İSMAİL HAKKI TONGUÇ ANISI

Ülkemizde bir dönem eğitim seferberliği başlatan ve Köy Enstitüleri’nin startını veren İsmail Hakkı Tonguç’la ilgili anılar sosyal medyada dolaşıyor.

Bu anıların eğitimciler tarafından ne kadar önemsendiğini biliyoruz. Soysal medyada dolaşan anıya bir göz atalım…

Bulgaristan'ın Silistre kentinin Tatar Atmaca köyünde (bugünkü adı: Sokol ) doğar.Sekiz kardeşin en büyüğü olduğu için bütün yük omuzlarındadır.  Aç karınlarını doyurmak için harman altında sapların arasında tek tek buğday tanelerini toplar. Evde herkes onun yolunu gözlemektedir. Bazen bir avuç, bazen bir tas buğdayla evine döner.  Bir avuçla eve döndüğünde, sanki suç işlemiş gibi annesinin gözlerine utancından bakamaz, o gün bir bahane bulur, evden ayrılır. Annesi bir avuç buğdayla çorba yapıp, kardeşlerini doyurana kadar da eve dönmez, aç uyur.

Yeter ki kardeşleri 'açım' demesin!.. Baraka gibi bir evde yaşarlardı, evin üstünü bulabildiği tenekelerle kapatabildiği kadar kapatmıştı. Bir sabah kalktığında, yağan yağmur, küçük kardeşinin beşiğini doldurmuştu. O kardeşini kaybetti...1914'de öğrenimine devam etmek üzere tek başına İstanbul'a geldi.  Maarif Nazırı Şükrü bey tarafından parasız yatılı öğrenci olarak Kastamonu Muaallim Mektebine gönderildi. Sabah olduğunda okulun kahvaltısına kalktı, ‘karnımı ilk defa 21 yaşında doyurabildim' dedi. Birinci Dünya Savaşının zor yılları...

Önce öğretmenlik yaptı, sonra 1935'de 'İlköğretim Genel Müdürü' oldu... Çatısı olmayan evde kardeşini kaybetmişti. Onu hiç unutmadı. Sık sık at'a biner, köy okullarını ziyaret ederdi. Bir gün yağmur yağarken bir köy okuluna gitti, içeri girdi.  Kim olduğunu söylemedi. Öğretmen çocukları çatının akmayan yerine toplamış yumak olmuşlardı.

'Eyvah' dedi, 'bu öğretmen, yürekli bir öğretmen ama belli ki köy enstitüsü mezunu değil.' 'Çocuklar' dedi, 'bana bir merdiven bulabilir misiniz?'

Birisi, 'ben bulurum' dedi.

Merdiven geldi, çatıyı bir yağmur damlası akmayacak hale getirdi. Oradan ayrılırken, öğretmenin cebine kartını bıraktı.

Atına bindi, şiddetle yağan yağmura aldırmadan yoluna devam etti. Öğretmen elini cebine attı, kartı çıkardı, okudu.

Şöyle yazıyordu:

İsmail Hakkı Tonguç- İlk Öğretim Genel Müdürü

Kartın arkasındaki yazı da şöyleydi:

2Çatı yeniden yağmur akıtırsa, bana mektupla yazabilirsin.'

İşte bir öğretmen, bir idealist, bir eğitimci...

Köy Enstitülerinin mimarı... Çocuklarımızı akıl ve bilimin aydınlık ışığına yönlendiren, onların insana, doğaya, tüm öteki canlılara duyarlı, merhametli, sevgi dolu, özgüvenli, kişilikli, erdemli bireyler olmaları için emek veren, onları yüksek insanlık değerleri ile donatan tüm öğretmenlerimize saygıyla... (ALINTI : (Prof. Dr. Enver Ziya Karal, Tarihçi)”

Eğitimde kaliteyi artırmak için yapacağımız seferberlikte daha çok İsmail Hakkı Tonguçlara ihtiyacımız var…

HIZLI GİTMEMEKTE SUÇLU OLUYOR...

Trafik akışında düzensiz seyredenlere karşı hep sinirli davranırız… Polis denetimlerine karşıda duyarlı olmaya özen gösteriyoruz… Amerika’da yaşanan bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum…

Amerika'da 22 no'lu karayolunda, devriye görevi yapan bir otoyol polisi arabasından yolu takip ederken, bir araba görmüş. Bu aracı radarla incelemiş ve minimum 50 km. ile gidilmesi gereken yolda bu aracın tam 22 km./saatle gittiğini fark etmiş. Bu araba yolu tıkıyormuş.

