“NEDEN ÜRETEMİYORUZ? BUNU KONUŞMAK, TARTIŞMAK LAZIM!”

Gazeteci arkadaşımız Seval Uysal’ın, sosyal medyada açtığı “DENİZLİ DÜŞÜNCE KULÜBÜ’nde, Çin Halk Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı dönemde kullanılan “Yüz çiçek açsın, bin fikir yarışsın” sloganı hayat buluyor…

Denizli Düşünce Kulübü’nde, sanayici Aykut Gökşin ve Denizli’de hidrotekniğin uzmanı sanayici Faruk Alyaz’ın ABD dolarının hareketlenmesi üzerine sosyal medyada tarihe düştükleri notu çok önemsedim…

AYKUT GÖKŞİN’İN YAZISI…

“Halkımızın bankalardaki döviz birikimi çok büyük rakamlara ulaşmış. 182 milyar dolar.
Halkımızın bu yönelişi kabul edilemez, ayağımıza kurşun sıkmak gibi bir yaklaşım. Derhal vazgeçmeliyiz.
İzninizle gerçekleri, doğruları ve iyileri kavrayabildiğimiz kadar belirtmek isterim.
1-Mümkünse tl mevduata dönmeliyiz.
2-Eğer bunu kişisel olarak zararımıza görüyor isek Altın alarak kendimizi dövizle aynı ölçüde koruyabiliriz. Çünkü zaten dolar yükseldiğinde altının tl karşılığı yaklaşık aynı oranda yükseliyor.
Kendimiz açısından ha altın ha dolar fark etmez.
(altının dolar değeri sabit sayabiliriz)
Bu durumda altına dönmemizde dövize kıyasla kaybımız yok.
Bu kendimizi koruma aracını kullanmayıp döviz stoklamak ülkemiz için çoook zararlı ve bu Amerika köpeğinin ekmeğine yağ sürmek...
Ayrıca enflasyon yoluyla kendimiz dahil tüm milletin cebine zarar vermek.
Hatırdan çıkarmayınız ki; bu Amerika şeytanı her geçen gün artırarak ülkeme saldırıyor... Ülkem çok kayba uğruyor.
Geliniz dolarlarınızı satarak Altına dönünüz dostlar.. kaybınız yok...Doların uluslararası dolar fiyatı düşmedikçe sorun yok, kaldı ki; bu düşmeye karşı da yan tedbirler var...
Bu konu hükümet meselesi değil, iktidar meselesi değil...
Amerikan haydutunun menfaatine işlerle ülke muhalefetinin güçlenmesinin değeri yok. İktidarın güçlenmesinin hiç değeri yok..
Milli kazanç önemli…
Türkiye Cumhuriyeti kaybediyor, fakirleşiyoruz..
Lütfen tekrar düşünelim…
Şahsi kaybımız yok, ülkem kazanacak. Birikimi olanlar Dolar satıp altın almalıyız. Altın hesabı yoluyla alış satış arasında fark ödemeden de bunu yapabiliriz.
Bazı dostlar çok farkında olmayabilir. Ülkem şu anda Amerika ile gerçekten savaş halinde ve korkarım savaş kısa sürede bitmeyecek..”

Aykut Gökşin, “Mümkünse tl mevduata dönmeliyiz” diyor… Bu sesleri Ankara duyacak mı?

Sanıyorum duyacaktır…

Yapıcı öneriler her zaman beklenen ilgiyi görecektir…

“TÜRKİYE’NİN MESELESİ; ÜRETEMEMEKTİR!”

İşadamı abimiz Faruk Alyaz’da, “ABD Alçak, Namussuz, Madrabaz" demek çok kolay !..” başlıklı yazı ile Aykut Gökşin’in yazısına katkıda bulunuyor…

İşte Alyaz’ın yorumu:

"ABD Alçak, Namussuz, Madrabaz" demek çok kolay !..”

"Biz ne üretiyor da, Dünya alemine ne katkımız oluyor" diye bir kafa yorsak olmaz mı ? ABD en iyi beyinleri alıp, teknoloji üretip, bu teknolojileri, bizim gibi, tembel, laf salatasından başka bir şey bilmeyen ülkelere önce bedava veriyor…

Oh ne ala memleket değil mi?

Ancak; bedavadan pahalı hiç bir şeyin olmadığını ne yazık ki bilemiyoruz…

Örnek; Navigasyon sistemi, ne güzel değil mi?

Whatshap ne güzel değil mi?

Android ya da Iphone yazılımları ile çek fotoğrafı gönder, ne güzel değil mi? Bu çok büyük uğraş ile elde edilenlerin şimdilik hepsi, Hem de bedava!!!!

Bakın arkadaşlar, üretemeyen bir ülke olduk…

NEDEN ÜRETEMİYORUZ? BUNU KONUŞMAK, TARTIŞMAK LAZIM!

Bu gün Türkiye de; her köşe başında görev başında, ekran başında, tartışmalarda hep Avukatlar var!

Politikada da hep avukatlar var.

Konuşan, akıl veren hep onlar…

Oysa Türkiye’nin meselesi; ÜRETEMEMEKTİR !

Nerede çiftçiler?

Nerede üreten Kobiler?

Nerede üreten işçiler ?

Nerede; Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Turgut Özal gibi mühendisler?

Nerede üreten anneler, fedakar kadınlarımız?

Nerede bunlar? Neden konuşan, yöneten bunlar değil!...?

