MÜBADELE

Geçen hafta bu köşemde Yunanistan'ın Midilli adasına yaptığım geziyi anlatırken şu cümleyi de yazmıştım:

"1923 Lozan Antlaşmasının hemen ardından Yunan Krallığıyla varılan mutabakat gereği 1 Milyon 200 Bin Ortodoks Hristiyan Türkiye'den Yunanistan'a ve 500 Bin Müslüman Yunanistan'dan Türkiye'ye zorunlu göçe tabi tutulmuşlardır."

Bu satırları yazdığım esnada şu "mübadele" konusunu açmam gerektiğini düşündüm. İki ülkenin insanlarını ve bilhassa biz Egelileri çok yakından ilgilendiren bu konu hakkında toplumun hafızası gittikçe zayıflıyor ve çok kişiyi artık o kadar da yakından ilgilendirmiyor. Genç nesillerin ilgi alanları çoktan değişmiştir. Tarih kitakları da bu konuyu birkaç cümleyle geçiştirir hale gelmiştir.

Az sayıdaki detayı bile bilmeden öğrenilen bu konu insanları pek duygulandırmıyor ve sanki ticari malların değişimi gibi algılanabiliyor.

Anadolu'da binlerce yıldır yaşayan insanlar arasında çeşitli ırklar olduğunu biliriz ama örneğin Kürtler arasında Kürtçe bilmeyen Kürtlerin de olduğunu, Arapça bilmeyen Arapların olduğunu, Ermenice bilmeyen Ermenilerin, İbranice bilmeyen yahudilerin de olduğunu pek düşünmeyiz. Türklerin arasında Ortodoks Hristiyanların da olduğunu ilkokullardaki, ortaokullardaki ve hatta liselerdeki tarih kitapları yazmaz. Bu insanlar oturdukları kentlere ve köylere üç-beş sene önce gelmemişler, dedeleri dahi orada doğup büyümüştür. Bu Selanik'te de böyledir, Denizli'de de öyledir.

Dikkat ederseniz anlaşmada sadece Rumlar diye yazmıyor, Ortodoks Hristiyanlar sözü geçiyor. Hristiyan olup Rum olmayanlar ve Rumca bilmeyenler de mübadeleye tabi tutulmuşlardır. Bilhassa bunlar Yunanistan'da hem Türk oldukları ve hem de Rumca bilmedikleri için korkunç sıkıntılar çekmişlerdir.

Yunanistan'a gönderilen 1 Milyon 200 Bin Ortodoksa karşılık 500 Bin Müslüman göçe tabi tutulanların evlerine ve mülklerine yerleştirilmişlerdir. Yunanistan'a gidenlerin çok daha sıkıntılı durumlarla karşılaştıkları düşünülebilir.

Edirne ili nufusunun % 33'ünü, Kırklareli % 30'unu, Tekirdağ % 26'sını, Çanakkale % 6'sını, Denizli %1'ini mübadil olarak kaybetmiştir.

Küçükkuyu liman bölgesinde iki heykel vardır: Onlardan biri Atatürk'ün Midilli adasına doğru zeytindalı uzatan tamvücut heykelidir, diğeri ise Girit adasından mübadeleyle gelen bir aileyi tasvir eder. Ellerinde bavulları olan ve adaya sırtını çevirmiş ve yeni denizden çıkmış bir Türk ailesi...

Rumeli türkülerini şahsen hep değişik duygularla dinlerim. Bizim türkülerimizin çoğu yanıktır ama Rumelininkileri ise neşeli olmak istediklerinde bile yürekleri burkar.

Yunan türkülerinde kim bilir Anadolu hangi nağmelere yer verir? Biliyorum ki onlarda bir çeşit türkünün adı "amani" türküleridir. Şu bizim uzun uzun iç çekerek söylediğimiz "aman, amaaaann" sesleri var ya işte onların yer bulduğu türküler... Sözlerin gerisi kendi dillerinden olsa da nakarat kısmında aman amaaaan...

Savaşların kazananı yoktur bence. Kazandığını sananlar da çok şeyler kaybederler. Birinci dünya savaşını İngilizler yürütmüş ve sonunda kendileri hemen hemen herşeylerini kaybetmişlerdir. İkinci cihan harbini Almanlar çıkarmış ve kendileri sefaletlerin en kötüsünü yaşamışlardır.

Kazananların sevinci ve ganimetleri çok kısa ömürlüdür.

Savaşların günahı hırslı ve kötü yöneticilere aittir. Onlar saf insanları heyecana sürükleyip sefalete götürürler. Savaş ateşine atlamak kolaydır ama o yanıkları onarmak o kadar zordur ki! Yaralar ağır acılar ve ağrılar sonunda bir gün iyileşse de izleri hep kalır.

YORUM EKLE

banner187

banner186