Ve aracı durdurup sürücüyü uyarmaya karar vermiş. Aracın peşinden gidip aracı durdurmuş, birde ne görsün.

Aracı kullanan ileri yaşta bir teyze. Ve yanında da çok korkmuş bir köpek var.

Polisi görünce yaşlı sürücü:

Polis bey çok mu hızlı gidiyordum? Diye endişe ile sormuş.

Polis;

hanımefendi, hızlı değil, aksine çok yavaş gidiyorsunuz Ve bütün otoyol trafiğini etkiliyor! Radardan gördüğüm kadarıyla 22 km.hızla gidiyorsunuz.

Yaşlı teyze:

Ama, otoyolun girişinde 22 yazıyordu ve bende bu yazılan hıza uyuyorum!

Polis:

Teyzeciğim,

o 22 otoyolun numarası. Bu yolda minimum 50 km hızla gitmelisiniz.

Kadın tamam, bundan sonra hızlanacağım demiş.

Polis tam kendi arabasına giderken, gözü yanda oturan korkmuş köpeğe kaymış. Ve sormaya karar vermiş sürücüye.

Teyzeciğim bir şey sorabilir miyim? Bu yanında oturan köpeğin nesi var? Çok korkmuş gözüküyor, sanki dilini yutmuş gibi!

Kadın şöyle cevap vermiş; valla bende anlamadım, 250 no'lu karayolundan çıktıktan beri böyle...”

Direksiyon başında dikkatli ve kurallara uygun davranan sürücüleri kutluyorum… Kontrollü hız göz yaşımızın akmasına değil, sevinç gözyaşlarımızın akmasına neden olmalıdır…

YAŞAMIMIZ BİZE AİT DEĞİL…

Antik dönemde yaşayanlar taşlara kazıdıkları şiirleri günümüze ışık tutuyor. Alaşehir’de bulunup, Manisa Müzesi’ne götürülen, Roma dönemine ait bir mezar taşı üzerindeki şiirde;

‘Yaşam bana ait değildi,

ey yabancı,

ödünç almıştım zamanı
Şimdi vadesi doldu;

geri verdim,

ödendi tamamı.’ (Kaynak: Mavi Anadolu)

Yaşamımızın faturası sonunda tamamı ödenmiş oluyor… Şair yıllar öncesinden yaşamın özetini taşlara yazarak günümüze aktarmış…

BİR MELİH CEVDET ANDAY ANISI…

Ülkemizin yetiştirdiği yazar ve çizerlerin anılarıyla karşılaşınca “vay be ne yaşanmış anılar” diye söyleniyoruz… Aslında bu anılardan alınacak dersler var…

“13 yaşındaydım… Ortaokula gidiyordum.  Babam öleli 2 yıl olmuştu.

Yoksul düşmüştük.  Annem terzilik yapıyordu, zar zor geçiniyorduk. Büyük bir evin iki odasında oturuyorduk.

Kitaplarımın çoğu noksandı, okul çantam bile yoktu…

Bayram geldi.

Annem ne yaptı etti, bana bir ayakkabı aldı.

Bir pantolonla bir gömlek dikti.

Sabah erkenden kalkıp giyindim.

Bir gün önceden sözleşmiştik.

İki arkadaşım beni evden alacaklar, birlikte bayram yerine gidecektik.

Atlıkarıncaya, kiralık bisikletlere binecek, tatlıcıda tatlı yiyecektik.

Belki sinemaya da gidecektik…

Annemden para istedim.

‘Paramız yok oğlum’ dedi.

Çılgına dönmüştüm, arkadaşlarım neredeyse geleceklerdi.

Onlara ne diyebilirdim?

Parasız olduğumuzu,

Bu yüzden bayram yerine gidemeyeceğimi söyleyemezdim ya…

Hırçınlaşmıştım, üstümdekileri çıkarıp duvarlara atmaya başladım.

Beni üzgün üzgün seyreden annem, o zaman dolaptan çantasını çıkardı, para aradı.

Bula bula bir lira buldu.

Kadıncağızın bir lirası kalmıştı yalnız, bütün parası oydu.

O bir lirayı bana uzattı:

“Haydi giyin,” dedi,

“Bir lira yetmez mi?"

Bir lira o zaman büyük paraydı.

