“HOROZ NEDEN ÖTMÜYOR?”

Denizli Sanayi Odası Başkanı Müjdat Keçeci geçtiğimiz günlerde, Denizli’de bir döneme damgasını vuran Sümerbank İplik Fabrikası’nın Kızılcabölük Belediyesi tarafından müzede sergilenen bir afişini Bu kentte bir zamanlar bir Boya-Basma vardı dünya Şirketi idi.. Ürünlerinde de Horoz Kullanırdı... Horoz şimdi ötmüyor...” diye paylaştı.

Başkan Keçeci’nin paylaşımına, Hasan Ergür, Müjdat’cım o etiket Denizli Sümerbank’ın İzmir Sümerbank Basma fabrikasına bağlı olarak çalıştığı döneme ait. Ama bana tarih ve yazık olmuş. Denizli’nin güzide tesisini hatırlattın. Anılarımı canlandırdın. Selamlar.” Diye yorum yaptı.

Başkan Keçeci de, Hasan Ergür’ün yorumuna, Hasan Ergür ilk bilinçli yorum Senden geldi. Sümerbank müzesi. Ama yine de bir şeyleri hatırlatması açısından Bence de önemli...” diye yanıt verdi…

Denizli sanayinin ilk basamağı konumunda olan Sümerbank Fabrikası’nın özelleştirilmesinden sonra fabrika sahası milyonlarca dolara satılarak Alış-Veriş Merkezi yapıldı. Sümerbank Fabrikası, Denizli’de bir çok insanın ekmek kapısı olmuştu. Ve bir çoğu burada kazandığı tecrübe ile atölyeler açmıştır. Denizli, Sümerbank fabrikası ile tekstilin başkenti temelinin ilk basamağıdır… Değerlerimizin nasıl uçup gittiğini buharlaştığını yıllar sonran tarihin tozlu sayfalarında çocuklarımıza ve torunlarımıza anlatacağız…

ELİF VE CAN MUSA MUTLULUĞA “EVET” DEDİ

Denizli’de güler yüzlülüğü ve “Şeker Amca” lakabıyla tanınan Hacı Şerif’in sahiplerinden Necip Helvacı’nın, GAMA Tekstil İhracat Pazarlama departmanında görev yapan kızı Elif Helvacı ile Varol Gurme’nin sahiplerinden avukat Can Musa Varol, 10 Temmuz 2021 Cumartesi günü saat 14:30’da Pamukkale Tenis Kulübü’nde bulunan Marla Restaurantta dünya evine girdi… Elif ve Can Musa Varol’un nikahını Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan kıydı… Helvacı ve Varol ailelerinin dostları, akrabaları ve yakınlarının tanıklık ettiği rüya gibi düğünde, genç çiftler Elif ve Can Musa, ömür boyu sağlık, hastalık ve mutluluk için “Evet “ dediler... Elif ve Can Musa’ya bir yastıkta kocamalarını dileriz…

FERİDE VE SERKAN MUTLULUĞA YELKEN AÇTI

Milliyetçi Hareket Partisi Denizli İl örgütünün ileri gelen bozkurtlarından Ahmet Durmaz’ın oğlu Serkan Durmaz, Feride Sorkun’la rüya gibi bir düğünle dünya evine girdi.

10 Temmuz 2021 Cumartesi akşamı Şato Düğün Salonu’nda yapılan düğünde nikahı Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan kıyarken, MHP İl Başkanı Ziya Gökalp, AK Parti Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı, önceki dönem Adalet Bakan Yardımcısı ve Denizli Milletvekili Bilal Uçar, İYİ Parti Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk, Pamukkale Belediye Başkanı Avni Örki, Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan, MHP Pamukkale İlçe Başkanı Mehmet Ali Yılmaz, PAÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ferhat Ağırman nikah şahidi oldu. Feride ve Serkan Durmaz’ın nikahında siyasi partilerden şahit olmasına düğüne katılan konuklar, “Özlenen tablo bu” diye konuştu. Çiçeği bunundaki Feride ve Serkan Durmaz çiftine bir ömür boyu mutluluk, huzur ve sağlıklı bir yaşam dileriz…

NECMİ ÖZDEMİR’İN OĞLU CANER ÖZDEMİR EVLENDİ

Denizli eğitim camiasının yakından tanıdığı güler yüzlü, Pamukkale Üniversitesi’nden emekli olan öğretim görevlisi Necmettin Özdemir’in oğlu Caner Özdemir, Akbay Ailesi’nin kızları Betül Akbay’la dünya evine girdi. Ankara Çankaya Belediyesi Çayyolu Nikah Salonu’nda sade bir törenle mutluluğa “evet” dedi. Betül ve Caner Özdemir’in mutluluğuna Akbay ve Özdemir Ailelerinin yakınları dostları ve akrabaları tanık oldu. Betül ve Caner çiftine bir yastıkta sağlıkla kocamalarını dileriz.

