KRAL ÇIPLAK

Ankara-Konya tren hattının yapılmasına en çok sevinenlerden biri de bendim. Uzun zamandan beri ülkemin trafik konusuyla yakından ilgilenen biri olarak yaşanan sıkıntıları biliyorum. Coğrafyamızın durumu ve mali sıkıntılarımız yanında daha vahimi olarak da bilgi fakirliğimizin de üstüne bindirmesi sorunlarımızı çok daha derinlere sürüklemiştir.

Demiryollarımızın ihmale uğradığı ve karayollarının "ard niyetli" olarak öne çıkarıldığı dedikoduları rahatsız edici boyutlara ulaşmışken önemli bir demiryolu bağlantısının sıfırdan kurulması ve hatta "hızlı tren hattı" olarak devreye sokulması çok önemliydi ve çok sevindiriciydi. Arkası da gelebilirdi.

Bilgiye verilen -daha doğrusu- verilmeyen değerin nerelere kadar uzandığı malumumuz. Sosyal bilimlerde, teknikte, hukukta, politikada ve hatta tıpta "bana göre"düşüncesiyle uzman olunmaz, uzman gibi davranılıp karar verilemez. Konuya hiç vakıf olmayan birilerine, bazı yakınlarına danışarak uzman gibi davranılamaz.

Ama bizim pek çok alanlarımızda -maalesef- bu hatalar yapılabiliyor.

Tekniğin bütün dallarında kalfalıktan mühendisliğe kadar her seviyede gelişmiş ülke durumunda değiliz. Konusunu bilen kişilerimizin azlığı bizi daha da fakirleştiriyor.

Demiryollarımız söz konusu olduğu zamanlarda işte bu düşünceler hemen beynimi tırmalamaya ve moralimi bozmaya başlıyor.

Daha anaokulu ve ilkokul seviyesindeki sorunlarımızın çözümüyle meşgulken yüksek öğretimin vaziyetinin ne derece içleracısı olduğunu kavramak zor olmasa gerek.

Şu sıralar yeniden ABD, Almanya ve Türkiye'deki üniversite eğitimlerini karşılaştırmakla meşgulüm. Bu tür karşılaştırmalarda önümüzdeki uçurumların derinlikleri daha da bariz ortaya çıkıyor.

Eğitim ve öğretim yetkileri bizdeki kadar bu derece kolay ve sorumluluk tarafına bakılmadan kullanılamamalıdır. Otokontroller, hesap sorma mekanizmaları var olmalıdır; kişilerin insafına bırakılmamalıdır. Hataaları görenlerin ve de eleştirenlerin başları derde girmemelidir.

Sisteme kattığımız maddi ve/veya manevi çıkarları kamufle edebilmek için yasa, yönetmelik veya kurul kararları çıkarmak yetmemelidir.

1980 yılındaki 12 Eylül hareketinden sonra İskenderun Demir-Çelik Fabrikasında sektörün en üst düzey yöneticileriyle yaptığımız bir sempozyumda demir cevheri taşımacılığı konusu konuşulurken demiryollarımızın durumu gündeme gelmişti.

Oraya gönderilen TCDD temsilcisi kurumunun üst düzey yöneticilerinden değildi. Demiryollarının tekelinde olan ray taşımacılığımızın durumu içleracısıydı. Orada da her yönden büyük eleştirilerin hedefi olmuştu. Askeri yönetimde olan bir general o memura acıdı ve savunması olarak topluluğa dönerek -mealen-dedi ki: "Bu garibe fazla yüklemneyin, biz yönetimi ele aldıktan sonya TCDD üzerine düzeltebilmek için orduyla yürüdük fakat hiçbir şey yapamadık".

TCDD demek ki o derece hantal ve düzeltilemez bir hale gelmiş ki onda herhangi bir yenileme artık mümkün görülmemiş. Oysa Türkiye, doğu-batı doğrultusunda 1600km ve kuzey-güney yönünde ise 600km civarında bir alana sahip ve otobüslerle bazen 24 saatte ulaşılamayan bir büyüklüktedir. Demiryollarına muhtaçtır. Hava yolunun henüz ihtiyaç kadar gelişmediği ve insan hareketlerinin hızlandığı bir dünyadayız. Cesur adımlara ihtiyaç vardır. Bu önemli kurumların başına her defasında liyakat yerine sadakat dostu insanları geçirmekle işte görüldüğü gibi kendi kendimizi aldatmaktan ileri gidemiyor ve insanlarımızın sadece güvenini değil canlarını da alıyoruz.

Büyük ve aptalca işlenen bir Trakya kazasından sonra şimdi Ankara'daki durumda da çok kötü kokular yayıldı tüm ülkeye. Burnumuz tıkalı geziyoruz. Onca sene İzmir Belediyesinin "körfez kokmuyor" iddialarına karşın ve bazı İzmirlilerin "biz alıştık artık" demelerine rağmen aynen Haliçte, Ayvacık barajının lağamlı sulama sularında ve kim bilir daha nerelerde olduğu gibi gerçekler her daim görünmez yapılamıyor.

Birileri her zaman "kral çıplak" deyiveriyor aynen o meşhur Andersen masalında olduğu gibi.

YORUM EKLE