MÜTEAHHİT NEDEN HATA YAPMAKTADIR?

Öncelikle mühendis ve müteahhit arasındaki farkı basitçe açıklayalım. Mühendis oturduğumuz binanın statik ve betonarme hesabını yapan, projelerini hazırlayan kişiyi, müteahhit ise yapım işini yüklenen, inşaatı yapan kişiyi ya da kuruluşu ifade ediyor. Tersi örnekler olsa da müteahhitin ille de mühendis olması gerekmiyor. Bu kısa açıklamaları yapma gereği duyuyorum çünkü müteahhitin kim olduğunu tarif eden yasal bir düzenleme 2018 Türkiye’sinde hala yok. Zaten sorunlarımızın önemli bir kısmı da kimin müteahhit olacağı ya da olabileceği ile ilgili yasal düzenlemenin olmayışından kaynaklanıyor.

Sıklıkla karşılaştığımız bir soru var. Neden deprem bizim ülkemizde bu kadar büyük hasara sebep oluyor da Japonya, Amerika gibi diğer deprem ülkelerinde bu kadar büyük hasarlar oluşmuyor. Erzincan’da, Bingöl’de, Dinar’da, Gölcük’te, Düzce’de ve Van’da yaşadığımız deprem felaketleri sadece eskiden kalma 1 veya 2 katlı yığma yapıların değil, daha sonradan yapılan çok katlı betonarme yapıların da önemli ölçüde hasar gördüğünü bizlere gösterdi. Üstelik çok fazla kişinin barınmasına imkan veren ve sonradan yapılan apartman türü bu yapıların daha riskli olduğunu ve çok sayıdaki can kayıplarının asıl bu tip binalarda oluştuğunu bizzat yaşayarak öğrendik. Depremlerden sonra hasar gören bölgelerde yaptığımız incelemeler, yıkılan binaların çok büyük bir çoğunluğunda beton dayanımının son derece düşük olduğunu açığa çıkarmıştır. Pamukkale Üniversitesi olarak Ege bölgesinde incelediğimiz binalardan aldığımız binlerce karot numunesinin test sonuçları, beton dayanımlarının 8-12 MPa arasında değiştiğini göstermiştir. Hâlbuki bugün yeni binalarda dökülen betonların basınç dayanımları 25-30 MPa arasında değişmektedir. Eski ve yeni binaların beton dayanımları arasındaki 3-4 kata varan bu fark, eski binaların yapımı ile ilgili ciddi yanlışlar yapıldığını ve önemli sorunlar bulunduğunu bize göstermektedir. Yine sözünü ettiğimiz depremlerden sonra yapılan incelemeler sadece beton kalitesinin değil, işçilik kalitesinin de son derece yetersiz olduğunu açığa çıkarmıştır.

“BELEDİYELER HEP BU SÜREÇLERİ GERİDEN TAKİP EDEBİLDİLER, KAÇAK YAPILAŞMANIN ÖNÜNE GEÇEMEDİLER”
1950’li yıllardan sonra köyden kente göçün hızlanması ve şehirlerin nüfusunun hızla artması, çok katlı betonarme binalara duyulan ihtiyacın adeta patlamasına sebep olmuştur. Bu ihtiyacı karşılamak amacıyla çok sayıda çok katlı betonarme bina 1950’li yıllardan itibaren hızla inşa edilmiştir. Bir deprem ülkesi olan Türkiye’de depreme dayanıklı betonarme binaların nasıl inşa edilmesi gerektiğini düzenleyen şartnamelerin hazırlanması ise 1960’lı yılların ikinci yarısında ancak başlayabilmiştir. Bu kapsamdaki yönetmelik çalışmaları 1975 yılında son şeklini almış ve yaklaşık 25 yıl yürürlükte kalacak olan 1975 tarihli deprem yönetmeliği yayınlanmıştır. Bugün yürürlükte olan deprem yönetmeliği 1975 yılında yürürlüğe giren yönetmelik ile karşılaştırıldığında çok daha ağır koşullara sahiptir ve çok daha fazla detay içermektedir. Üstelik o dönemin Türkiye’sinde ne projelerin yönetmeliğe uygun yapılıp yapılmadığını kontrol edecek, ne de yapılan inşaatın projeye uygun olup olmadığını denetleyecek bir yapı denetim sisteminin olmadığını da özellikle belirtelim. Bunun da ötesinde 17 Ağustos depreminde ortaya çıkan ağır hasar, bir deprem yönetmeliğine sahip olmanın o yönetmeliğin uygulanmasını hiçbir şekilde garanti etmediğini bize gösterecekti.

