'İlaçla Tedavi Efsanesi'

Haluk Alan

İlk çıktığında da okumaya başlamış ve bir süre elimden düşürememiştim. Aradan yaklaşık iki yıl geçtikten sonra tekrar okumaya karar verdim. Bize aykırı gelebilecek görüşlere sahip bir kitaptan söz ediyorum; “İlaçla Tedavi Efsanesi”.

Kitapta yazılı bazı görüşlere katılmadığımı hemen ifade edeyim de birileri yine rahatsız olup sağa sola şikayette bulunmasın. Ne var ki, bilimsel anlamda yapılan çalışmaların sonuçlarına zaten aksi bir şeyler söylemem mümkün değil. Adam araştırmasını yapmış ve kalkmış yayınlamış. Eğer inanmıyorsan antitezini ortaya koyar gider sen de araştırırsın ve hayır onun bulduklarının dışında da bazı sonuçlar var der, kendi tezini kanıtlarsın. Ancak bu bizde böyle olmaz. Bizdeki genel prosedür; “bende yoksa sende de olamaz!” yani düpedüz kıskançlık mantığıdır. Ben onlardan değilim. Bu yüzden madem kişi araştırmış, yayınlamış ve yayında da bir sorun yok (yasaklı bir kitap değil), öyleyse doğru kabul edeceğiz demektir. Bu itibarla az önce ifade ettiğim üzere yorum bölümlerindeki kimi görüşlere katılmasam da, ilaç kullanımında gelinen noktanın vahametini ifade etmek bakımından bilimsel çalışmalarla desteklenmiş bazı sonuçları sizinle paylaşmak istiyorum.

Efendim, bu kitap ünlü bir İngiliz psikiyatr, farmakolog ve akademisyen tarafından kaleme alınmış. Bu işi bilen bir meslek uzmanının çalışması…Türkçeye Muğla Üniversitesinden hocam olan Doç. Dr. Tevfik ALICI tarafından çevrilmiş ve Metis yayınları tarafından  2010 Şubat’ında yayınlanmış. Araştırmacı yazar J. Moncrieff, psikiyatri dünyasında ilaç kullanımlarına eleştirel bir yaklaşım sunduğu kitabında, bilimsel araştırmalar eşliğinde konuyu ele alıyor ve son dönemlerdeki ilaç çılgınlığının artık asıl amacının bir hayli dışına çıktığından söz ediyor. Moncrieff kitabında; ilacın kullanılması gereken durumların olabileceğini ancak, hem kullanım süreleri bakımından, hem de endikasyonları (ilacı uygun hastalıklarda kullanmak…) açısından çoğu uzmanın hastalarını yanlış yönlendirdiğinden söz ediyor. Kitapta daha çok Avrupa ve Amerika çıkışlı çalışmalara yer verilmiş. Öyleyse bu durum Türkiye’yi bağlamaz denebilir. Ancak, ortak bir tıp anlayışımız olduğu düşünüldüğünde benzer durumların ülkemizde de yaşanıyor olabileceğini öngörmek çok yanlış olmayacaktır. 

Sn. Yiğit BULUT’un  Star gazetesindeki; “Türkiye Antidepresan cenneti mi oluyor? (8/8/2012)” ve “Kolesterol hapları ve siz. (26/9/2012)” yazılarıyla, bu kitapta okuduklarınızı yan yana koyduğunuzda, adeta pazılın parçalarının bir araya gelmekte olduğunu fark ediyor ve fakat çıkan tablodan da tedirginlik duyuyorsunuz.  
Ülkemizde çok etkin psikoterapiler  uygulayan, bilimsel ve bir o kadar da saygın psikiyatrlar ve psikoterapistler mevcut.  Onların hastalarıyla iletişimlerinde Moncrieff’in düşündüğü tarzdaki  bir düşünce yapılanması içinde olduklarını öngörmüyorum. Fakat daha çok halkımızın yeterli bilgilendirilmemesinin verdiği eksiklik dahilinde yanlış ve ezbere ilaç kullanımları, reçetesiz ilaç satılması, her hastaya ayrılması gereken asgari süreden çok daha az zaman ayrılıyor olması ve “hiç değilse ilaç kullansınlar” düşüncesi, endikasyon dışı ilaç yazımları (programın adını hatırlamıyorum ama, geçen aylarda Prof.Dr. Kemal Sayar ve bazı psikiyatrların katıldığı bir T.V. programında bu konu etraflıca tartışılmıştı, …) ve Psikoterapi tandanslı olmaktan çok, ilaçlı tedaviye olan meyil ilaç tüketiminde adeta bir patlama yaşanmasına yol açmaktadır.  IMS (Intercontinental Marketing Services) verilerine göre, Türkiye’de son beş yılda antidepresan kullanımı yüzde 65 oranında artmış. 2005’te yaklaşık 20 milyon kutu olan kullanım, 2010 yılında 34 milyon kutuyu geçmiş. 2005 yılında kişi başına 0.29 kutu antidepresan düşerken, 2010 yılında bu rakam 0.45’e kadar yükselmiş.

Son istatistiksel veriler bağlamında ele alındığında sağlığa ve ilaca yapılan harcamaların belki de bir miktarının önlenmesi, doğru zamanda, doğru yerde, doğru şeyler yapmakla mümkün olabilecektir.



YORUM EKLE