Arkadaşlar, bu üretim işinden avukatlar, topçular, popçular anlamaz! (Hepsine, mesleki alanlarında saygım sonsuz)

Bırakın konuşmayı, ülke hızla üretmeli ve israftan kaçınmalıdır.

Şu Ramazan mübarek gün de, herkes zenginliğini ve şatafatını gösterme gayreti ve çabası içinde, tam bir lâle devri yaşıyoruz!..

İsraf ve şaşağa almış başını gidiyor. "Komşusu aç iken yatanlar benim ümmetim den değildir" diyen yüce dinimiz de… Bu yaşam tarzımızı kabul etmez!

Katma değer üreteceğiz ve biz de, biz Müslümanlar da, insanlığa, hayatı kolaylaştıracak, uçak gibi, uydular gibi, her neyse bir şeyler üretmeliyiz…

En azından bu güzelim coğrafyamızda, adam gibi karnımızı doyurabilmeliyiz!..

Saygı ve sevgilerimle…”

NAZIM’I DÜNYA TANIYOR…

Sosyal Medyada dolaşan bir hikayeyi sizinle paylaşmak isterim… Doğumumuzdan ölünceye kadar hepimizin başından hikayeler geçer… Hikaye ünlü şair Nazım Hikmetle dönemin Adalet Bakanlığı müfettişi arasında geçer…

İşte hikaye;

‎Bursa Cezaevi denetimine Adalet Bakanlığı’ndan bir müfettiş gelir.
Bir kaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:

“- Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir?” der. Nazım’i odaya getirirler.
Müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş Nazım’ı tepeden tırnağa süzer ve:
“-Demek Nazım Hikmet sensin”, der. Nazım’a oturması için yer göstermez.
Kısa bir konuşma sonrası, “Gidebilirsiniz” der.

Nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:

“-Ömer Hayyam adını duydunuz mu?” diye sorar. Müfettiş hemen atılır:

“-Kim bilmez ki Hayyam’ı”
Nazım: “-Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi?” diye sorar.

Müfettiş şaşırır. Nazım konuşmasını sürdürür, “Görüyorsunuz, sanatçıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız. Yıllar sonra beni dünya anımsayacak, ama dönemin Adalet Bakanını ve sizi kimse anımsamayacak” der ve çıkar
Müfettiş yaptığı yanlışı anlar, Nazım’ı geri çağırır ama Nazım koğuşunun yolunu tutmuştur, asla geri dönmez.

“ŞİFRE HABER’E BAŞARILAR DİLERİZ…

Arkadaşımız Bülent Öztürk’ün Hürriyet Haber Ajansı ile başlayan Gazetecilik yolculuğu, “Şifre Haber” sitesi ile devam ediyor… “Şifre Haber” sitesinin duyurusunu “KÖYÜN ‘DELİSİ’ GERİ DÖNDÜ(!)” başlığı ile duyuran arkadaşımız Bülent Öztürk, “Uzun bir zaman oldu Denizli’den ayrı kalalı… Denizli’den ayrı kaldık; ama mesleğimizden asla… İyi de oldu aslında… Değişik tecrübeler ve dostluklar edindik, 6 yıl boyunca ülkemin değişik illerinde… Döndük geldik yuvam bildiğim, beni ben yapan, Allah’ın bezenerek var ettiği, her türlü nimetini taçlandırdığı güzel Denizlimize… Sanki hiç ayrılmamışcasına, gerisin geri kucakladı beni bu şehrin yüreği temiz insanları… Hatta, beklentimin çok çok üstünde bir özlemle, değer verişle ve samimiyetle… Şimdi bana düşen, 37 yıl boyunca hayata geçirdiğim tüm medya projelerinde, beni yalnız bırakmayan, en zor anlarımda bile desteğini esirgemeyen bu ilin insanlarına, benim de bir gazeteci olarak üstlenmem gereken sorumluluğumu yerine getirerek, yine ve yeniden her türlü pisliğe, satılmışlığa, haksızlığa karşı her ne pahasına olursa olsun kalemimle mücadele etmek olacaktır.

Beni bilenlerin, iyi bildiği gibi…” diyor

Denizli’de internet haberciliğine farkı bir soluk getiren şifreleri çözmenize yardımcı olacak olan farklı bir ufuktan pencere açmamıza sağlayan DGC Onursal Başkanı Bülent Öztürk’e başarılar dilerim…

ŞİMDİ TİYATRO ZAMANI “BİR BABA HAMLET”

Sanatçı Şevket Çoruh ve Murat Akkoyunlu'nun oynadığı "Bir Baba Hamlet" oyunu Denizli’de sanatseverlerle buluşuyor… 30 Mayıs 2019 Perşembe günü saat 21:15’de Ziya Tıkıroğlu Açık Hava Tiyatrosu’nda sahnelenecek olan Hamlet’in biletleri TAÇEV (ÇINAR) - LOQQUM CAFE (Teraspark Alt Yolu) ve GSM (0 555) 059 61 50 numaralı telefondan temin edilebilir. İyi seyirler dilerim…

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 1537’İNCİ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Loadikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor… Denizlililerin “Pamukkale ve Laodikya’nın Geliri Denizli’de Kalmalıdır” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz…

PAZARTESİ’NİN SÖZÜ:

“Türkiye’nin güvenini amaç edinen, hiçbir başka ulusun aleyhinde olmayan bir barış yolu, her zaman bizim ilkemiz olacaktır”

Mustafa Kemal ATATÜRK

YORUM EKLE
YORUMLAR
muzaffer arıcı
muzaffer arıcı - 3 hafta Önce

çok güzel bir yazı olmuş

banner21

banner124