MUHARREM AYI VE AŞÛRÂ

İslam tarihinde Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicreti, bir dönüm noktasıdır. Bu maksatla Hz. Ömer halifeliği döneminde hicreti tarih başı kabul etmiştir. Bu tarihten itibaren İslam âleminde 1 Muharrem hicrî takvimin başlangıcı olarak kutlana gelir. Bundan başka Muharrem ayı, birçok ilklerle doludur. Bunlardan birisi, Muharrem ayının 10. gününün ‘aşure’ günü olarak benimsenmesi ve o günün önemine binaen Müslümanların hayır-hasenat yapma bakımından büyük bir faaliyet içinde olmalarıdır

Bundan dolayı dünya Müslümanları Muharrem ayının gündüzlerinde oruç tutmayı ve geceleri manevi dünyalarını zenginleştirme konusunda duyarlılık gösterirler. Bununla da yetinmezler, sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın bir gereği olarak on çeşit nebatattan,üründen oluşan aşure tatlısı yaparak yoksullara ve komşulara dağıtırlar. Müslümanların bu durumu, tam da aşure tatlısını yansıtmaktadır. Nasıl ki, farklı tat, renk ve kokulardan oluşan ürünler bir araya getirilip ortaya güzel bir tatlı türü çıkıyorsa, aynı şekilde, İslam’ın farklı yorum biçimlerini benimseyen Müslümanlar da birlik kalıbı içinde aynı güzelliği gerçekleştirmiş oluyorlar.

Diğer taraftan Muharrem ayının onuncu gününün Müslümanlar nezdinde faziletli kabul edilmesi Allah’ın muharrem ayının onuncu günü, 10 peygambere on ayrı keramet ihsan ettiğine inanılmasına da dayandırılır. Rivayetlere göre, insanlığın ilk atası Âdem (a.s) ve Havva annemizin tevbesi aşura günü kabul edilmiş, insanlığın ikinci atası Nuh (a.s)’ın gemisi Cûdi dağına aşura günü demirlemiş, Hz. İbrahim peygamberin oğlu Hz. İsmail o gün doğmuş; Hz. Yusuf’a hasretinden dolayı Yakup Peygamberin kapanan gözleri o gün açılmış, Hz. Yusuf zindandan o gün kurtulmuş, Eyyub a.s. tutulduğu hastalıktan o gün şifa bulmuş, Hz. Davud’un tevbesi o gün kabul edilmiş, Ninova bölgesine gönderilen Yunus (a.s) balığın karnından o gün kurtulmuş, Hz. Musa’yı takip eden Firavun ve ordusu sulara o gün gömülmüş ve Hz. İsa o gün dünyaya gelmiş ve Allah katına yükseltilmiştir.

Ayrıca Muharrem ayı ve aşure günü Ehl-i kitap olan Yahudi ve Hıristiyanlar tarafından da kutsal kabul edilmiştir. Hz. Peygamber Mekke’den Medine’ye hicret edince bu orucu tutmuşlar ve Müslümanlara da tavsiye etmişlerdir.

Hicretin 2. yılından itibaren Müslümanlar nafile olan bu orucu, ya Muharremin 9. ve 10. günleri veyahut da 10. ve 11. günleri tutmaya başlamışlardır. Öyleyse bizler de sünnet olan bu orucu tutmalıyız. Çocuklarımıza bu günün önemini ve değerini anlatmalıyız

Muharrem ayı denildiği zaman akla gelen bir başka olay da Müslümanları eleme boğan Kerbelâ faciasıdır. Hicri 61. yılda Muharrem ayının 10. günü Hz. Peygamberin, “cennet gençlerinin efendisi” diye nitelendirdiği Hz. Hüseyin (a.s)’ın 55 yaşındayken Kerbelada birçok yakınıyla birlikte aç susuz bırakılarak hunharca şehit edilmiştir. Dünya Müslümanları bu olaydan büyük üzüntü duymuşlar ve hala da duymaktayız. Bir nevi Kerbela olayı, Muharrem ayının maneviyatı üzerine acılar ekmiştir. Bütün Müslümanlar olarak tarihin bu şekilde tekerrür etmemesi için çaba harcanmalı, bugünü ‘yas günü’ ilan etmenin yerine, geleceğe dair güzel duygular beslenmeli ve hayırlı işlerin adımları atılmalıdır.

Yeni Hicri yılımızın, Muharrem ayımızın, Aşure günümüzün ve şu anda idraki içersinde olduğumuz mübarek Cuma günümüzün maddi ve manevi dünyamıza saadetler, hayırlar getirmesini diliyorum.

Selam ve dua ile…

YORUM EKLE