BANU TAN VE MAHFUZ ERZEN AVUKAT ÇİFT MUTLULUĞA “EVET” DEDİ

Denizlili iş insanı İbrahim Tan’ın kızı avukat Banu Tan, meslektaşı Mahfuz Erzen’le hayatını birleştirdi. Denizli Barosu avukatlarından Banu Tan ve Mahfuz Erzen, 11 Temmuz 2021 Pazar günü Anemon Otel’de düzenlenen nikah töreniyle bir ömür boyu mutluluk için “Evet” dediler.

Avukat çift Banu ve Mahfuz Erzen çifitinin nikahını Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan kıydı. İş insanı İbrahim Tan ve dünürü Tahir Erzen nikah törenine katılan konuklarına girişte   “Hoşgeldiniz” dedi. Genç avukat çift Banu ve Mahfuz Erzen’e bir ömür boyu sağlıkla mutluluklar dilerim… Bir yastıkta kocasınlar…

İLBER ORTAYLI HOCAMA TEŞEKKÜRLER…

Türk tarihinin mihenk taşlarını yerli yerine oturmaya çalışan tarihçilerimizden İlber Ortaylı hocamızın sosyal medyada “Osmanlıyım diyenler bunları da bilmek zorunda”  başlıklı bir yazsı dolaşıyor…

‘OSMANLIYIM’ DİYENLER BUNLARI DA BİLMEK ZORUNDA !

✅ 1920’de; nüfus 12 milyon dolayındaydı,

✅ 11 milyon kişi köyde yaşıyordu.

✅ 40 bin köyün 38 bininde okul yoktu.

✅ Traktör yoktu; Hititlerden kalma Kağnı ve Kara saban kullanılırdı.

✅ 5 bin köyde sığır vebası vardı. Hayvanlar da, insanlar da kırılıyordu.

Yaklaşık;

✅ 2 milyon sıtmalı,

✅ 1 milyon frengili ve

✅ 3 milyon trahomlu insan vardı.

✅ Anadolu’da ; verem, tifüs, tifo salgını kol geziyordu;

✅ Doğan her iki bebekten biri (AS: bizdeki bilgilere göre her 5 bebekten 1’i) 1 yaşına gelmeden ölüyordu;

✅ Ortalama yaşam süresi 40 yıl kadardı.

Memlekette

✅ Doktor sayısı 337,

✅ Ebe sayısı 136,

✅ Eczacı sayısı 60 idi.

✅ Diplomalı Diş hekimi yoktu.

✅ Limanlar, madenler, demiryolları yabancılara aitti.

✅ Toplam sermayenin yalnızca %15’i Türk sermayesi sayılabilirdi.

✅ Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan yalnızca dört fabrika vardı,

Hereke ipek,

Feshane yün,

Bakırköy bez,

Beykoz deri…

✅ “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras” listesinde

85 milyon Lira (600 ton altın) borcu da unutmayalım.

✅ Elektrik yalnızca İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı.

✅ Otomobil sayısı 1500 kadardı…

✅ Kadın, insan değildi.

✅ Veremle boğuşan halk, ahırda yatarken…

✅ Osmanlıcıların yere göğe sığdıramadıkları Abdülhamid Han Hazretlerinin (yaş olarak tümü “çocuk” sayılacak 16 karısı vardı: Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste,

Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur…..

✅ Osmanlıcıların “dedemiz” dedikleri Abdülmecid’in de 22 karısı vardı. (Ahali ineğine verecek saman bulamazken, herif sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyordu.)

✅ Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu.

✅ Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak ya da çalınmış, gemilerle, trenlerle Avrupa müzelerine götürülmüştü.

✅ Takvim ve Zaman birliği de yoktu;

Kimisi güneş batarken ‘grubi saat’i esas alıyor, güneşin battığı anı 12.00 kabul ediyordu, kimisi güneşin tümüyle battığı ezani saat’i esas alıyordu; kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12.00 kabul ediyordu.

“Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan bi ses çıkıyordu.

✅ Kimisi ‘hicri takvim‘ kullanıyordu, kimisi ‘rumi takvim‘ kullanıyordu. Kimisinin şubat’ı kimisinin aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi ama, farklı aylarda, farklı saatlerde yaşıyordu!

✅ Dirhem, okka, çeki vardı.

✅ Arşın, kulaç, fersah vardı.