Köyden kente göçün tüm hızıyla devam ettiği bu dönemlerde, yerel yönetimlerin artan konut talebine cevap verebilmek için arsa üretmesi, şehirlerin büyümesi ile sonuçlanacak bu süreçlere öncülük edebilmesi gerekirdi, ama olmadı. Belediyeler hep bu süreçleri geriden takip edebildiler, kaçak yapılaşmanın önüne geçemediler. Çoğu zaman siyasi popülizmin de etkisi ile görmezden gelinen ve pek çoğu da kaçak olarak yapılan milyonlarca yapıyagöz yumdular. Neticede 2000’li yıllara geldiğimiz zaman nasıl yapıldığı belli olmayan, projesi olup olmadığını bile bilmediğimiz, üstelik de çok katlı betonarme yapılardan oluşan kent siluetlerine sahip olmuş durumdaydık. Ortaya çıkan bu manzarada kuşkusuz müteahhitler önemli bir paya sahipti.

“MÜTEAHHİTLİK YAPMAYA SOYUNANLARDAN HİÇBİR BELGE İSTENMEMİŞTİR”
Müteahhitlik mesleğinin tanımını, sınırlarını ve sorumluluklarını tarif eden hiçbir yasal düzenlemenin olmayışı, biraz sermayesi veya çevresi olan herkesin müteahhitlik yapabilmesine imkan vermiştir. Devlet berber dükkanı açmak isteyen vatandaştan bir sürü sertifika ve belge isterken, müteahhitlik yapmaya soyunanlara senelerce hiçbir şey sorulmamış, hiçbir belge istenmemiştir. Bugün kullanılmakta olan birçok bina senelerce sabahın altısında işçi kahvelerinden toplanan ve yevmiye usulü ile çalıştırılan insanlarla yapılmıştır. Uzmanlık yok, yasal sınırlar ve kurallar yok, mühendislik yok ve en önemlisi de sen ne yapıyorsun, nasıl yapıyorsun diye kontrol eden ve soran da yok. Çok uzun bir süre bu şekilde devam eden yap-sat sektörü, bugün bir deprem olursa ne olur diye endişe ettiğimiz riskli kent dokularının önemli bir bölümünün oluşmasının da sebebidir.

BUGÜN İSE HERKES MÜTEAHHİTLİĞE SOYUNUYOR…
Bir noktaya açıklık getirelim, amacımız müteahhitlerive müteahhitlik mesleğini günah keçisi haline getirmek ya da kötülemek değil. Sonuçta bu mesleğin ve bu manzaranın ortaya çıkışının esas sebebinin toplumun ihtiyaçları ve talepleri olduğunu görmek zorundayız. Bugün İstanbul, İzmir gibi göç alan şehirlerimizin önemli bir bölümü ruhsatsız yapılardan oluşuyorsa, buradaki bütün suçu müteahhitlere atarak bu işin içinden çıkamayız. Ki zaten işini hakkıyla yapan, yıllarını bu işe vermiş, kurumsallaşmasını tamamlamış ve pek çok mühendise istihdam imkanı veren müteahhitlik firmalarının da hakkını yememek gerekir. Asıl sorun iş bu noktalara gelirken devletin ne yaptığı, ya da yapmadığı ile ilgilidir. Son 15 yılda inşaat sektöründe yaşananları takip eden herkes, ne demek istediğimizi kolaylıkla anlayacaktır. Adına beton ekonomisi dediğimiz ve inşaat sektörüne uzun zamandır hâkim olan “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” anlayışı artık sürdürülemez bir hale gelmiştir. Çoğu kişi bu dönemi inşaat sektörünün büyümesi olarak ifade etse de ben her zaman bunun bir büyümeden ziyade şişmanlama olduğunu dile getirdim. Bugün geldiğimiz nokta ne yazık ki beni haklı çıkarıyor.

