KADINLAR ERKEKLER EŞİT DEĞİLDİR!



Yıllardır aynı ancak yanlış perspektiften bakıldığı ve düşünceler sloganlaştırıldığı için bir sonuç elde edilemedi. Böyle sürdüğü müddetçe de bir sonuca ulaşılamayacak. Amaç üzüm yemekse konuya yaklaşımımızı biraz değiştirmeliyiz.

  Aslında kadın ile erkek hem eşittir hem de değil! Bu, soruna nereden baktığınıza bağlı. Asıl sorunun bu olmadığı ve konu üzerinde koparılan fırtınaların da hiç kimseye bir yarar getirmediği açıktır. Kadınlar çoğunlukla hemcinslerinin bu kabil yaklaşımları nedeniyle ve erkeklerin de bu kavramlaşmayı destekler mahiyetteki dayatmalarıyla kendilerine biçilen etiketi kabul etmiş görünmektedirler. Ama hiç kimse bu dayatmaların içinden nasıl silkinip çıkılacağına dair kafa yormamakta, daha basit ve sığ bir  yaklaşımın kolaycılığına kaçmaktadır. 
 
Kadınlara uygulanan dayatmacı yaklaşımlar ve onların bu dayatmacılığı öğrenilmiş çaresizlik gibi kabullenmeleri bana  Hindistan’daki fil yetiştiricilerinin yavru fillere uyguladıkları terbiye etme modelini hatırlattı. Terbiyecileri tarafından fil yavrularının ayaklarına bağlanan kalın zincirler onların kaçmalarını önlemeye yarar. Önceleri bir şekilde bu zincirlerden kaçıp kurtulmayı deneyen filler, her defasında hüsranla sonuçlanan bu girişimleri sonrasında, zamanla denemelerinden vazgeçip, durumu kabullenmeyi seçerler. Tonlarca ağırlığa ulaştıklarında bile, “öğrenilmiş çaresizliğin” kurbanı olarak bu sonucu kabullenmekte ve gelinen bu noktadan sonra kaçmaya yönelik her hangi bir çaba göstermemektedirler. 

Aslında bakarsanız, yaşamın içine ayrı bir renk, ayrı bir  anlam katan kadınların erkeklerle eşit olmaması ne büyük bir nimettir. Bir düşünün lütfen, en basitinden sahalara inin, sözde deşarj olma adına, olan biten bütün küfürlerin edildiği bu arenalarda bu nadide çiçeklerin varlığı biz erkekleri biraz olsun medenileştirmedi mi? Bunu inkar edebilir misiniz? Peki, o kadar uzağa gitmeyelim. Annenizi bir an için gözünüzün önüne getirin. Farkında olmadığınız yaşlardan bu güne, o eşsiz sıcaklığı, sevimliliği ve içtenliği ile sizi kucaklamasını unutabilir misiniz? Ya babanızın tavırları?... Sadece bir bebek hayal edin ve onu babasıyla baş başa kaldığını düşünün… Kaç baba bu işin içinden çıkabilir sizce?... O duygusal yaklaşımı anne içtenliği ve samimiyetinde kaç erkek yapabilir?... Ve siz şimdi gelip de şükretmez misiniz kadınla erkeğin eşit olmamaklığına? 

Bu yaklaşım tarzı faydacı düşüncenin eseridir diyenlere de bir açıklamam var: İnsanların tepkisel boyuttan başlayıp, ruhsal olgunluğa dek yedi kategoride “ruhsal gelişimi” söz konusudur. N.L.P.’nin öğretileri arasında da yer alan bu gelişimsel boyuta göre, davranış boyutuna kadar kadınlarla ortak bir kaderi paylaşıyoruz. Tam bu noktada her şey değişiyor. Kadınlar genelde bir üst boyuta geçerken, biz erkeklerin çoğu davranış boyutunda kalıyoruz. “İnsan ruhundan anlamayan…”  tabiri bu yaklaşımın bir ürünü olsa gerek…

Dolayısıyla, erkeklere kıyasla bir üst ruhsal gelişim boyutunda yer alan kadınlara eşitlik niçin hak olarak görülür ki? Evet kadın – erkek eşitliği yoktur, ama bu yüzden!... Bu duygusal (şefkat) boyuta ulaşmaları, onları annelik gibi kutsal bir makama taşımıştır. 
Hayatın tam kalbine renk katan bu güzel insanları, eşitlik ya da eşitsizlik gibi soyut kavramların boyunduruğu altında esir tutmaktansa, yapılması gerekenlere yönelmek daha adil ve insanidir. Kendimizi var etmek adına havaya salladığımız kılıçların onurlu ışıltılarını göremiyorum. Erkeklik bu değil! Erkeklik, erkliğin yüceliğince mütevazi olmayı sağlamalıdır. Buna da ancak narsisizmin mutlakiyetci merkezi gücünden uzaklaştıkça yakınlaşabilirsiniz. İnsan olmanın ve karşınızdakini anlamanın olgunluğuna ulaştığınızda zaten, neyin eşit neyin eşit olmadığının bir önemi kalmamaktadır. Çünkü, artık gerçek bir insansınızdır.

Her şeyi öylesine genelleştirme özelliğimiz var ki…Sanki zorundaymışız gibi hemen her şeyi özelinde değil de genelinde değerlendirmeye çalışıyoruz. Bilişsel- davranışçı terapi öğretisinin “düşünce hataları” başlığı altında işlenen önemli bir konusudur, genelleme…Burada da görüyoruz ki, yaptığımız aşırı genellemeler bizleri sonuçsuz çıkarsamalara yöneltmekte, yanlış yargıların ve ön kabullerin oluşmasına neden olmaktadır. Oysa, karşınızdaki kadını anneniz, kız kardeşiniz ya da sevdiğiniz kadın olarak görmeye çalışın, bakalım eşitlik ya da eşitsizlik diye bir kavrama takılıp kalacak mısınız? Yok eğer bir değişiklik hissetmiyorsanız, lütfen ruhsal gelişim boyutunda hangi derekede (derece değil!) olduğunuza bir göz atın. Bakalım kendinize orada bir yer bulabilecek misiniz?
…Ve kadınlarımız; heyecan dolu, ürkek bakışlı, narin ve nahif güzellikler dünyasının değişmez varlıkları; Lütfen kendinizi erkeklerin göstermek istedikleri yerde değil de siz, kendinizi nerede ve nasıl görmek istiyorsanız orada düşünün. Bugün ya da yarın, siz kendinizi nereye layık görüyorsanız orada olacaksınız. Birkaç iş yapmaz sloganın ardına sığınıp havanda su dövmektense, bu ayrıcalıklarınızın o eşsiz güzelliğini yaşamaya çalışınız.
İyi ki, varsınız ve iyi ki eşit değiliz!  

YORUM EKLE