KANAL İSTANBUL-2

Dün başladığımız kanal İstanbul yazı dizimizin ilkinde konuya giriş yapmış ve projenin çevreye ve doğal kaynaklara etkisini değerlendirmiştik. Bugün yeni sorular sormaya, deprem ve İstanbul’un öncelikleri açısından projeyi ele almaya çalışacağız.

KANAL PROJESİ İSTANBUL’DA BEKLENEN BÜYÜK DEPREMİ TETİKLER Mİ?

Deprem konusunda muhtelif görüşler var. Ülkemizin yetiştirdiği önemli yer bilimcilerden olan Naci Görür ve Celal Şengör hocaların birbiri ile çelişen fikirleri, deprem konusunu daha da ilginç hale getirdi diyebiliriz. Celal Şengör hoca hadiseye kanal sebebiyle bölgeye ilave edilecek yükler açısından bakıyor ve kanal projesi ile mevcut zemine ilave edilecek yüklerin çok büyük olmayacağını söylüyor ve bunun da depremi tetiklemesinin mümkün olmadığını dile getiriyor. Celal Şengör hocanın 7-8 sene önce katıldığı programda boğaz trafiğini gerekçe göstererek İstanbul’a kanal yapılması gerektiğini ifade etmesi, Celal Hocayı bir anda kanalın destekçisi gibi bir duruma düşürdü. Gerçi hoca geçtiğimiz günlerde kanal projesi adı altında İstanbul’a yeni bir şehir eklenmesinin cinayet olacağını söyleyerek projenin bu hali hakkında ne düşündüğünü ifade etti. Ayrıca depremin kanala zarar verme ve tsunami oluşturma riskinin bulunduğunu ve bu risklerin yeterince araştırılmadığını da dile getirdi. Ama bu açıklamalarına rağmen Celal hoca hala projenin arkasındaymış, destekçisiymiş gibi lanse edilmeye devam ediliyor.

Naci Görür hoca da kanalın depremi tetiklemeyeceğini, fakat zaten zayıf zemin üzerine inşa edilmesi planlanan kanalın deprem olması durumunda ciddi bir biçimde hasar göreceğini ifade ediyor. Naci hoca ayrıca bölgede deprem olmadan da kaymalar meydana geldiğini, Küçükçekmece de deprem olmadan bile ciddi kaymalar oluştuğunu dile getiriyor. Yapmış olduğumuz araştırmalar inşaat faaliyetleri sırasında 20 milyon kg’dan fazla patlayıcı gerekeceğini ve günde yaklaşık 11 bin kg civarında patlayıcının kullanılacağını gösteriyor. En iyimser tahminler bile kullanılacak patlayıcı miktarının günlük 5 bin kg’nin altına inmeyeceğini söylüyor. Mevcut zemin problemlerine bu türden etkilerin de eklenmesi sanırım Naci hocanın endişelerine kulak vermeyi gerektiriyor.

Sonuçta kanal olsun ya da olmasın İstanbul’un zaten bir deprem sorunu var ve bu bölgedeki tatlı su kaynaklarının pek çoğunun öngörülen kanal seviyesinin altında olduğunu biliyoruz. İstanbul’da beklediğimiz büyük deprem kapımızı çaldığında, kanalda hasar oluştuğunda ve oturmalar meydana geldiğinde kanaldan sızan deniz suyunun tatlı su kaynaklarına karışması durumunda ne yazık ki yapabileceğimiz pek bir şey olmayacak. Bölgeyi besleyen su kaynaklarını kaybettikten ve binlerce dönüm alanı çölleştirdikten sonra pişman olsak da elden bir şey gelmeyecek. Bütün bunlar yapılacak olan kanalın depremi tetiklemese dahi, deprem sebebiyle kanalda oluşacak olan hasarın bir doğa ve çevre felaketine sebep olabileceğini gösteriyor.

BU PROJENİN YAPILMASINDA KAMU YARARI NE ÖLÇÜDEDİR? İSTANBUL’UN 1. ÖNCELİĞİ KANAL İSTANBUL PROJESİ MİDİR?

Bugün İstanbul’da bir kamuoyu yoklaması yapılsa ve vatandaşlara İstanbul’un sizce en büyük sorunu nedir diye sorulsa, inanıyorum ki çok daha başka sorunlar ve konular dile getirilirdi. Bana göre de İstanbul’un bu kanal projesinden çok daha büyük ve çok daha öncelikli sorunları var. Mesela her gün bize biraz daha yaklaşan büyük İstanbul depremi gibi. Mesela bir türlü tamamlanamayan ve depreme karşı binlerce vatandaşımızın hayatını kurtarabilecek kentsel dönüşüm sorunumuz gibi. Bunları konuşmak yerine Kanal İstanbul’u konuşmak, bunlara kaynak ayırmak yerine kanal İstanbul’a kaynak ayırmak bana mantıklı gelmiyor. Bazı yayın organlarında kanal İstanbul’un kentsel dönüşüm için kullanılabileceğinden bahsediliyor. Hayır, bu yorumlar doğru değil.  Kanal İstanbul projesinin böyle bir hedefi de, önceliği de, bunun için önerdiği bir yöntemi de yok. Zaten Çinli, Katarlı yatırımcıların arsa topladığının konuşulduğu bir yerde bizim dar gelirli vatandaşımızın kentsel dönüşüm sorununa çare olacak rezerv konut alanlarının bu projenin içinde yer bulabilmesi mümkün değil. Hatta tam tersine ben şahsen kentsel dönüşümün kanal İstanbul’un güzergahı üzerinde yer alan mevcut binaları yıkmak için araç olarak kullanılabileceğinden endişe ediyorum. Umuyorum ki kentsel dönüşümün en fazla risk altında olan bölgelere değil de, işimize gelen bölgelere uygulanması anlamına gelen bu türden yanlış kararlar alınmaz.

Yapılan çalışmalar kanal İstanbul kapsamında dökülecek olan betonun 70 milyon metreküpü bulacağını gösteriyor. Bu miktarda beton ile 5 katlı, 10 bağımsız bölümden oluşan yaklaşık 150 bin bina inşa etmek mümkün. Eldeki veriler İstanbul’da yaklaşık 1 milyon beşyüzbin bina olduğunu gösteriyor. Yanı kanal İstanbul için dökülecek beton ile İstanbul’da bulunan binaların %10’unu yıkıp yeniden yapabiliyoruz. Bu sayılar, İBB tarafından yaptırılan JICA projesinde öngörülen ağır hasar görme ve göçme riski taşıyan binaların nerdeyse tamamının kanal İstanbul projesinde kullanılacak malzeme ile yıkılıp yeniden yapılabileceğini gösteriyor. O zaman neden bu parayı her geçen gün daha da yaklaştığını bildiğimiz büyük İstanbul depremine karşı önlem almak için harcamak yerine kanal İstanbul için harcıyoruz. Üstelik kaynak bulamazsak bütçemizden ayıracağımız parayı da harcamak pahasına. Üstelik İstanbul’da meydana gelecek büyük bir depremin ülkemize 100 milyar doları aşacak bir maliyet getirebileceğini bilmemize rağmen.

Bizim önceliğimiz ve uzmanlığımız deprem ve yapılar olduğu için biz depremden bahsettik. Eminim ki önceliği ve uzmanlığı başka olan pek çok kişi, pek çok farklı alanda İstanbul’un sorunlarını çözecek başka öneriler de getirecektir. Ama sanıyorum getirilen önerilerin neredeyse hiçbirinde İstanbul’a kanalı bahane ederek yeni bir şehir eklemek ile ilgili bir proje olmayacaktır.

YORUM EKLE