İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

Cumhuriyetin kurulduğu 1923 yılından bu yana ülkemize defalarca yabancı uzmanlar çağrılmış ve onlardan akıl alınmıştır. İlk yabancı uzmanları Türkiye Cumhuriyetinde eğitim hususunda görmekteyiz. Osmanlının eğitim konularını askeri ve dini eğitim dışında pek önemsemediğini veya başarılı olamadığını savunmak mutlaka yanlış değildir.

Son ana kadar ayakta kalabilmiş yükseköğretim kurumları olarak:

Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Bağdat Hukuk Mektebi, Darülfünun, Darülmuallimat, İstanbul Halkalı Yüksek Ziraat Okulu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Konya Hukuk Mektebi, Mekteb-i Erkan-ı Harbiye, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, Mühendishane-i Berri-i Hümayun, Sahn-ı Seman Medresesi, Sanayi-i Nefise Mektebi, Selanik Hukuk Mektebini görmekteyiz.

Cumhuriyetle birlikte bunlardan bazıları örneğin Selanik Hukuk Mektebi ve Bağdat Hukuk Mektebi gibi okullar zaten sınırlarımız dışında kaldıklarından kapanmış oldu. Bunların içinde üniversiteye en çok benzeyen Darülfünun ise üniversiteden çok medrese karakterli olduğundan kapatılmıştı.

Yeni cumhuriyette eğitimin de bir düzene sokulması; İlkokul, ortaokul ve lise sistemini takip eden bir üniversite sisteminin kurulması gerekiyordu.

Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi gibi yüksekokullar ve benzeri açılmasına rağmen bir üniversitemiz yoktu. Bir ön inceleme yaptırmak için 1932 yılında İsviçre Cenevre Üniversitesinden Profesör Albert Malche görevlendirildi ve onun verdiği rapor doğrultusunda 18.10.1933 tarihinde de tamamen modernleşmiş bir üniversite olarak İstanbul Üniversitesi faaliyete geçirildi.

İlk üniversitemiz kurulmuştu ama Türkiye’de Türkçe bilimsel yayın miktarı “yok” seviyesindeydi. Öğrencilerin yabancıdil bilgileri üniversite kitaplarını takip edebilecek seviyenin altındaydı, öğretim üyelerinin sayısı da çok yetersizdi.

                                                                              ***

Tam da o tarihlerde Nazi Almanyasında Hitler rejiminin Musevi inançlı insanlara uyguladığı imha planı yabancı öğretim üyesi bulma bakımından bir fırsat yaratmıştır. Kendisi de Musevi olan Prof. Dr. Albert Malche’nin de yardımıyla çok sayıda Alman bilim adamlarının bizim yeni kurulan İstanbul Üniversitesi ve Ankara’daki Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde görevlendirme imkanı doğmuş oldu.

Almanya’da Nazi iktidarı Musevi vatandaşlarının hayatları için büyük bir tehditti. Yahudi asıllı bilimadamları önce işlerinden atılmış daha sonra da büyük baskı ve işkenceye uğramışlardı. Son çare olarak önce İsviçre’ye kaçmışlar ve orada “Alman Bilimadamları Yardım Birliği” adı altında örgütlenmişlerdi.

Bizdeki üniversite reformunun hazırlayıcısı olan Albert Malche Almanya’daki Yahudilerin karşılaştığı zor durumu Atatürk ve Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip’e bildirmiştir. Bu haberi alan Türk Hükümeti derhal o dernekle irtibata geçmiş ve görüşme yapmak üzere başkanları Prof. Schwartz’ı Ankara’ya davet etmiştir.

Yapılan anlaşmaya göre bilimadamları:

Üniversitede tamgün çalışacaklar, Ders kitaplarını kısa sürede hazırlayacaklar, Hükümete istendiğinde bilirkişi raporu hazırlayacaklar, Üçüncü yıldan itibaren dersleri Türkçe vereceklerdir.

Karşılık olarak:

Çalışma arkadaşlarını Türkiye’ye getirip görevlendirme yapabilme, Kendilerine ve ailelerine devlet himayesi, Yol harcırahı, sağlık sigortası ve yüksek maaş gibi haklar tanınmıştır.

İstanbul Üniversitesi için düşünülen yabancı profesör sayısı ilk aşamada 30 iken sayı sürekli artmış ve 1933’ten itibaren 200’e yakın yabancı bilimadamı Türkiye’ye gelerek İstanbul ve Ankara’da görev yapmışlardır.

Gelenlerin arasında sadece Hitler Almanya’sından kaçanlar değil, Mussolini rejiminden kaçan İtalyanlar da vardı.

Bazıları birkaç yıl, bazıları II. Dünya Savaşı bitimine kadar, bazıları da ölene kadar ülkemizde kalmış ve yüksekokullarımıza “üniversite” hüviyeti kazandırmışlardır.

YORUM EKLE