KÖY ENSTİTÜLERİ-2

Köy Enstitülerinin reçetesinin geldiği yer, yani eğitim sisteminin şekli ne gariptir ki Amerika'ya uzanır. "Garip" dememin sebebi, bu kurumlarımızı biz 1954 yılında onlara "komünist" damgası vurarak kapattığımızdan dolayıdır. Yani onların tarifi bize sosyalist bir ülkeden değil Amerikalı bir bilim adamından geldi.

Bilimsel bir projeyi kabullenebilmek için yeterli bir toplum altyapısı gerekiyor. O altyapı mevcut değilse üstüne kurulan en görkemli yapı bile kalıcı olmuyor. Köy enstitülerimizin başına gelen de bu oldu.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk ülkede eğitimin doğru yönde nasıl başlatılması gerektiğine kafa yorarken o tarihlerde dünyanın önde gelen eğitim bilimcilerini davet ederek akıl almıştır.

ABD'li John Dewey'nin kendisi 1951 yılında ölmüş olmasına rağmen eğitim sistemlerine dair düşünceleri bugün dahi değerini kaybetmemiş ve hala bütün dünyada yer yer uygulanıyor olmuştur. Onun geliştirdiği eğitim felsefesini Amerikalılar da uyguluyor, Ruslar da, Almanlar da ve Japonlar da uyguluyor. En iyi uygulayanlar da bugün eğitimleri en üst seviyede olan ve dünyada üç senede bir tekrarlanan PİSA sınavlarında öğrencilerinin en yüksek notları aldığı Finlandiya, Singapur, Çin gibi ülkelerdir.

Biz ise "biz bu uygulamaları ilk yapan ülkeyiz" diye yalancı pehlivan olarak orta yerde dolanıp durmaktayız. Ama -çok şükür(!)- komünizmi kendimize bulaştırmadan bu okulları 1954 yılında kapatıp kurtulduk.

Amerikalı John Dewey uygulamalı eğitimi savunan ve “Okul hayata hazırlık değil, hayatın doğrudan doğruya kendisidir” diyen bir bilim adamıdır.

Hz. Peygamber demiş ki "ilim Çin'de olsa da gidip alınız" ama biz dinimizi bile kaynağına göre değil de birilerinin demesine göre uygularız. Bu arada "akıl", "mantık" "bilim" vs. gibi nesnelere de pek kulak asmayız. Yaygın adetimiz budur işte. Aynı kafayla da devam edilecek gibi görünüyor.

Bu John Dewey'e ilerde ayrı bir köşe ayırmam gerektiğini anlıyorum.

Cumhuriyet ateşinin hala çok sıcak olduğu dönemlerde John Dewey'in düşüncelerini yerinde bulan devlet adamlarımız (bu konuda zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in adı çokça geçer) köy enstitüsü modelini inşa edip köy öğretmenlerinin o şekilde yetiştirilmesi gerektiğine karar verirler.

Türkiye Cumhuriyeti olarak bize Osmanlı'nın sefaletinden ve borçlarından başka pek bir şey miras gelmedi. İmparatorluğun birer parçası olan gayrimüslimler kısmen başlarının çarelerine baktılar ve okullarını kurdular, kitaplarını bastılar. Cumhuriyet kurulduğunda okuma-yazma oranı % 4, onun da yarısı azınlıkların. Geri kalan yüzde iki de Müslüman halka ait. İşte durum bu...

O tarihlerde olan sadece kültürel fukaralık değil, aynı zamanda para yok, yetişmiş insanımız az ve her tür altyapı da eksik. Okullaşma yönünden ise öğretmen yok, okul binası yok, sıra yok, dolap yok, kara tahtalar da yok. Tebeşirler bile ithal edilecek...

Köy enstitüsü modeli bu durumda ideal bir çözüm. Devlet sadece organize edecek ve öğrenciler çalışarak binalarını dahi kendileri inşa edecek. Yiyeceklerini büyük ölçüde kendileri üretecekler. Kağıt üzerinde süper bir öneri. Hem de uygulamalı yetişen bu öğretmenler bilgilerini tüm kırsala taşıyacaklar. Daha iyisi can sağlığı!

Çiftçi oldukları halde topraktan anlamayan, çoban olmalarına rağmen hayvanı tanımayan, zanaatkarlıktan bihaber, güzel sanatın ise semtine uğramamış köylü üç beş sene içinde hemen gelişip serpilecek... Oh ne ala!

Yani kestirmecilikte gerçekten üstümüze yok. Teoriyle pratiği o zaman da hiç bağdaştıramadık. "Nazari başka, ameli başkadır" sözü de zaten bize ait. Köy enstitüleri bizi bu açmazdan kurtaracak ve hemen düze çıkaracaktı.

Müfredatın yarısı uygulamalıydı. Her öğretmen adayı bir müzik aleti öğreniyordu. Okuyordu ya biz onu "öğreniyordu" kabul ediyoruz. Aşık Veysel bile okul okul dolaşıp bağlama dersine giriyordu ya; öyle yazıyor.

Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanlığı döneminde dünya klasiklerini Türkçeye tercüme ettirmişti. Köy enstitüleri öğrencileri her sene 25 tane klasik romanı okumakla yükümlüydüler, yani -anlasın anlamasın- okumak zorundaydılar.

Öğretmen okullarına çevrildikleri 1954 yılına kadar köy enstitülerinde aralarında Fakir Baykurt, Ümit Kaftancıoğlu, Talip Apaydın, Mahmut Makal, Mehmet Başaran, Pakize Türkoğlu, Hatun Birsen Başaran, Ali Dündar, Mehmet Uslu ve Dursun Akçam gibi tanınmış yazarlar ve düşünürlerin de bulunduğu 1308 kadın ve 15943 erkek, toplam 17 Bin 251 köy öğretmeni yetişmiştir.

Devam edecek...

YORUM EKLE