Oraya buraya attığım elbiselerimi ayakkabılarımı topladım.

Yeniden giyindim.

Paramı cebime koyup arkadaşlarımı beklemeye başladım…

Geldiler.

Biraz oturdular.

Annem onlara şeker ikram etti, ikisini de okşadı, öptü.

Sonra: “Haydi artık gidin!” dedi.

Güzel güzel eğlenin!”

Sokağa çıktık.

Çok neşeliydim, kabıma sığamıyordum.

Fakat köşeyi dönerken evimize baktım.

Annem pencereden uzanmış, gülümseyerek bana el sallıyordu.

O zaman içimden bir ağlamadır geldi, gözlerim dolu dolu oldu.

Tıkanıyordum.

Ağladığımı belli etmemeye çalışarak arkadaşlarıma:

“Ben gelmeyeceğim” dedim.

Neden olduğunu anlamadılar.

Biri: “Paran yok ondan gelmiyorsun.” dedi, alay ederek.

Elimi cebime attım ve bir lirayı çıkarıp gösterdim:

“İşte para!” dedim.

Beni orada bırakıp gittiler…

Bir süre sokaklarda sersem sersem dolaştım.

Kimseye göstermeden hıçkıra hıçkıra ağladım.

Sonra gözlerimi sildim.

Elimden geldiği kadar neşeli olmaya çalışarak eve döndüm.

Annem beni görünce:

“Neden döndün?” diye sordu.

“Canım istemedi” dedim ve cebimden bir lirayı çıkarıp anneme uzattım…

Zavallı kadıncağız, çok şaşırdı.

Parayı elimden alıp masanın üstüne koydu.

Sonra beni kucakladı, göğsüne bastırdı.

O da hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Ben ağlamıyordum artık.

Annemin yüzünü öptüm ağlamamasını söyledim.

Artık üzüntülü değildim…

Bayram yerine gidemediği için üzülmek;

Benim gibi koca bir çocuğa,

Bir ortaokul öğrencisine yakışmazdı…

Olgun bir adam olmuştum birdenbire.  Melih Cevdet Anday”

Çocukluğumuzda unutmadığımız çok anımız vardır.. Zaman zaman aklımıza gelince bazen güleriz… Aslında o anılarımız bize çok dersler veriyor… Mesela bizim köyümüzü 1975 yılından elektrikle tanıştı… Elektrikle tanışıncaya kadar elektrik parası ödemiyordu… Ayda kaç lira gaz yağı parası veriyor…  Kahvehaneler lüküsle aydınlatılıyordu… İnsanlar el fenerleri ile gece misafirliklere gider, bağ ve bahçe işlerini yapardı… Mutlulardı…

Şimdi Elektrik kesildiği zaman zaman hayat duruyor sanki… Anılarımız, geçmişte yaşadıklarımızın fotoğrafını yansıtıyor…

DENİZLİLİLER, ANTALYA’DA DERNEK KURDU

Denizlililer, yaşadıkları kentlerde bir araya gelerek dernek kuruyor. Antalya Denizlililer Derneği kurban bayramı öncesinde seçim yaptı. Başkanlığa Süleyman Doğu, 2. Başkan Aygün Kayıhan, muhasip Meftune Üstündağ, üyeler  Rabia Karazeybek, Nurhan Pekgüzel  Yönetim Kurulunda görev alırken,  Ramazan Gönen, Mevlut Yıldırım ve Ali Pekgüzel Denetim Kurulu’na seçildi. Antalya Denizlililer Derneği’ne çalışmalarında başarılar dileriz…

EŞEĞİN MARİFETLERİ SAYMAKLA BİTMİYOR…

Köyde doğup büyüyenlerin eşekle tanışmamaları imkansızdır… Eşekler geçmişte vazgeçilmez ulaşım ve yük taşıma hayvanıydı. Bazı yörelerimizde hala kullanılıyor.  Sosyal medya da dolaşan bir yazıyı sizin için burada paylaşıyorum.

"EŞEK DEYİP GEÇMEYİN!..

Her ne kadar insanoğlu türlü akılsızlıkları eşşeklikle nitelendirse de, en güzel gözlere sahip bu sevimli hayvan, yerine göre çoğu insandan daha akıllıdır...

