Bu koşullar altında epeyce yürüyüp, zaman zaman da tırmandıktan sonra; yandan hafif güneş alan ve kısmen aydınlık bir yerde mola veriyoruz. Burada su sesini de duyabiliyoruz. Yakında Zeytinköy Yaylası’ndan inen sulardan birinin oluşturduğu şelale olduğunu söylüyor rehberlerimizden Arif Başkaya. Öyle olunca “burası yaban hayatının da canlı olduğu yer olmalı” diye yorumlar yapıyoruz. Sıcak su ve çaylarımızdan azıcık içip kendimize geliyor ve devam ediyoruz.

Çok geçmeden biraz uzaktan şelalenin bir kısmını görüyoruz. Etrafa bakarken diğer rehberimiz Ergün Yıldırım “durun biraz” diyerek, bir yılanı işaret ediyor. Hava henüz buralarda soğuk olduğu için hızlı hareket edemeyen bu yılan, ince uzun ve benekli derili hafif kahverengi renkli görünüyor bize. “Şeritli engerek ya da ‘ala yılan’ denen türlerden olmalı” diyoruz. Biraz elimize alıp oynuyoruz. Ben fotoğrafını çekiyorum o tutuyor elinde, sonra ben biraz elimde tutuyorum o fotoğraflıyor.

Ama bir şeyi fark ediyorum bu süreçte; yılanın hareketleri hızlanıyor ve agresifleşiyor. “Fazla uğraşmayalım” deyip arkadaşıma veriyorum. O az daha oynayıp yandaki kayanın üzerine bırakıyor ve biz yolumuza devam ediyoruz. (Bir yıl sonra aynı yerde aynı tür yılan belki de o yılan -fotoğraflardan bakıp karşılaştırdığım için bu iddiada bunuyorum-  aynı rehber arkadaşımı bu kez elinden ısırıyor. Hayati tehlike yaşamamakla beraber 4 gün kadar hastanede kalıyor vs.)

Şelaleye ulaştığımızda azıcık kalan suyun ne kadar önemli olduğunun farkına varıyoruz. Çünkü kanyonda şelaleden yukarıda su yok. Küçük göletçik gibi yerlerde kalan son sular ise daha bu ayda kuruyup çatlamış bazıları kısmen çamur kalmış. Bir müddet kuru kanyon içinde yürüyoruz ve belirli bir yere ulaştığımızda o daracık kanyonun açıldığını ve önümüzde artık geniş vadi içinde bir kuru dere halini aldığını görüyoruz. Bu noktada durup daha ileriye gitmenin anlamsız olduğu kararına varıp geri dönüyoruz.

Bu kez geldiğimiz yerden daha seri şekilde geri iniyor ve engelleri aşıyoruz ama çok dikkatli ve acele etmeden. Çünkü çıkarken ıslattığımız kayalar ve kanyon içindeki devasa ağaç kalıntıları kayganlaşmış ve tehlikeli hal almışlar. Dönüşte merdivene daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Çok dik ve uzunca bir yerde merdiveni en uzun haliyle açıp inerken hiç istemediğimiz şey geliyor başımıza. İki kişi aynı anda merdivenden inmeye çalışırken alüminyum merdiven kırılıyor. Bu kez merdivensiz kalıyoruz ama ne yapıp edip onu kullanmalıyız, zira önümüzde daha ciddi iniş yapacağımız yerler var. Halat ile merdiveni bağlayıp daha dikkatli şekilde inişlerimizi yapıp kanyonun çıkışına yaklaşıyoruz.

Onca zaman içerisinde ıslak duran arkadaşlarımızdan biri titremekten konuşamaz hale gelmiş bunu son anda fark ediyorum. Ona “sen serbestsin nasıl olsa kaskın da var bizi bekleme ve hiç durma, gidebildiğin kadar hızlı git ve çıkışta ateş yak ısın” dedim.   Hipotermi ye girerse veya başımıza başka bir şey gelirse bulunduğumuz yerde telefonlar çekmiyor, herhangi bir yardım ekibinin bize kısa sürede ulaşması mümkün değil belki arama kurtarma ekipleri teçhizatlı gelebilirler o zamana kadar da artık ne olur bilemeyiz. Arkadaşımız bizi beklemeden gitti ve devamlı hareket ettiği için kanyon girişinde bıraktığımız malzemeler içinden kibriti bulup ateşi yakıp ısınmış. Onu bu kez gülerken görüp sevindik.  Biz de iyice üşüdüğümüz için yanan ateşin başında toplanıp yazın en sıcak gününde ısınmanın ayrı bir keyfini yaşadık. Kırılan merdiveni tekrar kanyondan çıkarmamak için oradaki geniş bir mağaraya bıraktık. Gerekirse daha sona tekrar gelir alırız diyerek. Sonra sabah geldiğimiz yoldan bu kez tırmanarak aracımızı bıraktığımız Zeytinköy Yaylası’na ulaştık.

Burada günün sürprizini yaşadık. Kazasız belasız kanyona girip çıktığımıza sevinirken rehberimiz Arif Başkaya bizim için bir gün önceden ziyafet hazırlığı yapmış ve bizi taşıdığı arabanın içine o malzemeleri saklamış! Boşuna değilmiş “Ben sizi bakarım” demesi…(Sağ olsun) Bu kadar zorlu bir sürecin sonunda bu ziyafet ve çay bize verilebilecek en büyük ödüldü. Onun için Rehberimiz Arif Başkaya’ya müteşekkirdik. Şehrin içinde vahşi yaşamın halen hüküm sürdüğü Zeytinköy Kanyonu’nda yazı ve fotoğraflarımla sizleri gezdirmeye çalıştım. Umarım bir nebze olsun farklı duygular yaşamışsınızdır. Sahip olduklarımızın değerini bileceğimiz ve koruyup yarınlara taşıyacağımız günlere özlemle…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Metin Vural
Metin Vural - 2 hafta Önce

Çoook güzel çok faydalı fotoğraflar da çoook güzel. Tebrik ve teşekkürler ediyorum.

banner206

banner205