KARAGÖL'DEN KARTAL GÖLÜ’NE...

Salgın nedeniyle dağlarda yürüyüp, güzellikleri yaşayamadığımız bu süreçte geçmişte yaptığımız yürüyüşlerden birini konu ederek yaşadıklarımızı ve doğal güzellikleri okurlarla paylaşmak istedim.

İki göl arası bir rotada...

Bin üç yüz otuzlu rakımlardan iki binli rakımlara, dereler, tepeler aşılarak gerçekleşecek bir yürüyüş olacak bu. Rotayı grupta kimse bilmediği için ne yaşayacağımızı, nelerle karşılaşacağımızı bilmiyor ve tahmin edemiyorlar. Bu rota ilk kez yürüneceği için bir keşif niteliğinde taşıyor aynı zamanda.

Yıllarca Sandıras dağının kuzeyinde bulunan iki doğal göl arasında bir rota oluşturup yürümeyi hayal etmiştim. Hayalim olan bu rotada yol ve patikaların olmaması hatta rehber bulamamak beni engellemişti.

Hayalimi gerçekleştirme zamanı gelip çattığında mevsim yaz başı Haziran Ayı’nın ilk pazar günü idi. Az sayıda arkadaşımı bu etkinliğe çağırmıştım. Zira yine rehber yok ve bu kez günlerin uzun olması ve hava koşullarının uygunluğuna güvenmiştim.

Yol-iz sorduğum herkes ayrı bir yerden tarif ediyor, birinin dediği diğerininkine uymuyordu. Her şeyi göze aldığımda danışman olarak babamı da köyden ekibe dahil ederek yola çıkmıştık. Ne olursa olsun bu kez bu hayalimi gerçeğe dönüştürecektim.

Beyağaç merkezinden yola çıktıktan yaklaşık 10 km. sonra ilk molamızı her zaman ki gibi yüksek irtifaya alışmak ve nefeslenmek amaçlı Yumaklı Yaylası’nda vermiştik.

Burası bizim hem yaylamız hem de Sandıras Dağı’nın zirvesi Çiçekbaba ve çevresini gözlemlediğimiz yerdi.

Buradaki mola da hızlı bir şekilde kahvaltımızı da yaparak yolumuza devam ettik. Sonraki durağımız yürüyüşe başlayacağımız nokta olan Karagöl idi. Buraya ulaştığımız da karşımızda duran Çiçekbaba tarafından bulutların kabardığının farkına vardım.

Bu mevsimde belli olmazdı havanın durumu. Babama baktım kıyafeti ve ekipmanı yağmurlu hava için yürüyüşe pek uygun değildi.

Bir de minibüsün şoförü bizi bekleyeceği Kartal Gölü’nü bulamayabilirdi. O bahane ile babamı minibüs ile gitmeye ikna ettim.

***

Beraber yürüyeceğimiz arkadaşlarımla göl kenarında anı fotoğrafımızı çekerek yürüyüşe başladık. Karagöl'ün manzarası eşliğine yürüyorduk. Buranın manzarası kendi başına çok şeye bedeldi zaten.

Rotamızı; Karagöl, Akarlar deresi, Gökçay vadisi ve devamında Boyalı dere vadisini takip ederek dokuz çövmenler mevkiinden Kartal gölüne tırmanış şeklinde belirlemiştim.

Ama evdeki hesap hiç bir zaman çarşıya uymadığı gibi doğadaki planlar da bize göre değil, doğaya uygun olmak zorundaydı.

Karagöl’den sonra planladığımız rotadan Gökçay vadisine ulaşmıştık.

Ama daha çayın kenarına inmeden iri damlalı bir yağmur başladı. Oysa sabah her yer günlük- güneşlikti. Buralarda böyleydi yaşam. Sabah akşama uymazdı. Çünkü burası aynı zamanda iklim geçiş sınırıydı.

Yağmurun başlamasıyla birlikte planlar değişti. Daha yolun üçte birinde değildik. Gökçay'dan karşıya geçip terk edilmiş orman yolundan bizi Boyalı dere mevkiine çıkaracak olan tarif edilen eski yolu bulamadık. Bölgede yeni yollar açılmış ve eski yol kaybolmuştu.

Panik havası yaratmadan ve durumu ekip arkadaşlarıma yansıtmadan "rotayı değiştiriyoruz" diyerek dere kenarından ayrılıp sudan geçen arkadaşlarımı peşimden çağırarak karşı dağa tırmanışa başladım. Zira orada daha önceden bir kez geçtiğim ve vadiye paralel orman yolu vardı.

O yoldan batıya gidersem Denizli-Muğla sınırı olan İncebel Mevkii’ne çıkardım ve orada durumu bir kez daha gözden geçirebilirdim.

Ekibimizden bazı arkadaşlarım Gökçay'a dalarak, bir kısmı da kendilerince ağaç gövdelerinden köprü yaparak geçmeye çalışıyorlardı. Herkes kendi tercihini yaşayacaktı. Ben uyarımı yapmıştım. Dalarak geçenler soğuk sudan azıcık üşüyerek geçtiler (ben dahil) ama köprü yapmaya çalışanlar ağaçlar kırılınca soğuk suya düşmekten kurtulamadılar ve kısmen ıslandılar.

