MENDERES’İN SANCISINA TANIKLIK

Yöreleri tanımak, tanıtmak, anımsanmalarını sağlamak için kendileriyle özdeşleşmiş / simgeleşmiş değerlere ihtiyaç vardır. Doğal varlıklar, kültürel değerler, simge isimler ve benzerleri bu kapsamda değerlendirilebilir.

Güney deyince Şelale, Sarayköy deyince Deve güreşleri, Buldan deyince Yayla gölü ve dokuma, Babadağ deyince tekstil ve yayla, Çameli deyince Hayri Dev, Beyağaç deyince Kartal Gölü, Acıpayam deyince Folklorik değerler, Serinhisar deyince urgan ve bardak, Kale deyince Tabea, Bekilli deyince Şarap, Çal deyince de Çal Garası, koyun atlatma ve Büyük Menderes nehrin akıllara gelmesi gibi…

***

O Büyük Menderesin namına yakışır varlığını sürdürmesi bin yıllara meydan okuyan varlığının devam etmesi için neler verilmezdi ki? Şimdilik biz bu değerin yarınlarda varlığını sürdürebilmesi için neler yapılması gerektiği konularına girmeden (doğduğu “Afyon-Dinar/ Su çıkan”ama şimdilik)kenarından yürüyüp gideceğiz.

Bu yürüyüş elbette koca nehrin mevkiinden değil de, Denizli - Çal/ Kısık Kanyonu ağzından başlayıp Kumral’a ve oradan Hançalar Köprüsü’ne ve devam ederek Bekilli yolu üzerindeki tahta köprüye kadar olacak. Bu kısa mesafede görüp yaşadıklarımızı paylaşmak arzusundayız.

İnsanımızın her durumda doğaya olan özleminin farkında olarak düzenlediğimiz doğa yürüyüşlerinden birini bu kez Büyük Menderes’in bu rotasında hayata geçirmek için yola koyuluyoruz.

***

Mevsimin güz, yaprakların sarı, güneşin boynunu eğerek dünyayı aydınlatıp ısıttığı günlerin birindeyiz. Zaman sabahın erken sayılacak saatleri. Çal/Kısık Kanyonu ağzındayız. Daha doğrusu akarsuyun akış yönünde kanyonun çıkışında. Su o kadar az ve nehir o kadar cılız ki dere demek gerek. Oysa efsanelerin, uygarlıkların anası bu nehir değil miydi? Ne oldu sana demek geliyor içimizden.

O çevresine hayat veren, mevsimine göre öfkelenip ceza verircesine kabarıp köpüren nehir nerede diyesimiz geliyor. Bunların her biri belleğimizde uçuşurken Kanyonun ağzında bu az suyun da iki ayrı kanalla sulamaya alındığını görüyor ve tez zamanda buradan ayrılmaya karar veriyor ve Büyük Menderes boyunca yürümeye başlıyoruz.

Sebze meyve bahçeleri üzüm bağları ve sararmış-kızarmış yapraklı ağaçlar arasından yürüyüp gidiyoruz. Hançalar Köprüsü’ne ulaştığımızda kısa bir mola veriyor nefeslenip çevreye göz atıyor, köprü üzerinde anı fotoğrafımızı çekip tekrar yola koyuluyoruz.

***

Yürüdüğümüz güzergaha Kanada kavakları ve asma bahçelerinin renklerine kiraz ve vişne ağaçlarının renkleri karışıyor. Zaman zaman nehir kenarına iniyoruz ama bu anlarda çokça hüzünlendiğimiz için oyalanmadan yürümeye devam ediyoruz.

Akkent Mahallesi altlarına geldiğimiz de ise koyu siyah renkli akışkanın Menderes’e doğru yol alışına tanık oluyoruz. Tarifsiz bir duygu haliyle baş başa kalıyor, ‘kimse buna bir çözüm bulamıyor mu?’ serzenişlerimizi dilendiriyoruz. ‘Bu kadar mı kötü, bu kadar mı aç gözlü insanlarız?’ demekten kendimizi alamıyoruz. Bu kirli akışkan az da olsa temiz olan suyu iyice yaşanmaz, yanına yaklaşılmaz hale getiriyor.

Kime ne diyeceğimizi bilmeden akarsu kenarından yürüyoruz. Bu kez yolumuz bir kez daha nehirle kesişiyor burası da köprülerin olduğu ve su alma yapılarıyla kalan pis suyun da sulama için pompalarla taşındığı yer. Suyun rengi buralarda artık kanalizasyon suyundan da beter hale geliyor.

Çok fazla gitmeye gerek yok artık diyerek kendimizi yine bağlar, bahçeler içine atıp yürüyüşümüzün bitiş noktasına doğru yürüyoruz. Günün sonunda 13 km. mesafeyi kâh bağ-bahçe kâh nehir kenarından yürüyerek tamamlamış oluyoruz. İçimizde bir burukluk, gönlümüzde temiz akan bir su özlemi ile geri dönüyoruz.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Cesarettin Acar
Cesarettin Acar - 3 hafta Önce

Zeki kardeş Menderes yürüyüşünde bende katıldım simsiyah rengin ve kötü kokuyu hiç unutamam yemek molası verdiğimiz eskiden kalma tesis te yolda karşılaştığımız köylünün söyledikleri ne olur buranın durumunu duyurun diye yetkililer inşAllah cenneti cehenneme çevirenlere gerekli cezayı vermişlerdir diye düşünüyorum