MALAKANLAR

Osmanlının 1299 yılında atılan tohumu filizlenip yeşermesi ve kısa bir zaman içinde Çanakkale Boğazından geçip Avrupa'ya dal budak germesi ile büyüyen Osmanlı çınarı bazı Türk kavimlerin de sınır boyları olarak Balkanlara, Macaristan'a, Romanya'ya ve ötesine yayılmasına neden olmuştur.

Bugün dahi o zamanki gelişmenin izleri sapasağlam ayakta durmaktadır.

Viyana'ya kadar yayılan Osmanlı oradan dönüşe ve maalesef de çöküşe geçti. Zamana ayak uyduramayan ve ilhamını bilimden almayan devletlerin hepsi bu kaderi paylaşmak zorunda kalmıştır. Bazıları uzun ömürlü de olsa, bazıları çok kısa yaşamışlardır.

Osmanlının birkaç yüzyıl önceden yaptığını çöküş dönemindeki belalısı Çarlık Rusya aynen kendisi de uygulamıştır. İstekli veya -biraz da- istenmeyen vatandaşlarını sınır bölgelerine nakletmiştir.

1878 yılında Ruslar Karsı işgal ettiklerinde kendilerine -inançları dolayısıyla- sorun çıkaran bir kısım halkını (Malakanları) Kuzeydoğu Anadolu'ya yerleştirmişlerdir.

Malakanlar Rus-Ortodoks mezhebinden olup ayrı bir tarikata sahiptiler. Onlar bazı Ortodoks kurallara uymayan; örneğin oruç döneminde de et yiyen, süt içen ve her tür silaha ve silahlanmaya karşı olan, askere gitmeyen, hatta asker elbisesini bile görmek istemeyen dindar insanlardı. Çalışkan un ve süt işlerini çok iyi bilen Malakanların Osmanlı Türkleriyle de sorunları olmuş ve nihayetinde de Kars'ı terk etmek zorunda kalmışlardır.

Başlangıçta Kars yöresinde 35 köy büyüklüğünde olan bu Rus-Ortodoksların dini inancı ilk Hristiyanlarınki gibidir. İncil'in ilk kısmına (Eski Ahit), yani Tevrat'a daha çok itibar ederler, pasifist ve barışçıl özelliklerini ısrarla korurlar.

Dokuz göbek gerisine karar akraba evliliği yapmadıkları için sonunda bu bakımdan da zor durumda kalmışlardır.

1918 yılında Rus işgali bittikten sonra da Kars’tan ayrılmak istememişlerdir. 1920 yılındaki Gümrü Antlaşması sonunda bir kısmı eski memleketlerine geri dönmek zorunda kalır; diğer bir kısmı da Osmanlı tarafından pek istenmedikleri için de olacak 1921’de silahaltına alınmaya zorlanırlar ki bu durum da kalmak isteyenleri de göç etmeye zorlar.

Kalan Malakanlar ise, 1962 yılında çoğunluğu Sovyetler Birliği olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’ya göç ederler.

Kars’ta dürüst, çalışkan ve mütevazi bir topluluk olarak sevgiyle hatırlanan Malakanlardan birkaç aile dışında hepsi göç etmişlerdir. Bugün Kars'ta bölge insanlarıyla evlilik yaparak kalan az sayıda Malakan yaşamaktadır. Giden Malakanlar'dan ise geriye, dere kenarlarında yıkık değirmenler, kocaman Arlov atlarının, Malakan ineklerinin isimleri kalmıştır. Bir de insanlık, sevgi, kardeşlik ve dostluk ile kan ve barut kokan savaş ortamında, elleri kana bulanmamış tertemiz anılar...

Azınlık olmak, farklı din ve kültüre sahip olmak dünyanın her yerinde çok zordur. İnsanlar farklılıkları sadece "lafta" severler. Mecbur kalmadıkları sürece hoşgörü göstermezler. Bir kısmı hoşgörülü olsa da azınlıkları rahat bırakmayanlar hep çıkar, hatta bazı politikacılar doğrudan veya dolaylı olarak bu azınlık düşmanlıklarını her yerde körükler ve kullanırlar.

Bu sorunlar bizim ülkemizde de yaşandı ve yaşanıyor (Suriyeliler), Almanya'da da yaşandı ve yaşanıyor, hatta esasen herkesin göçmen olduğu ABD, Avustralya ve Kanada'da da herhangi bir şekilde farlılık sorunları bitmiyor.

Malakanlar -diğer azınlıklar gibi- bize kültürel zenginlikler kazandırmış ve kalıcı izler bırakmışlardır.

Malakanlar büyük eziyetleri Türklerden değil, bizzat Çarlık Ruslarından görmüşlerdir. İlk kovulduklarında herbirine 180 kırbaç hem sırtına ve hem de yüz üstü de yatamasınlar diye göğsüne vurmuşlar ve öyle yola çıkarılmışlardır.

Aynı ırktan ve dilden olmak da bazen yeterli olmuyor. Hele din ve mezhep farkları hep çok rahatsız edici olabiliyor. İnanç özgürlüğünü insanların iyi niyetinden çok demokratik yasaların ve işleyen bir hukuk devletinin gücü koruyabiliyor.

Kars'ın o güzel peynirlerini kimlere borçluyuz sanıyorsunuz?

YORUM EKLE

banner21

banner124