Çok dik ve kayalık olan karşı dağı tırmanıp tahmin ettiğim yolu bularak biraz yön duygum biraz tahminimle (orada da yeni yollar açılmıştı çünkü) batı yönünde ilerleyerek İncebel Geçidi’ne ulaştık. Bu zaman içinde yağan yağmur hep üzerimizden geçti ve epeyce de ıslandık. Zaman zaman kıyafetlerimizi değiştirerek yola devam ettik.

Yemek molası ve dinlenmek için mola verdiğimiz yer tam olarak Köyceğiz-Beyağaç il olarak Muğla /Denizli sınırı idi. Hava biraz açmış ve vadilerden sis kalkıyordu ama hava o kadar soğuk değildi.

                                                           ***

Bulunduğumuz noktalardan telefonlar çekmediği için Kartal Gölü’nde bizi bekleyenlere ulaşmamız mümkün değildi. Eğer ulaşabilseydik tekrar tırmanışa geçmeden onları daha alt rakımlara çağırıp hiç değilse rahat yürüyebilirdik. Ama ne yazık ki bu olanakta yoktu.

İçinde bulunduğumuz durumda tek kalan seçenek; benim 1970’li yıllarda Eren'e giderken kullandığımız patika yolu tahmini olarak bulup oradan orman üst sınırı üzerine çıkıp Kartal Gölü’ne geri inmekti.

Arkadaşlarımla tekrar tırmanışa başladığımızda; artık gidemeyeceğim, yürüyemiyorum, bittim gibi serzenişler duymaya başladım. Tahmini olarak patikayı bulmuştum. Ama çevrede çok fazla genç çam ağacı yetişmiş ve kendimden emin olamıyordum. Tam bu karmaşa içerisinde bir de sis bastırdı. Görüş mesafemiz tamamen kayboldu. Zaman çok ilerlemiş akşam olmak üzereydi. Ve biz orman içinde mahsur kalmıştık. Ama ben hariç kimse bunun farkında değildi. 

Aklımda bir şey dolanıp duruyordu; orman sınırı ile ağaçların olmadığı çıplak bölge arasında 1992 yıllarında bir tel örgü çekilmişti. Onu bulursam durumu kurtarmış sayılırdım.

Sisin bastırdığı anlarda arkadaşlarıma; oturun ve size ikramda bulunacağım deyip çantamdaki tüm şekerleme ve bisküvileri herkese dağıttım. Sonra sularını içmelerini ve az bir yürüyüş mesafemiz kaldığını söyledim. (o kadar az olmaz da)

                                                           ***

Tekrar yürümeye başladıktan kısa süre sonra tel çiti buldum. O an derin bir oh çektim. Görüş mesafesi biraz genişlemeye başlamıştı. Sis üzerimizden geçiyordu. Kısa süre sonra sisin üzerine çıktık ve yukarısı pırıl pırıl her yer açıktı. Önceden nirengi olarak belirlediğim yalnız ağaçları görünce yönü belirlemem çok kolay oldu.

Arkadaşlarıma; ufukta yükselen dumanı gösterdim ve işte orası Kartal Gölü dileyen dilediği gibi yürüyebilir diyerek rahat bıraktım.

Son ağaçları arkamızda bırakıp göle doğru inerken arkadaşlarımdan söylenenleri duymazdan geliyor ve efsanevi bir yürüyüşü tamamlamak üzere olmanın keyfini yaşıyordum.

Gölün üzerindeki tepeden aşağıya doğru inerken minibüs ve göğe doğru yükselen ateşi görüyorduk. Orada bizi bekleyen sıcak çay, su ve kıyafetlerimizi kurutacağımız ateş vardı. Bundan daha güzel ne olabilirdi ki?

Günün sonunda 20 km'den fazla yol yürümüş, yorulmuş, ıslanmış ama başarmıştık.

Ben hayalimi gerçekleştirmiş, beraber yürüdüğüm arkadaşlarımda unutulmaz anılar biriktirmişti.

“Doğa sevgisi dağlara saygı ile başlar diye geçiriyordum” içimden..

Dağlarımızı anlık-günlük kazançlara feda etmemek gerek diyordum kimseye duyurmadan...

YORUM EKLE
YORUMLAR
Hacı Ali ÖZTEKİN
Hacı Ali ÖZTEKİN - 11 ay Önce

Çok güzel yürüyüşünü zu begendim

Gülsüm Yıldırım
Gülsüm Yıldırım - 11 ay Önce

Oraları ben de gördüm. Eşi benzeri yok. Sandras'ın katline izin vermeyelim.

Perizat Akoba
Perizat Akoba - 11 ay Önce

Hârika bir doğa yürüyüşü ve hârika yerler....Dilerim , bilinçsizce ve rant için kaybetmeyiz , bu güzellikleri !

Ibrahim Tugal
Ibrahim Tugal - 11 ay Önce

güzel bir anlatım olmuş teşekkürler

banner212

banner211