KÜSLER BARIŞA GÖNÜLLER BİR OLA, BAYRAM O BAYRAM OLA

Maddi ve manevi arınmanın amaçlandığı Ramazan ayının son günlerinde sevinmek, kaynaşmak, düşkünleri, büyükleri, kimsesizleri sevindirmenin, kucaklaşmanın, barışmaların bize özgü geleneklerle süslendiği çok özel bir bayramdır Ramazan Bayramı. Arapça’da “Id-i Fıtır” olarak geçen Ramazan Bayramına Türkler Iyd-ı Ramazan daha sonraları da şeker ve olmazsa olmaz tatlı ikramlarından ilham alarak Şeker Bayramı da demişler.

Son teravihlerde camilerde “Elveda yâ şehr-i Ramazan” nağmeleri ile uğurlanan Ramazan ayının son günlerinde hazırlıklar artık Ramazan Bayramı için başlar.  Evlerde geniş çaplı köşe bucak bayram temizliği yapılırken, çarşı pazardan şeker, lokum, çerez vs. alınmakta, tepsi tepsi tatlılar hazırlanmaktadır. Denizliler olarak yapılan eski bir adet ise kap kacağın kalaylanması ve komşularla toplanarak yapılan yufka ekmeklerin yapılması âdetidir. Arife günü geldiğinde çocuklar bayramı beklemeden giysilerini giyer, sokaklarda dolaşmaya başlardı. Güzel yeni elbiselerini giymenin çocuksu heyecanıyla sabırsızlanıp kendilerini bayramdan öncen sokağa atıp neşeleriyle uçuşan çocuklara büyüklerimiz çok sevimli bir isim yakıştırarak onların bu çiçek gibi açan haline “Arife Çiçeği” demişlerdir. Bayram günü ise sabah namazıyla başlayan gün bayramlaşmalar şeker ve tatlı ikramları ile tatlanan buluşmalarla devam eder, büyüklere hürmet ziyaretleri yapılır, küsler barıştırılır bayram o zaman bayram olurdu.

Diğer taraftan tarihimizde Osmanlı Sarayı ve İstanbulu’na baktığımızda bayramların ihtişamla görkemli bir şekilde kutlandığını görüyoruz. Osmanlı Sarayında cülus(tahta çıkma) törenlerinden sonra en önemli merasimler bayramlarda sergilenirdi. Top atışlarıyla başlayan kutlamalar saraydaki bayramlaşma merasimiyle devam ediyordu. Bu resmi törenlerle ilgili bilgi veren en erken kaynaklardan biri olan Fatih Sultan Mehmed’in hazırladığı Kânunnâme-i Âli Osman’dır. Burada geçen ifadeye göre “Bayramlarda meydân-ı dîvâna taht kurulup çıkmak emrim olmuşdur. El öpüldükde vüzerâm ve kadıaskerlerim ve defterdârlarım kafadârım olup duralar. Ve hocama ve müftî’l-enâma ve vüzerâma ve kadıaskerlerime ve başdefterdârıma ve nişancıya kendüm kalkmak kânûnumdur. Ve ehl-i mansıbın hurde ehl-i mansıblarından alaybeyi el öpmek kânûnumdur. Ve müteferrika ulûfe ile olursa el öpmek kanunumdur…” Bu Kanunname bayramlaşma merasimleri için bir temel oluşturur. Bu bayramlaşmanın ardından Padişah, başta Ayasofya olmak üzere Sultanahmet, Süleymaniye gibi büyük camilerden birine bayram namazına gitmek üzere yola çıkılırdı. “Bayram Alayı” adı verilen Osmanlı padişahlarının bayram namazlarını kılmak için saraydan çıkıp, daha önceden belirledikleri camiye gidiş ve dönüşleri sırasında yapılan bu merasim şehir halkının yollara döküldüğü ihtişamlı seyirlik bir törendi. Daha sonra Bayram şenlikleri ziyafetler kahve sohpeti, dinlenme, gösteriler, akşam yemeği, donanmanın gece ışıklandırılmaları ile gösterimi şeklinde devam ederdi. Bu büyük şenliklerde gösterilere esnaf loncaları da katılır ve esnaflar, bir geçit töreni düzenlerlerdi. Her esnaf grubu kendi iş koluna ait özellikte gösterilerle renkli bir alay geçişi ve gösterileri yapardı. Mehter takımı dabu gösteriler de 19.yy başlarına kadar görkemli bir şekilde yerini alırdı. Bunların dışında meydanlara atlıkarıncalar, dönme dolaplar, oyuncakçılar kurulur hep beraber bayram şenliğine devam edilirdi.

On bir ay boyu beklenen Ramazan böylece sona erer ve yeniden kavuşmak dileğiyle Ramazana veda edilirdi.

Ben de sizlerin bayramınızı bu vesileyle kutluyorum. Sevdiklerinizle nice sağlıklı bayramlara kavuşmak dileğimle.

Bayram tatlısını yinelemek isteyenler için Dr. Osman Güldemir Hoca’nın günümüz Türkçesine kazandırdığı ilk Osmanlı yemek kitabı olan Kitabu’t Tabbahin’den bir tarifi daha sizlere sunayım.

GÜLLAÇ EZMESİ

1 lt su, 2.5 sb şeker, çeyrek Limon, 9-10 yaprak güllaç, 3 yk gül suyu, 60 gr badem

Hazırlanışı: Su ve şeker bir tencerede kaynatılarak akıcı bir şerbet hazırlanır, limon sıkılarak bir tepsiye aktarılır. Ocağın üzerine konur ve kaynar iken güllaç yaprakları içersinde kaşık tersiyle bir bir ezilir. Koyulaştığında ateşten alınır ve üzerine gül suyu serpilir. Soğuyunca üzerine bademler düzgünce yerleştirilir, kesilip soğukken tüketilir. Afiyetle.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Fatma Erdoğan
Fatma Erdoğan - 4 ay Önce

Emeklerinize sağlık.harika bı yazı olmuş.sayenizde bı Osmanlı dönemine gittik geldik

Bircan Kaymakçı
Bircan Kaymakçı @Fatma Erdoğan - 4 ay Önce

Teşekkür ederim güzel yorumunuz için, yazımın size zamanda yolculuk yaptırmasına sevindim

Hakkı Pişman
Hakkı Pişman - 3 ay Önce

Çok kıymetli bir yazı olmuş Bircan hanım tebrikler.