KANAL İSTANBUL

Rahmetli Uğur Mumcu’nun “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak” deyimine bir örnek aranırsa, bu Kanal İstanbul üzerine yapılan tartışmaları örnek verebiliriz. Yüzyılın projesini ne zamanında, ne zemininde, ne de ilgilisi ile tartışıyoruz.  İnandıklarımız ve tarafımız üzerinden bir tartışmadır gidiyor.

Kaç makale okudum hatırlamıyorum, Kanal İstanbul’un Montrö antlaşmasını tartışmaya açacağına dair başlık taşıyan. Başlığı takiben sıralanan on civarındaki paragrafın birinde dahi neden tartışmalı hale getireceğine dair bir satır olmaz mı? Hep Montrö’nün ne kadar önemli olduğu, Türkiye’ye neler kazandırdığı, tartışmaya açılırsa büyük devletlerin karşısında tutunamayıp neler kaybedeceğimiz anlatılıyor. Tekrar soruyorum, Kanal İstanbul Montrö’yü neden tartışmaya açsın. Montrö, İstanbul Boğazı geçiş anlaşması değil ki. Türk boğazları, bu arada Marmara Denizi geçişi ve Karadeniz’de bulunma anlaşması, yani Kanal İstanbul Montrö dışı olsa bile, bir geminin Montrö’yü delmesi için Kanal İstanbul’un giriş kapısına gökten inmesi gerekir.

***

Marmara denizine etkisi üzerine öne sürülen iddiaları da anlamakta zorlanıyorum. Marmara ve Karadeniz, İstanbul Boğazı ile birbirine zaten bağlı. İki deniz arasında iki taraflı su geçişi dolayısı ile su içinde ne varsa o materyallerin geçişi zaten var. Karadeniz’den Marmara’ya milyon metreküp devasa su kütlesi akacakmış. Bizi anlamadığımız rakamlara boğmayın, bunun Marmara’da 5 cm lik yükselişe neden olacağını söyleyin ki, bunun da nasıl bir etkisi olur anlayamıyorum. 

Sazlıdere barajının yok olmasından kaynaklanan su kaybının Melen barajından sağlanacağı söyleniyor ki bu mümkün görünüyor. Nasıl olsa ikame edebiliyoruz diye güzelim tatlı su kaynağını heba etmeye değer mi? İşte o önemli.

Depremi neden tetiklesin anlamıyorum. Metrelerle ifade edilen kazılar, kilometreler ifade edilen fay hatlarını neden etkilesin. Yer kabuğu açısından baktığımızda yapılan kazı toprağın üstünde eşelenmek gibi bişey. 25 metre derinlikten bahsediyoruz, İstanbul’da iki gün evvel meydana gelen depremin derinliği 16 km idi.

Bu tür projelerde öncelikle fizibil olup olmadığına bakılması gerekir. Halihazırda İstanbul’dan geçen gemi adeti ve bunların bıraktığı gelir. Bu gemilerin geçen yıla göre azalmış olması. Bekleme sürelerinin bazı yüksek tonajlı gemiler için iki haftaya uzansa da genel olarak bir günü geçmediği. Bu koşullarda Kanal İstanbul’a yönelecek muhtemel gemi sayısının ne olacağı. Bunların getirisinin milyar dolarlar gerektiren bu yatırımı kaç yılda karşılayacağı gibi konularda mutlaka görüş belirten olmuştur ama Montrö ve çevre tehdidinden buralara gelemedik ki. Bu Montrö tartışması, fizibilite ile ilgili tartışmaları gölgelemek ister gibi sürdürülüyor.

***

Geçen İstanbul Büyükşehir Belediyesi konuyu bilimsel açıdan masaya yatıran bir panel düzenledi. CHP lideri açılış konuşması yapıyor. Bilim adamlarının ne söyleyeceğini önceden biliyor olmalı ya da önemsiz bulmalı ki, bu kanal ihale edilse bile kendi iktidarlarında beş kuruş ödenmeyeceğini söylüyor. Bilimsel adı altında yapılan panellerin bile siyasetin çerezi olduğu bir ülkede yaşıyoruz.

Tartışmalar ve iddialar siyasetin gereği. Siyasetin bilim adamlarının görüşlerini alarak gerçekleri öğrenmek veya iddialarını desteklemeye çalışmaları da olağan bir süreç. Benim anlayamadığım yüzyılın projesi için neden birkaç üniversitenin ilgili bölümleri bağımsız ve bağlantısız bir şekilde konuyu gündemlerine alıp üniversiter bir sempozyum veya panel ile konuyu enine boyun tartışmazlar…

Görüldüğü gibi bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar kervanına ben de katılmış oldum. Napayım böylesi önemli bir konuda sağır ve dilsiz kalmayım dedim…

YORUM EKLE

banner194

banner193