✅ Ne Ortaçağdan kalma ağırlık ölçüleri dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne de uzunluk ölçüleri…

***

✅ Erkeklerin yalnızca % 5’i, kadınların binde 5’i okuma – yazma biliyordu.

✅ Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi.

✅ Okul yaşı gelen her dört çocuktan zaten üçü okula gitmiyordu.

Toplam,

✅ 4894 ilkokul,

✅ 72 ortaokul ve yalnızca

✅ 23 lise vardı.

Ülkedeki liselerin tümünde salt 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu.

✅ Tek üniversite vardı, Darülfünun, medreseden halliceydi.

✅ Ülke bilim’den çoook uzaktı.

✅ 600 yıl boyunca Türkçe’nin ırzına geçilmiş, Osmanlıca denilmişti.

✅ Arapça, Farsça, Fransızca, İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti.

✅ Kelimelerin yalnızca %5 kadarı Türkçeydi.

✅ Arap alfabesiyle Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.

✅ “Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik..”

falan deniyor ya…  İbrahim Müteferrika’dan başlayarak 150 yılda basılan toplam kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? Yalnızca 417’ydi ki, zaten, ülkeye matbaayı getiren Abraham Müteteferrika da Macar kökenli bir devşirmeydi.

✅ Oysa Gutenberg’in çalışan ilk matbaasından sonra, yani 1453’ten 1850’ye dek 400 yılda Avrupa’da 8 milyon kitap basılmıştı..

✅ Voltaire, bir kitabında şu belirlemeyi yapmıştı:

İstanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan daha azdır!

✅ Ve neymiş efendim, mezar taşı okuyamaz haldeymiş…

✅ Sen önce adam gibi, nesnel bilgi veren iki kitap oku da, Dünyadan haberin olsun biraz!”

Gerçekten çok dikkatli tespitler… Bunları hepimizin bilmesi gerekiyor.. Yakın tarihimizi bilmek hepimiz için çok önemlidir…

TANJU OKAN ANISI…

Denizli Merkez Ortaokulu’nda müzik öğretmeni olarak 1970’li yıllarda görev yapan  Zerrin Çokyücel Gültekin, sosyal medya hesabında “Kadınım” parçasıyla ünlü sanatçı Tanju Okan’ın bir anısını paylaştı. Tanju Okan’ın anısını birlikte okuyalım…

“Kariyerinin zirvesinde bir sanatçı olan Tanju Okan, Zerrin isimli zengin bir ailenin kızıyla tanışır. Zerrin ve Tanju birbirlerine deli gibi aşık olur ve evlenirler. Ancak o filmlerde gördüğümüz senaryo gerçek olur. Zerrin'in ailesinin bu birlikteliği onaylamaz ve kızlarını Amerika'ya göndermeye karar verir. Tanju Okan bu haberi duyunca Zerrin'in ailesine ait köşkün önünde sabahtan akşama kadar nöbet tutmaya başlar. Fakat aile Zerrin'i köşkün arka kapısından kaçırıp uçağa doğru yola koyulur.

*

Bu olaydan sonra kendini iyice alkole veren Tanju Okan fena halde dağılır. Yakın arkadaşı Mehmet Teoman hemen hemen her günü Tanju ile geçirir. Bir gün onun bu halini görüp o sırada çalan plaktan ilham alan Mehmet Teoman, "Kadınım" şarkısını yazar ve Tanju Okan'a hemen okumasını söyler. Tanju Okan en dipteki ve en derbeder haliyle şarkıyı söyler. Ve o an söylediği "Kadınım" şarkısının kaydının üstüne yeni bir kayıt eklenmez.

*

Dinleyici olarak bizi bile perişan eden bu şarkının sırrı, Tanju Okan'ın o anda hissettiği ve aktardığı duygulardır. Ne kötü bir tesadüf ki, hastalığı sebebiyle 1996'da son kez sahne aldığı sırada bu şarkıdan sonra fenalaşmış ve maalesef kadınını son bir kez daha göremeden bu dünyadan ayrılmıştır Tanju Okan... Mekanı cennet olsun.”

Sevgi ve aşka duyarsız olanların yol açtıkları yaralar yıllarca kapanmaz… Sevgilileri yürekleri buluşamadıkları nedeniyle hep buruktur… Yıldızlar, Tanju Okan’a yoldaş olsun… 

 “PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 2319’UNCU GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz…

ÇARŞAMBANIN SÖZÜ:

Eş seçmek, kitap seçmeye benzer; iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir ama içeriği sağlam olmadıkça, sonunu getirmek zordur…

KONFÜÇYÜS

YORUM EKLE