Hipnoz ve Hipnoterapi

Bundan yaklaşık bir yıl önce (27/10/2014) SağlıkBakanlığının yayınladığı “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Yönetmeliği” hekimlerinartık hipnozu bir terapi ve tedavi yöntemi olarak kullanabilmelerine imkântanıyor. Bu yönetmelik sayesinde yıllarca süren bir yanlışlıktan dönülmüş oldu.Diğer birçok alanda olduğu gibi bu konuda da iş ehline bırakılmadığı için, bunufırsat bilen kimi şarlatanlar yasa dışı yollarla bu alana girip bazıolumsuzlukların yaşanmasına sebep olmuşlardır.


Hipnoz maalesef ülkemizde uzun yıllar üvey evlat muamelesigörmüş ve dışlanmıştır. Ne var ki bu sürede dış ülkelerde üzerinde yüzlerceçalışma yapılmış, terapilerde başarılı kullanımları olmuş ve daha dageliştirilmiştir. Hemen birçok konuda geri kalma hastalığımızda hangiargümanları kullandık ise burada da bunu esirgemeyerek yıllarca geri düştük. Bukonuda en büyük sorumluluk bence tıp ve psikoloji camiasındadır. Yazıkolmuştur. Umarım bundan sonraki çalışma ve uygulamalar meslektaşlarınbirbirleri ile didişmeleri gibi arkaik bir zemine değil de daha fazla çalışıparaştırarak aradaki açığı kapatmaya yönelik olur.


Hipnoz konusunda son zamanlarda özellikle PsikoterapiEnstitüsünce çok önemli yayınlar devreye sokuldu. En son elime geçen kitaplarbu konunun yurt dışındaki duayenleri tarafından kaleme alınmış. Bunlardan biri;Daniel P. BROWN ve Erika FROMM’un birlikte kaleme aldıkları “Hipnoterapi veHipnoanaliz” diğeri de S.J.Lynn ve I. Kirsch’in beraberce yazdıkları “KlinikHipnozun Esasları; Kanıta dayalı bir yaklaşım”. Her iki kitapta da hipnoza vehipnozla tedaviye yönelik aklınıza takılan sorulara cevaplar bulabiliyorsunuz.


Yaklaşık 250 yıl önce Mesmer hipnoz yapanların manyetikgüçleri olduğuna dair iddialar ortaya atmıştı. Yapılan çalışmalar böyle bir durumun söz konusu olmadığını, aslındaböyle bir gizil güce sahip olma ihtiyacının da bulunmadığını göstermektedir. Nehikmetse tıp ve psikoloji dışı kişilerin bu söyleme sıkça müracaat ettiklerinetanık oluyoruz. Bu durum hipnozdan yarar görebilecek bazı danışanların büyülübir beklenti içine girmelerine ve maalesef hayal kırıklığı yaşamalarına nedenolmaktadır. 


Her zaman söylediğim gibi hipnoz bir mucize değildir. Herderde deva büyülü bir tedavi yöntemi de değildir. Hipnoz, bir çok psikolojiksorunda iyi bir tamamlayıcı ve yardımcı terapi uygulamasıdır. Başlı başına birtedavi yöntemi değildir. Diğer terapi yöntemlerini bilmeyen tıp ve psikolojidışındaki kişilerin yapacağı bir uygulama değildir. Tecrübesiz ellerde geridönüşümsüz sorunlara yol açabilir. Tıp dışındaki kişilerin farklı isimleraltında uygulamalar yaptıkları bilinmektedir. Bu konuda halkımız uyanıkolmalıdır.


Hipnoza ilişkin yapılan kapsamlı çalışmalarda elde edilenveriler büyülü bir mucizenin olmadığı yönündedir. Danışanın hipnoza verdiği cevaphipnozu yapan kişinin becerileri ve doğaüstü güçlerinden (!) çok, kişininhipnoza hazırlanma süreci ve yatkınlığına bağlıdır. Hipnozu yapan kişinin bilgive deneyimi elbette önemlidir. Ancak bilgi ve deneyim doğaüstü güçlerden venereden geldiği belli olmayan enerjilerden değil bilgi birikimi ve yoğunçalışmalar sayesinde kazanılmaktadır. 


Eğer uyur- gezer yoğunluktaki derin transın içindeolmazlarsa hipnozdan yarar göremeyeceklerini zanneden danışanlar bilinçlerininaçık olduğu ve kendilerini kaybetmedikleri seanslarda hipnoz olmadıklarıkaygısına kapılırlar. Genelde ilk seanslarda yaşanan bu gibi durumlarda nehipnozu yapanda ne de hipnoz olanda bir sorun yoktur. Bu durum danışanın hazırlıksüreci ve hipnoza yatkınlığı ile alakalıdır.


Hipnoza yatkınlık çalışmalarının sonuçlarından elde edilenverilere göre toplumun yaklaşık %8’i hipnoza çok yatkındır. Buna karşın yinetoplumun %2’lik bir bölümü henüz bilinmeyen nedenlerle hipnoza alınamıyor(Brown, Fromm 2015).  Bunların dışındakalan ve çoğunluğu oluşturan %90’lık grup düşükten yüksek düzeye kadar değişikhipnoz seviyelerini deneyimleyebilmektedir.


Merak edilen önemli konulardan biri de tedavi için derinlikve yatkınlığın önemidir. Klinik durumların önemli bir bölümü için orta düzeyyatkınlık ve derinlik yeterli olmakla birlikte bu mutlak bir zorunlulukdeğildir. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki, “Yatkınlık ile tedavi sonucuarasındaki ilişki oldukça azdır (Kirsch & Lynn, 2012. Shf:41). Dolayısıyla,hipnoza yatkınlığı olmayanların tedavi edilemeyeceği gibi bir sonuçtan sözedilemez. Hipnoza yatkınlığı yüksek olmayanların iyi bir hazırlık evresigeçirmeleri ve hipnoza karşı olumlu tutum takınmaları halinde hipnozlatedaviden oldukça fazla yarar göreceği yapılan çalışmalarladesteklenmiştir(Holroyd, 1996; Schoenberger, 2000).  


Konu üzerinde yoğun mesai harcayan kimi araştırmacılar; “indüksiyonlarve telkinlerin ayrıntılı bir biçimde ele alınması için enerji harcamak yerineolumlu tedavi beklentileri yaratmak için hastaların hipnoza hazırlanmasının”önemine vurgu yapmaktadırlar (Kirsch &Lynn. 2012). Hatta aynı yazarlar,hipnotik bir indüksiyon olmadan bile hipnotik deneyimlerin sağlanabileceğindensöz ederler.


İki alıntı ile yazımı bitirmek istiyorum; “ Hipnoz,nitelikli klinik tedavi uzmanları ve araştırmacılar tarafından uygulandığındatehlikeli bir uygulama değildir (Lynn, Martin & Frauman, 1996).”

“Hipnoz, hipnoz yapan kişinin becerisinden çok, katılımcıkişinin (danışan) çaba ve yeteneklerine bağlıdır (Hilgard, 1965).”

 

YORUM EKLE