KAYGILANMAK HEP KÖTÜ MÜDÜR?

Kaygılanmak ya da endişelenmek aslında bakarsanız bize hepkötü duygular olarak tanıtıldı. Gerçi kaygılı olunan zamanlara bakacak olursak,bu yargının pek de haksız olduğunu söyleyemeyiz.

Kaygının bizi ele geçirdiğidönemlerde yaşadıklarımız hoş görülmeyen deneyimler olarak geçmiş tarihimizdeyer almaktadır. Sınava girmeden önceki zamanlarda yaşadıklarımız ve sınavesnasındaki deneyimlerimiz bize bu konuda yeterli bilgi sunmaktadır. Kalpçarpıntısından, nefes alamamaya hatta okuduklarımızı yaşadığımız panik halindendolayı anlamamaya kadar varan geniş perspektifteki deneyimlerimiz bizi tedirginetmeye yetmektedir.

Bir terapiste gittiğinizde müracaat nedenlerinden birininyaşadığınız kaygılar olması ihtimali bir hayli yüksektir. Nitekim hekimemüracaatı gerektiren psikolojik sorunların başında kaygı bozukluklarıgelmektedir. Biliyoruz ki kaygılar, yaşadığımız zaman dilimlerinin bir sıkıntıiçinde geçmesinde etkili olmakta ve bizler de doğal olarak bu durumdan bir anevvel kurtulmayı istemekteyiz. Dıştan bakıldığında ya da yaşanılan sıkıntılarbağlamında değerlendirildiğinde durum her ne kadar bu şekilde sıkıntılı görünsede aslına bakarsanız kaygılar bütün o yaşanılanların dışında temelde yararlısüreçlerdir. Elbette her kaygı (algısı) yararlıdır demiyorum, bunun da bir dozuve süresi var. Ancak yine de tehlikelerle dolu bir dünyada kaygılanmak, yaşamdakalmak adına önemli bir avantaj sağlayabilir. Nasıl mı?

Genel manada baktığımızda kaygılarımız herhangi bir tehlikeile karşı karşıya kaldığımızda bizi tedbirli olmaya yönlendirmenin yanı sıra,birçok faydalı durumun gerçekleşmesine de hizmet eder. Yine sınav örneğindenhareket edecek olursak; sınava yönelik dozunda bir kaygı daha başarılı olmanın,yeterince çalışmanın ve sonuçta belki de daha başarılı olmanın yolunu açar. Nevar ki aynı durum abartılı bir şekilde algılanırsa maalesef bunun tersi birsonuç mukadderdir. Burada mesele doz ve süre meselesidir. Endişe ya da kaygıolmadığında bu bütünüyle sağlıklı bir durumdur diyemeyiz. Hatta kaygı bozukluğuile müracaat eden danışanlarım; “ben bu kaygıdan kurtulmak istiyorum…”  dediklerinde kaygının doğal dünyasından sözederim. Sonuç itibariyle, kaygısız olmak değil de kaygıyla baş edebilmebecerisini geliştirmek noktasında mutabık kalırız. Kaldı ki, kaygısız olmakgibi bir durum zaten söz konusu değildir. Bu yüzden kaygısızlık bir terapihedefi olamaz.

Bir başka açıdan baktığımızda, kendimizi kötü hissettiğimizduygular, genelde daha iyi davranışlar sergilememize neden olurlar. Orada yaşanankötü his, bir uyarı niteliğine bürünerek, alınması gereken önlemler noktasındafarkındalık geliştirmemize yardımcı olmaktadır. Belki de bu durum sözü edilenduyguların bu denli yaygın yaşanmasının nedenidir.

Kaygılar her boyutuyla terapist gerektiren sorunlardeğildir. Yaşanılan kaygıları bir deneyim olarak kabul etmek, farkında olmak vebaş etmek için çaba göstermek orta ve uzun vadede kişiler için yararlıolabilir. Kimi zaman hafif düzeydeki kaygılarla baş etmek, onların üstesindengelmek mümkündür. Ancak günlük yaşamı olumsuz yönde etkileyen kaygı düzeylerimutlak surette terapist ihtiyacını gerektirir. Bu konuda Bilişsel DavranışçıTerapiler ve Farkındalık Terapileri işe yarayan sonuçlar vermektedir.

Kendi kendine yardım anlamında en göze çarpan uygulamaların;günlük fiziksel egzersiz çalışmaları ve bir terapist kontrolündegerçekleştirilen gevşeme yöntemleriyle, meditatif çalışmalar olduğunusöyleyebiliriz. Haftada asgari beş gün, günde ortalama bir saate yakın, kişininkendini çok yormadığı bilinçli egzersiz çalışmaları, genel manada ruhsağlığından bedensel rahatlamaya kadar birçok alanda size yardımcı olacaktır.

Terapist kontrolünde stres azaltma programları da yineoldukça yararlı uygulamalar olarak dikkat çekmektedir. Her şeye rağmen kaygıile baş etmek için önce deneyimli bir terapiste görünüp daha sonra onunyönlendirmeleri ile kendi kendine yardım uygulamalarına başlamak daha akıllıcabir yol olacaktır.

YORUM EKLE