KALPLER ANCAK ALLAH'I ANMAKLA MUTMAIYN OLUR..

Zaman Allah’ın insana bahşettiği en büyük nimetlerden biridir. Önemli olan bu nimetin kadrini bilmek suretiyle değerlendirmektir. Çünkü zaman, bir imtihan vesilesidir. İnsan zamanını nasıl geçirdiğinden sorulacaktır.
Cenabı Allah Asr suresinde zamanı boşa geçirenleri kınar. “Zamana Andolsun ki, insanların çoğu hüsrandadır”…Allah (c.c.) zamanımızı en güzel şekilde değerlendirmemiz için günü gündüz ve geceye bölmüştür.
Zamanı değerlendirmek onu ölçülü ve bilinçli kullanmakla olur. Bunun yolu da zamanı iş, ibadet ve istirahat saatlerine bölerek bir disiplin dahilinde zamana hükmetmekten geçer. Namazların orucun haccın ve bazı ibadetlerin belli zaman dilimlerine yerleştirilmesi bize bu disiplini sağlar. Efendimiz gününü dörde böler ve inananlara da bunu tavsiye ederdi. “Allah’a ibadete ayıracağı vakit, kendi işlerine ayıracağı vakit, ailesine ayıracağı vakit ve dinlenmeye ayıracağı vakit.
Müslüman’ın boş vakti ve boşa harcayacak zamanı yoktur. Ömrümüz, sınırlı ve sonlu olduğundan sınırsız ve sonsuz mükafatları kazanabilmenin ve dünya hayatında başarılı olabilmenin yolu zamanı doğru ve verimli kullanmaktan geçer. Efendimiz (s.a.v.) bize boş vakitlerin kıymetini iyi bilmemizi öğütlemiştir.

Dua ve Zikir

Zikir genel olarak, bir şeyin dilde ve kalpte hazır olması, o şeyin söz ile veya kalpte hatırlanmasıdır. Rabbimiz (cc) müminlere kendisini sürekli zikretmelerini emrediyor. Müminler inandıkları, her an tesbih ettikleri ve önünde kulluk yaptıkları Rablerini hiçbir zaman unutmazlar. O Rabbe karşı duydukları sevgi ve takva duygusu sürekli onların içindedir. Onlar devamlı bir şekilde Allah’ı zikrederler.
Bu zikir (anma) hiçbir zaman unutulan şeyin tekrar akla getirilmesi değil, bilakis; sürekli kalpte ve benlikte olan Allah’ın varlığını tekrar hatırlamak, onun nimet verici olduğunu itiraf etmek, onun büyüklüğünü ve yüceliğini dile getirmek ve ibadeti yalnızca ona yaptığını ortaya koymaktır.
Bu bağlamda zikir, aynı zamanda Allah’a itaattir. O’na itaat etmeyen kişi, diliyle ne kadar tesbih ederse etsin veya tevhid kelimesini söylerse söylesin, gerçek zikri yapmış olmaz.
“Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı (zikredildiği) zaman yürekleri ürperir, onun ayetleri okunduğu zaman bu onların imanını artırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.” (Enfal 8/2)
“Müminlere Allah’ın ayetleri hatırlatıldığı (zikredildiği) zaman, onların kalpleri bu ayetlere karşı kör ve sağır olmaz.” (Furkan 25/73)
“Kendilerine Allah’ın ayetleri zikredildiği zaman sırtlarını dönenler zalimlerdir. Onların kalpleri üzerinde Hakkı anlamalarına engel bir perde vardır.” (Kehf 18/57)

Zikir zamanı Diri Tutmaktır

Dua ve zikir, kişiye Allah’la birliktelik bilinci kazandıran ve müminin zamanını manen diri yaşamasını sağlayan bir disiplindir. Zaman kişiye verilmiş büyük bir emanet ve nimettir. Dua ve zikirle mümin, zamanı diri tutar. Her anının dolu dolu geçmesi için çalışır. Bu sebeple dua ve zikirle yaşayanın her anı ve her davranışı bilinç yüklüdür.İnsana en çok huzur veren duygulardan biri, her şeyi işiten, her şeyi bilen, her şeyi gören, her şeyden haberdar olan, her şeye gücü yeten, dertlere derman olan, huzur ve mutluluk veren sevgi ve rahmet kaynağı olan Allah’ın, sevgisini ve rızasını kazanmaktır. Mümin dua ve zikirle bu sevgi ve ilgiyi elde etmektedir.
Kendisine şah damarından daha yakın olan ve nerede olursa olsun, kendisiyle birlikte bulunanın sevgi ve rahmeti onu daima sarar. Kısacası böyle bir mümin, daima Rabbi ile beraber olur. Günlük hayatının her aşamasında onu hatırlar. Hangi işle uğraşırsa uğraşsın, kalbi ve gönlü Rabbi ile beraberdir. “Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.” (Nur 24/37)

Kur’an bütün bu gerçekleri şu ifadelerle ortaya koyuyor.

“DİKKAT EDİN, KALPLER ANCAK ALLAH’IN ZİKRİYLE MUTMAİN OLUR.” Hayırlı ramazanlar.

Selam ve dua ile…

YORUM EKLE