KENDİNİ GERÇEKLEŞTİR!

Hayatın bize sunduğu zengin seçeneklerin arasında bazen sıradan bir kaç tanesine saplanıp kalırız. Konfor alanı olarak tabir edilen, günlük rutin yaşantımızı temsil eden davranış, tutum, rutin işleyişimiz bize güven duygusu verir. Peki güven duymak güvende olmak bizim için neden bu kadar önemlidir?

Beynimizin binlerce yıldır evrilmesi sonucu bir çok yetenek ve zeka çeşitleri ortaya çıktı, ancak temelde hepimizde var olan iki içgüdü yüzbinlerce yıl sonra bile kaybolmamakta, hala hayatımıza yön verebilmekte.

Hayatta kalma ve üreme içgüdüsü.

Üremek neslimizin devamı için gerekli, sonuçta herkes bu dünyada iz bırakmak ister, burada olduğunu ifade etmek amaçlı mağaraları boyayan atalarımızın mesajı bize bu içgüdünün temeli hakkında ipucu verir.

-Ben buradayım, ben buradaydım

Hiçlikten ve yok olmaktan korkan alt beyinin kendini ifade biçimi olarak şekiller ve resimleri yaşadığı tüm alanlarda bırakarak bir çare bulan ilk insanlardan günümüze pek bir şey değişmedi, genlerimizin yok olmaması içgüdüsüyle hala çocuk sahibi olmakta ısrarlıyız.

Oysaki o genler de sonsuza dek yaşayamayacak.

Bir diğeri ise hayatta kalma. Elbette ki her sağlıklı birey ölümden korkar, tüm reflekslerimiz bizi yaralanmalardan ve ani gelişen tehlikelerden koruma yönündedir. Geçenlerde okuduğum Duygusal zeka kitabında yer verilen; evine hırsız girdiğinden şüphelenen bir babanın, gardolapta ebeveynlerine sürpriz yapmak için saklanan çocuğunu ani bir refleksle-beynin kendisine bir saniyelik düşünme süresi bile tanımadan-tetiği çekip, kendi öz evladını öldürmesi örneğinden anlayabiliriz. Öyle bir hayatta kalma içgüdüsü ki, bizi karşımızdakinden korumak için kendi evladı olma ihtimalini bile sorgulatmadan tetiği çektirebiliyor.

Bu dehşet dolu hikaye bize hayatlarımızın ne kadar bizim için birincil sırada olduğu gösteriyor. Evet hayatta kalmak için güvende olmaya ihtiyacımız var. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en temelde yer alan yemek yeme, su içme, uyku gibi ihtiyaçlarımız üzerinde yer alan basamakta güven duygusunun yatması tesadüf değil. Hayatta kalmamız güvende olmamıza bağlı. İşte tam da bu noktada zorlanıyoruz.

Neye mi?

Kendimizi güvende hissettiğimiz bir alandan dışarı çıkmaya.

Herkes hayaller kurar ama onları smart (akıllı)hedeflere dönüştürmeyi ve gerçekleştirmeyi pek azımız başarabilir.

Koçluk bu evrede işe yarar ancak bireyin kendisinin bunu istemesi gerekmektedir, aksi takdirde adım atılamaz.

Eğer ben değişmek gelişmek dönüşmek istersem eyleme geçerim, bundan kurtulmak için çaba, istek, efor ve dayanıklılık gerektiriyor.

Konfor alanının tatlı uyuşturucu etkisinde yaşarken, bir süre nefessiz kalmayı göze alıp nefesimizi tutmayı ve odadaki bizi uyutan uyku gazını dışarıya salmak için pencereleri açmamız gerekiyor, tertemiz hava içeri girdiğinde ilk yüzümüze çarpan farklı bir serinlik belki bizi rahatsız edecek ancak o havayı içimize, ciğerlerimize çektiğimizde, kokuyla beraber taze ve yeni bir hissin bedenimize dolmasıyla, güzel başlangıçların ne demek olduğunu anlayabileceğiz.

Aksi takdirde idealar dünyasında, bir illüzyonun içinde, ben değerinden bir haber, gelişine yaşadığımız hayat bir süre sonra bizi mutsuz edebiliyor.

Burada enteresan bir paradoks çıkıyor karşımıza. İnsanoğlu hayatında hem belirsizlikten korkuyor, süreklilik ve belirlilik istiyor hem de yenilikler ve sürprizden hoşlanıyor. (Ref. Koçluk araçları/Umut Ahmet Tarakçı)

Monotonluk, tekdüzelik ne ruhumuzu ne de potansiyelimizi geliştiriyor.

Potansiyelini ortaya çıkarmak bizi ihtiyaçlar hiyerarşisindeki en tepe noktaya yani kendini gerçekleştirmeye taşıyor.

Böylece kısa hayatımızdan en doyumlu ve tatminli bir şekilde ayrılmamızı sağlıyor.

YORUM EKLE