İŞ HAYATI, EKONOMİ VE YÖNETİM

Nedir Bu Paris Anlaşması?

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanlık seçimi döneminde sıkça gündem olan ve Joe Biden göreve geldikten sonra ilk icraatları arasında yer alan Paris Anlaşması neden bu kadar önemli?

Bu sorunun tek bir yanıtı yok; ancak, özetlemek gerekirse konu küresel iklim krizini kontrol altına alınmasıyla ilgili. Buradaki ifadeye dikkatini çekmek isterim: kontrol altına almak! Yani, küresel iklim krizinin önüne geçmek, engellemek veya bitirmek gibi bir hedef yok. Olmamasının nedeni bilimsel gerçekler. Çünkü 2016 yılından beri adım atılmayan her gün iklim krizini bitirme olasılığını ortadan kaldırdı. Paris Anlaşması’nın ana amacı havanın ısınmasını endüstriyel devrim öncesi döneme göre 1,5° C ve üstünde bir ısı artışının önüne geçmek. Havanın normal ısısından 1,5° C daha yukarıda olması demek:

Sadece Akdeniz’deki suyun %9 azalması,

Mevsim dışı gerçekleşen ve tarım arazilerini doğrudan etkileyen ani ve yoğun yağışların %7 artması,

Buğday üretiminin %16 azalması gibi sonuçlar doğuruyor.

Listeyi daha da uzatabiliriz. Buna benzer oranları, sayıları ve uyarıları pek çok sivil toplum örgütü ve bilim insanları her gün ifade ediyor ve paylaşıyor. Tüm bu verilere ve gündelik hayatımıza olan etkilerine rağmen iklim krizi konusunda hükümetler, sermaye sahipleri ve bireyler çok az yol kat edebilmiş durumda.

Paris İklim Anlaşması’nın prensip olarak kabul eden 197 ülke ve resmi olarak imzalayan 190 ülke bulunuyor. İmzacı olmayan 7 ülkeden birisi olan Türkiye maalesef Avrupa ve G20 ülkeleri arasında anlaşmaya katılmayan tek ülke. Türkiye hükümetinin anlaşmayla ilgili olumsuz bir söylemi veya karşıtlığı doğrudan bulunmuyor. Fakat, anlaşmayı imzalayan ülkelerin altına gireceği taahhütlere uyum konusunda Türkiye ekonomisinin zorlanacağı düşünüldüğü için imzacı olmadığı belirtiliyor. Çünkü, anlaşmayı imzalayan ülkelerin özellikle fosil yakıt (petrol, kömür vb.) tüketimini azaltması ve yerine yenilenebilir (güneş, rüzgâr vb.) enerji kaynaklarını kullanması bekleniyor. Küresel olarak yeşil ekonomiye desteğin artması için anlaşma kapsamındaki teşviklerin gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelere verilmesi konusunda bir mutabakat var. Ülkemiz Paris Anlaşması kriterleri açısından gelişmiş ülke olarak sayıldığı için teşvik alamıyoruz. Bu nedenle imzacı olmadığımız konusunda görüş belirtenler de var.

İklim Krizinin Ekonomi Üzerindeki Etkileri

Çoğu konuda olduğu gibi karar mekanizmaları yine ekonomiye dayalı sebeplerle işliyor. Artan toplumsal baskı, iklim olayları ve temiz su sorunlarıyla birlikte hükümetler biraz zorunlu olarak küresel iklim krizinde harekete geçmeye başladı. Böylesine hayati bir konuda ise bu zamana kadar çok fazla başarılı olduklarını söylemek zor. Çoğu şirketin göstermelik sürdürülebilirlik çalışmalarını da bu doğrultuda değerlendirebiliriz. Çünkü, küresel iklim krizine yönelik eylem planları, mevcut iş ve ekonomi düzeninde sarsıcı bir etki yaratacak. Plastik kullanımının azaltılması, enerji kaynaklarının değişimi, kişi başı tüketimin düşürülmesi vb. ekonomiye büyüme perspektifinden çok ciddi olumsuz etki yaratacak sonuçlar var. Bu sebeple konu sürdürülebilirlik olduğunda ‘-mış gibi yapmak’ iş hayatının ve hükümetlerin kolayına geliyor.

Ancak size yine başka bir perspektifle küresel iklim kriziyle mücadelenin ve Paris Anlaşması’nın ekonomiye faydalarını aktarabilirim:

Yeşil ekonomi sektörünün büyümesi ve karbon emisyonunu düşürücü faaliyetlerin dünya ekonomisine katkısının, 2030 yılında 26 trilyon $ büyüklüğüne ulaşması bekleniyor. Bugüne kadar hazırlanan birçok raporda görüyoruz ki, sürdürülebilirlik faaliyetlerinin büyümeye etkisi kadar tasarrufa katkısının olduğu aşikâr.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından yapılan bir çalışmaya göre Paris Anlaşması’nda yer alan eylemlerin uygulanması 2030 yılına kadar 24 milyon yeni istihdam alanı oluşturacak. En somut örneğiyse, ABD’de geçtiğimiz yıl sadece yenilenebilir enerji sektöründe %7’den fazla gerçekleşen istihdam artışı.

Sadece fosil yakıt üreten şirketlere yılda 5 trilyon $’ın üzerinde, yani Türkiye ekonomisinin 7 katı büyüklüğünde teşvik sağlanıyor.

Küresel iklim krizi kaynaklı doğal afetler dünya genelinde, 2000 yılından bugüne kadar yaklaşık 2 trilyon $ maddi kayba yol açtı.

Ekonomiye sadece büyüme ve karlılık olarak bakmak maalesef sürdürülebilir bir geleceğin inşasını sağlamıyor. Yine de hem sürdürülebilir bir gelecek hem de refah seviyesinin artışından bahsedebiliriz. Bunun için iklim ve ekonomi konularını bütünsel olarak ele almamız ve bir an önce eyleme geçmemiz gerekiyor.

İnanıyorum ki; bireysel farkındalıklarımız tercihlerimizi, tercihlerimizse kurumları değiştirir.

YORUM EKLE
YORUMLAR
İrfan Karayel
İrfan Karayel - 3 hafta Önce

Böyle önemli bir konuya dikkatimizi çektiğiniz için teşekkür ediyorum. Bizler hayat gailemizle uğraşırken maalesef önemli konuları göz ardı ediyor, unutabiliyoruz. Herkesin, başta hükümetler, işadamları, bilim insanları ve elbette tüm insanların bu önemli konuda işbirliğine ihtiyacı var. Temennimiz dikkatini çektiğiniz konuya her kesimin gerekli önemi vermesidir. Tekrar teşekkür eder, başarılar dilerim.

Murat Cem yıldız
Murat Cem yıldız - 3 hafta Önce

sadece ekonomiyi değil tüm haatı kapsyan bir dönişüm dönemi olmak zorunda

Samet Kahya
Samet Kahya - 3 hafta Önce

sectigim urunlerin cevre dostu olmasina dikkat ediyorum. bundan 5 yil oncesinde boyle bir sey umrumda dahi degildi. tespitlerinize katiliyorum