MAĞARA

En çaresiz kaldığını düşündüğü an sığınır insan mağarasına, kendisidir o. Mağarada gördüğü gölgesiyle konuşmaya başlar, uzun uzun. Anlayamadıklarını anlatır. Sustuklarını bir bir dile getirir. Acısıyla tatlısıyla konuşur. Canını yakan, mutluluğuna mutluluk katan tüm anıları bir sinemadaymışçasına izler konuştuklarıyla. İzleyen de ekranda oynayan da anlatıcı da kendisidir.

Mağara, ürkütücüdür. Elbette kimi yaşanmışlıklar ya da yaşanma ihtimali olası her şey de. Yine de korkmadan anlatabilmek, en önce kendine büyük bir başarıdır.

Yıllarca insanların arasında yaşayan, kalabalıklarda dinleyen, kimsenin olmadığı odasında uzaklardaki her şeyi yakın etmeyi bilendir o mağaraya sığınan.

Tercihtir yalnızlık. Oldukça zor görünen fakat alınabilen bir karardır. Tebrik edilesi harekettir uzaklaşmak. Başaramaz herkes.

Üç günlük dünyanın keyfi tatlı gelir insana. Hatırlamak istemez yaşamın zorluklarını. Sabah uyandığında her şeyin güzel olabileceğini düşünür. Akşam olduğunda yanılır ama gidemez o dağın eteğindeki mağaraya. Karanlık, orman, gölgeler korkutucu gelir.

Kimi insanlar vardır, sığınağı kitaplardır. Yol arkadaşları, yazarın hayal gücündeki kahramanlarıdır. Onlarla yaşamaya çalışır insan. Ki bu deli işidir. Deli, der çevresindeki çoğu insan. Bir süre sonra ise deli olmadığını düşünen o güzel insanlar tarafından ister istemez uzaklaştırılırlar. İşte, tam da bu noktada kitapların kahramanları tutar insanın elini. Bırakmazlar öyle, şimdiki zaman insanları gibi.

Her zorlukta bir karakter canlanır zihninde. Her ağlayış bir anıyı getirir gözünün önüne. Her mutluluk usul usul süzülür zihninin kıvrımlarından, mutlu olmayı da öğretir o kahramanlar. Ama bir şey var ki, en acısı da odur sanırım, tüm bunlar gerçekten çok uzaktır.

Nefesini yitiren ormanın içinde nefes olabilmeyi öğrenen her insan, şehrin ortasında yaşamayı beceremez.

Şehir yutar, orman can verir. İnsanlar boğar, roman kahramanları elinden tutar.

Bir öykü, imkansızlıkları kucağına bırakır; bak, imkan vardır, der. Oysa insan, elindeki avucundaki her şeyini almaya odaklıdır. Vermek zor gelir. Mutluluğunu, zamanını, hayallerini, gözyaşlarını bile almak ister insan. Böyledir, karanlıktır insan. Aydınlık, romanlardan kaldı. Işıklar kapanacak, karanlık saracak, kitaplar okunmaz hale gelecek, en azından bir güç bulup gitmek gerek, uzaklara, çok uzaklara, gerçek insandan roman kahramanlarına, bir mağarada, ateşin aydınlattığı duvarların arasında nefes almak gerek.

YORUM EKLE