İNCİR ÇEKİRDEĞİ

Sığamadık.

Milyonlarca yıllardır yaşadığımız şu topraklara sığamadık.

Yaşayamadık.

Milyonlarca yıllardır üzerinde koşturduğumuz şu topraklarda huzuru bulumadık.

Toprağı parçala, hayali sınırlar çiz, orası senin burası benim…

Zaman geçer, zaman alıp başını gider; insanlar doğar, yaşar, büyür ve ölür; gelen gideni aratır.

Sığamaz gelen de, genişlemek ister. Gücün tesiri altında olduğunu fark etmez.

Güç, güzel gelir. Havada uçuşan emirler, etrafında dört dönen insanlar, tüm gözler üzerindedir.

An gelir.

Ne huzur bırakır insanda ne de yaşama sevinci.

Dört duvar kan izi. Meydanlarda ağlayan insanlar. Yetim ve öksüz bırakılan çocuklar. Çocuklarına hasret kalan anneler ve babalar. Bir sığınakta yaşamı sonlanan canlar.

Akıl alır gibi değildir ama yaşarız, kaçış yoktur. Bazı şeyleri engelleyemeyince mecburen izlersin.

İzledikçe canından can gider, elin kolun bağlıdır, dünyaya haykırsan durduramazsın bazı şeyleri.

Bazen hayal ediyorum. Saatler geçiyor. Geçen o süre zarfında çok mutlu bir insan olduğumu fark ediyorum. Gerçeğe dönmem gerektiğini anladığım an sis bulutu arasında kendimi buluyorum. Oysa karşılaşmayı hiç istememiştim fakat karşımda duruyor. Gerçek, diyor, işte benim, buradayım, öyle bir dünya mümkün değil.

Ne sen sığabileceksin dünyaya ne de bir başkası, ne sen huzuru bulabileceksin ne de bir başkası…

Acı veriyor, biliyorum ki geçmeyecek, gamsız olabilmeyi ister miydim, kesinlikle. Ama değilim. Biliyorum ve kendimden eminim.

Her şeye rağmen, yaşanan ve yaşatılan, yaşamak zorunda bırakılan, göz göre göre dayatılan bu berbat dünyanın ahvaline rağmen bir gün hayalini kurduğum dünya gerçeğe dönecektir.

Kim bilir, incir çekirdeği kadar küçük bir ihtimalle de olsa görebilirim sanıyorum. Hayal işte. İçim içime sığamıyor. Dünya, dünyaya sığamıyormuş benimki de çok şey olmasa gerek…

YORUM EKLE