Örneğin ’Eşek, iyi bir yol mühendisidir. Yokuşları en fazla % 7 eğimle ve kısa mesafelerde virajlar alarak çıkar.’ dediklerinde. .. Ben de inanmamış ve nivelman yaptırmıştım yani topoğrafik aletle ölçüm. Sonuç şaşırtıcıydı: % 7

Hani bu konuda çoğumuzun bildiği meşhur bir Anadolu fıkrası vardır:

1950’li yıllarda Amerikalı mühendisler gelmiş Türkiye’ye.

Bir kısım imar çalışmalarına rehberlik ediyorlarmış. O zamanlarda yol güzergâhını belirleyecek alet yok, eleman yok. Nafı’a mühendisleri eşeği yokuşa sürüyorlar, arkasından elemanlar şeritmetre çekiyor ve eşeğin ayak izlerine kazık çakıp istikamet belirliyorlarmış . Bunu gören Amerikalı mühendis, pratiği kavrayamamış ve sormuş:

- Ne yapıyorlar böyle?

- Rampada yolun güzergâhını belirliyorlar.

- Nasıl yani, anlayamadım?

- Eşek % 7 eğimin üstüne çıkmaz, biz de eşeğin izinde kazık çakıp rampada yol güzergâhı belirliyoruz demişler. Amerikalı katılarak gülmeye başlamış.

Yatışınca da sormuş: - Peki, eşek bulamayınca ne yapıyorsunuz?

Yetkili bozgun…

Cevap vermiş:

- Amerika’dan mühendis getirtiyoruz.

Eşek iyi bir kılavuzdur:

Gittiği bir yolu hiç unutmaz ve o yoldan şaşmaz. Bu nedenle deve veya katır kervanlarının

önüne daha önce bu yoldan gitmiş bir eşeği kılavuz olarak koyarlarmış.

Evet, eşek akıllıdır... Düştüğü çamura bir daha, asla düşmez.

"Eşşek bir defa çamura düşer!" Deyimi bundandır.”

Hep birilerine kızdığımızda hep “EŞEK OĞLU EŞEK” deriz… Yani bunu açıkladığımızda “akıllı  oğlu akıllı“ diye mi algılamalıyız…

DOST DENEME HİKAYESİ

Hepimiz dostlarımızı, akrabalarımızı ve yakınlarımızı bir çeşit sınavdan geçiririz… Bu sınavı başarıyla geçenlerle bir ömür boyu dostluklar devam eder. Ve sırdaşımız olurlar…

Bir babanın kızıyla yaptığını okuyalım… Sizde bir paye çıkartacağınızı sanıyorum.

“Adam koca bir danayı kurban kesti ve büyük bir ateş yaktı, kızına dedi ki:

‘Kızım, sevdiklerimizi ve komşularımızı çağır ve gelip bizimle oturup et yesinler ...’

Kızı bağırdı:

‘Evimizde yangın çıktı, yetişin ahali evimizdeki bu yangını söndürmemize yardım edin!’.

Birkaç dakika içinde bunu duyan bir grup insan yangın söndürmek için yardım etmeye koşup evlerine geldiler.

Diğer komşular akrabalar bu feryadı duymamış gibi davrandılar feryada kulak tıkadılar.

Yardıma gelenler kurban kesen ailenin kurban etinden yiyip içtiler karınlarını doyurdular giderkende ellerine birer parça et verildi.

Baba şaşkındı kızına döndü ve dedi ki:

‘Kızım Gelen insanlar, tanımam, daha önce hiç görmedim, Kızım yangın var dedin bağırdın peki sevdiklerimiz, dostlarımız ve meslektaşlarımız nerede?’.

Kızı gözleri dolu dolu dedi ki:

‘Evimizdeki yangını söndürmeye yardım etmeye gelmeyenler bizi yangına terkederler Bizim dostumuz arkadaşımız aile akrabamız değillermiş demek ki dedi.

Komşu olup dost akraba olmayı dostluk yapmayı cömertliği ve misafirperverliği hak edenler bunlarmış demek ki baba dedi’.

Sonuç: Bir felaket anında kim yanınızda değilse, ona dost, kardeş akraba aile demeyin...

Çünkü bunlar, sizin yüzünüze gülen nezaketinizi, cömertliğinizi hak etmeyenlerdir.”

Yaşamınız boyunca sırdaşlarınız olsun… Siz onları kollayın, onlarda sizi kollasın..

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 2334’UNCU GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz…

ÇARŞAMBANIN SÖZÜ:

“İyi insan, güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen adamdır.”

KONFÜÇYÜS

YORUM EKLE