Denizlili dostlarımızı iyi hatırlayacaktır. Bir zamanlar eline üç kuruş para geçiren herkes tekstilci olurdu. Bugün ise herkes müteahhitliğe soyunuyor. Pidecisinden doktoruna, öğretmeninden esnafına eline üç kuruş para geçiren herkes müteahhit olmuş, yap-sat işlerine dalmış durumda. Söz konusu ucuzcu ve kalitesiz merdiven altı müteahhitlik anlayışı ile rekabet etmek zorunda kalmak, yıllardır bu mesleği hakkıyla yapan, kadro ve ekipman altyapısınıtamamlamışmüteahhitleri ve müteahhitlik firmalarını zor durumda bırakıyor ve rahatsız ediyor.Bugün ülkemizin bir müteahhitlik yasasına sahip olması gerektiğini ısrarla vurgulayan ve dile getiren de zaten bu türden işini düzgün yapmaya çalışan ve bu sektörde kalıcı olmak için mücadele eden firmalar.

Elbette ki bugünün Türkiye’si ile 1970’li ve 80’li yıllardaki Türkiye’yi karşılaştırmak hata olacaktır. İyi-kötü bir yapı denetim sistemine sahip olmamız, hazır beton teknolojisine geçmemiz, bilgisayar programları ile daha ayrıntılı hesaplar yapabiliyor olmamız bugünün Türkiye’sinin avantajları. Ama bugün dahi ülkemizin bir müteahhitlik yasasına sahip olmayışı, isteyen herkesin elini kolunu sallayarak müteahhitlik yapabilmesine imkan veriyor.Bugün 80 milyonluk Almanya’da 3800, Artık bir  müteahhitlik yasası çıkartmak gerekiyor…


Avrupa’nın tamamında ise 25 bin civarında müteahhit bulunurken, sadece İstanbul Ticaret Odasına kayıtlı 60 binden fazla müteahhit oluşu, ne demek istediğimizi gayet net bir biçimde açıklıyor aslında. Mühendis neden hata yapıyor sorusuna cevap ararken, piyasaya bu kadar çok mühendis pompalayan mevcut sistemin hatalara davetiye çıkardığından bahsetmiş ve devletin öncelikli motivasyonunun daha kaliteli mühendis yetiştirmek değil, daha çok sayıda mühendis yetiştirmek olduğunu vurgulamıştık. Benzer durum müteahhitlik sektörü içinde geçerlidir. Bu kuralsızlığın ve sayısal çokluğun sektörü götürdüğü vasatlık ve kalitesizlik, müteahhit neden hata yapıyor sorusunun da cevabıdır aslında. Asıl üzücü olan ise devletin bu sıkıntıyı biliyor ve görüyor olmasına rağmen, TOBB gibi köklü kuruluşlarının çağrılarına rağmen hiçbir adım atmayışı ve hiçbir şey yapmayışıdır. Takip edilen politika, bu keşmekeşliği iç piyasayı canlı tutmanın ve inşaattan beslenen pek çok sektörü harekete geçirmenin bir yolu olarak görmektedir.Böylelikle iç tüketim canlı tutulmaya çalışılmaktadır. Yapılan tercihlerin faturası ise ancak 17 Ağustos gibi felaketler yaşandığı zaman ortaya çıkmaktadır. Artık bir Müteahhitlik yasası çıkarmadan, elini kolunu sallayan herkesin müteahhit olmasına imkan veren bu düzeni ortadan kaldırmadan “müteahhit neden hata yapmaktadır” sorusunu ortadan kaldıramayacağımızı anlamamız gerekiyor.

(Yarın - Yapı Denetim neden hata yapmaktadır, Vatandaş neden hata yapmaktadır sorularına cevap aramaya çalışacağız…)

YORUM EKLE

banner21

banner124