MOR RENGİN BÜYÜSÜNDE BİR GÜN…

Son yıllarda yaz mevsiminin en revaçta bitkisi nedir diye bir sorulsa, herhalde "Lavanta" en başta gelir.

Gerek kokusu, gerekse rengi ve dokusu ile insanları etkileyen bu bitki aynı zamanda tıbbi aromatik bitki olarak kullanılıyor. Ama günümüzde endüstriyel kısmından ziyade turistik bölümü daha önde çıkıyor. Lavantanın en yaygın yetiştirildiği ülke Fransa olmakla beraber ülkemizde de son yıllarda kültürü yapılmaya ve desteklenmeye başlanan bu bitki insanları etkiliyor.

Kabaca yağı çıkarılıp ihraç edilen bu hoş bitkinin yan ürünleri olarak kolonyasından, sabununa, çayı, suyu ve saire ürünlerine kadar türevleri de gelir kapısı olmuş durumda. Şimdilerde lavanta bahçelerine turlar düzenlenip insanların oralarda hoş zaman geçirmesi amaçlanıyor.

Bu durumu yıllar önce tecrübe etmiş olmama rağmen son durumu gözlemlemek ve biraz da fotoğraf çekmek amaçlı arkadaşlarımla yola çıkıyoruz. Zaman bir pazar sabahının erken saatleri…

Hedefimizde son yılların gözde mekanı Isparta İli Keçiborlu İlçesi Kuyucak köyü var.

Ama onun öncesinde Burdur Gölü kenarındaki “LİSİNİA DOĞAL YAŞAM PARKI” ve o civardaki lavanta bahçelerini de göz atmakta yarar görüyoruz.

Aracımızla yol alırken güzergahımız üzerindeki Çardak/Çaltı Köyü’nde ilk molayı Leylek ailesini, görüntülemek bahanesiyle veriyoruz.

Bu güzergahtan ilerleyip Burdur sınırlarındaki Akgöl diğer adıyla Çorak Göl ya da Bayındır gölü kenarından ilerleyip yolumuz üzerindeki Akçaköy de biraz oyalanıp henüz tam açıp, boylanmamış Lavantalar içerisinde dolanıp biraz fotoğraf çekerken buluyoruz kendimizi. Bu arada çevredeki yeni ekim alanlarını ve Adaçayı sahalarını gözlemlemeyi de ihmal etmiyor sonrasında yolumuza devam ediyoruz.

Burdur gölü yakınındaki “Lisinia Doğal Yaşam Parkı’nda biraz vakit geçirip, rehabilitasyon sahalarını gezip, oradaki yaban hayvanlarını izleyip kulelerden çevreyi seyrettikten sonra bu alanda yapılan çalışmalar hakkında bilgiler alıyoruz.

Sıklıkla buraya da gelen tur otobüslerinden inen yerli ve yabancı turistler özellikle Rus ve Ukraynalılar dikkatimizi çekiyor.

Göl manzaralı bir kaç kare lavanta fotoğrafı çektikten sonra çok hızla kuruyup çekilen ve sahilinden toz bulutları havalanan Burdur gölünü geride bırakıyor ve Kuyucak köyüne ulaşıyoruz.

En son üç yıl önce geldiğim bu köyü tanımakta zorlanıyorum. Her tarlanın başı adeta film platosu. Her yerde süsler, renkli düzenekler, salıncaklar, alakasız kapılar gereksiz aksesuarlar ve ateş pahası her şeyi ile bir panayır alanında buluyoruz kendimizi.

Gözümün önüne 1980’li yılların ortasındaki Pamukkale geliyor. Pek fotoğraf dahi çekmeden bir kaç kare arkadaşlarım için anı fotoğrafı ile yetinip uzaklaşmayı yeğliyorum.

Burada buluşmak üzere sözleştiğimiz Datça ve Çivril’den gelen dostlarla güç bela köyün Isparta çıkışında buluşabiliyoruz.

Yorum yapmak için çok fazla malzeme olan bu köy için söylenebilecek tek cümle; iyi bir tanıtım ve pazarlama sonucu Lavanta ile köyün kaderinin değişmiş olmasıdır. Umarız hep böyle olur.

Dostlarla buluşup pahalı çay ve açlığımızı yatıştırmak için gözlemelerimizi acele ile yedikten sonra bu kez Çivril bölgesine Işıklı gölüne doğru yol alıyoruz.

Denizli’nin revaçta doğal güzelliklerinden biri olan Işıklı Gölü çevresinde turizmi pahalılaştırarak ve yasaklar koyarak geliştirmeyi (!) düşünenlerle konuştuktan sonra yemek için gittiğimi Beydilli Köyü’ndeki mekandan ayrılıp gölün güneyindeki Sundurlu’dan bir kaç kare fotoğraf çektikten sonra dostlarımızla vedalaşıp bizler Denizli’ye onlar Datça'ya doğru yola çıkıyorlardı.

Mor rengin albenisiyle başlayan bir yolculuk her şeye rağmen renklerin büyüsü ile sıcak bir günde gerçekleşmiş olumlu ve olumsuzluklarıyla belleğimize kaydedilmişti.

Daha mutlu ayrılacağımız başka doğa ve kültür gezilerinde buluşmak umuduyla…

YORUM EKLE

banner187

banner186