İsrail Niçin Saldırgan?

İsrail Niçin Saldırgan?

Haluk Alan

Bir önceki yazımda, Filistinli 10 yaşındaki bir kız çocuğunun işgalci İsrail askerlerine başkaldırısı haberinden esinlenerek “İsrail korkaklığından” söz etmiştim. Bu yazıma, “nasıl korkaklık bu, bütün dünyanın dengesini değiştiriyorlar… “ kabilinden eleştiriler aldım. 
Verdikleri acı ve göz yaşıyla var olabilen, ortama yaydıkları kin ve nefretle beslenen bir tür sadist psikopatolojik algının ürünü topluluktan, “paranoid kimlik” belirtilerini beklemenin olağan olduğunu düşünüyorum. Kısa bir analizden sonra, biraz da tarihi geçmişe bakarsanız böyle bir sonuca kolaylıkla ulaşırsınız. Her an elindeki mal varlığını kaybedeceği kaygısı içindeki varyemez amca gibi; kan, göz yaşı, kin ve nefret tohumları üzerine işgalle kurdukları yurtlarını kaybedecek korkusu ister istemez bir korku salmakta ve kişileri de kaygılı yapmaktadır. Bu gibi duygular bulaşıcıdır. Bu korkunun ve kaygının üstüne gitmedikleri ve yüzleşmedikleri müddetçe de kurtulamayacaklardır. Korkacaklar korkularını gidermek için saldıracaklar, saldırdıkça da “ötekilerinin” gazabından korkmaya devam edecekler ve kısır bir döngünün kurbanı olacaklardır.

İsrail’in kuruluş sancıları, Nazilerin Yahudi  soykırımı, Siyonislerin dünya politikası üzerinde oynadıkları oyunları “psikososyal boyuttan” ele aldığınızda düğümün çözüldüğünü görebilirsiniz. Akıtılan Yahudi kanlarına adeta bir fatura kesmeye çalışan Siyonist zihniyetin öne sürdüğü gerekçe, “kendini savunma” nakaratıdır. Oysa ortalıkta var olan gerçek, yapılanların savunmadan öte düpedüz saldırı olduğudur. Yıllardan beri mağdur edebiyatına yatarak haklılığını kanıtlamaya çalışan bu zihniyetin korkuları artık saldırgan bir paronoid yapının çok ötesindedir. Hasta zihniyetlerin yönettiği bir toplumdan hayır beklemek doğru olmaz.

“İnsanın anlam arayışı” (Okuyan-us yayınları, 2009) kitabını ilk okuduğumda Viktor E.Frankl’dan etkilenmiştim doğrusu, ilk Nazi kampını gördüğümde etkilendiğim gibi… Ne var ki, saldırgan ve insanlık dışı uygulamaları gördüğümde bu ruh halinin nelere yol açabileceği gerçeğini de anlamam zor olmadı. Frankl’ın kitabında da geçen “özgürsek artık, özgürlükleri saygısızca ve acımasızca kullanabiliriz…”. “onlar için değişen tek şey, eskisi gibi baskı altında olmak yerine şimdi artık baskıcı olmalarıydı.” (shf. 106) yaklaşımı korkunç bir intikamın ayak sesleriymiş meğer.  Nazi kamplarında maruz kaldıkları insanlık dışı muameleleri kimliklerine yapılan bir saldırı olarak gören zihniyetin benzer imkanlar kendi ellerine geçtiğinde adeta hınç alırcasına yeni bir “barbar kimlik” oluşturmaları boşuna değildir. Kendi tarihlerinde yaşadıkları büyük acıların oluşturduğu travma anaforundan, yeni acı ve travmalar oluşturarak sıyrılma gayretindeki İsrail’e bunun mümkün olmadığı anlatılabilmelidir. Heyhat bu mümkün de değildir. Ütopik bir amacın hülyasında gittikleri yön yanlış, yol da çıkar bir yol değildir. Her attıkları silah büyüyerek ve inançla geri tepiyor. Filistinli Müslümanlar, başlarındakiler her ne kadar ayrışsa da kendi içlerinde en azında İsrail’e karşı bütünleşerek, daha da bilenerek ve bu travmalar içinde keskinleşerek yetişmekteler. İsrail kendi sonunu hazırladığının farkında değil. Üstelik artık dünya eski dünya da değil. Bütünüyle kıskaca alınmış bir İsrail var ortada. Kendini güçlü ve farklı hisseden, gücünü ve farklılığını da para ve silaha bağlayan -tedirgin-narsist bir insanlar topluluğu… Korkularından olsa gerek; kurdukları “demir kubbeden” güvenli olmadığı gerekçesiyle sığınağa kısılmak mecburiyetinde kalan Netanyahu ve ekibinin, sirenler çaldığında kaçışırken gösterilen fotoğraflarını görmek isterdim doğrusu… 

Tıpkı bir zamanlar Osmanlılar karşısında yaşadıkları acziyetin ulusal kimliklerinde açtığı yarayı bir türlü onaramayan ve bu psikolojik travmayı hazmedemeyerek, ellerine geçirdikleri her fırsatı, aleyhimizde kullanmaya kalkan Avrupalılar gibi Yahudiler de geçmişlerinin acılı günlerinde yaşamaya devam etmekte, kurtuluşlarının ancak bu şekilde gerçekleşebileceğine inanmaktadırlar. Acıları taze tutarak nihai hedeflerine ulaşabileceklerini zannetmektedirler. 

İsrail’in kavrayamadığı bir gerçek;  her yolu denemelerine rağmen kıramadıkları Filistinlilerin o müstesna dirençleri, kendileri gibi  ellerindeki üç- beş silahtan değil, gönüllerinde var olan inançlarından kaynaklanmaktadır. Onlar bu inançları sayesinde her türlü acıya katlanabiliyorlar. Üstelik her saldırı yeni bir direnci doğurmakta inançları da perçinlemektedir. İsrail ve paşababaları ne yaparlarsa yapsınlar bu gerçeği değiştiremeyeceklerdir.  



YORUM EKLE