KURAKLIKLA MÜCADELE

Kuraklık geldi, geliyor. Doğa, insanlar zor durumda. Doğaya destek olmadan kuraklıkla mücadele edebilir miyiz? Öncelikle ülkemizde yaşamın, üretimin devam edebilmesini sağlayabilmek ve ülkemizin iklim problemlerine karşı direncini yükseltebilmek için doğaya destek olmalıyız. Yerli üretimi teşvik, Anadolu'nun topraklarına uyumlu ata tohumlarını gündeme getirmeliyiz. Sulama meselesi bu süreçte en büyük sorun. Ülke çapında sulamada modern teknikleri kullanmalıyız. Arıtma ve filtre sistemi olmayan işletme ya da kanalizasyon şebekesi kalmamalı. Dalaman Çayı’ndan Menderes Nehri’ne akarsularımızın kirli suyu arıtacak dermanı kalmadı.

Tüketim çılgınlığından vazgeçmeliyiz. Her ürün gıdadan tekstile, mermerden deriye her şey su ile üretiliyor. Geri dönüşümü güçlendirerek madenlerimizi ve ormanlarımızı korumalıyız. Bağ, bahçe ve tarla kenarlarımıza eski dilde an başlarını elma, armut, iğde ve ayva gibi meyve ağaçları ile donatmalıyız. Şehirlerde yol kenarlarını kuraklığa dayanıklı ağaçlar, parkları zeytin, ceviz, kestane ve badem gibi meyve ağaçları ile donatmalıyız. Dağlarımızda ormanlarımızı korumalı ve genişletmeliyiz ki yağmuru çeksin, selleri önlesin.

Bitki ve hayvan çeşitliliğini güçlendirmeliyiz. Küçükbaş hayvancılığın teşviki, mera ve otlakların korunması, rehabilitasyonu bu süreçte çok önemli. Verimli toprakları, orman alanlarını, meraları ve yaban hayat yaşam alanlarını korumak zorundayız. Yeşilin kuraklık sürecinde önemi çok daha artmıştır. Eğitime ve bilime fazlaca önem vererek kuraklık sürecinde tarım, sanayi, tüketim konusunda sürekli eğitimler yapılmalıdır. Okullarımızda her seviyede her çocuğumuzu, her gencimizi ve her aileyi aynı zamanda bir doğa korumacı olarak yetiştirmeliyiz.

Suyumuz, toprağımız, havamız ve çevremiz tertemiz olmanın yanında, yaşanabilir kalması için hepimize büyük görev düşüyor. Kuraklık sadece çiftçilerin sorunu değildir. Sanayi üretiminden son tüketiciye hepimizin sorunudur. Birlik olmaktan başka çare yoktur.

YORUM EKLE